You are here:
Zor İşlerin Adamı PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 13 Şubat 2012 00:57

Ali VAROL

"Her kim ki ola bu sırra mazhar,
Bırakır dünyada ölmez bir eser."

Demirci Hacı Mehmet Amcayı kaybettik. Önceden Demirci derlerdi. Hacıya gidip geldikten sonra "Hacı Amca, Hacı Abi" demeye başladık. Yeni kuşak ise onu "Bakkal Amca" olarak tanırdı.

Benim çocukluğumda Hacı Amcanın evi, oğlu Ahmet'in evinin olduğu yerdeydi. Evin alt katı demirci dükkânıydı. Neler hatırlıyorum o günlerden? Ne olur bir demirci dükkânında?

Dükkânın ortasında bir körük; körüğün önünde kömür doldurulup yakılan saksı gibi derince bir ocak...

 İlkin bu ocakta kömürler tutuşturulur, sonra başlanır körük çekilmeye. Körük çekilince kömürler öyle bir kızarıp ısı verirler ki, içine atılan demirler kızarıp hamur gibi yumuşak hale gelirlerdi.

Yumuşayan demirleri de demirci maşasıyla alır, örsün üzerine koyar, çırağıyla beraber "tik, tak, tik, tak" döver, demire istediği şekli verirdi. Usta demirci kızarıp yumuşamış demiri ocaktan maşa ile alıp örsün üzerine koyunca çırak körük çekmeyi hemen bırakır, orada hazır olan külüngü alır, ustasıyla beraber kızıl demiri tik tak tik tak dövmeye başlardı.

Bu tik taklar çok önemlidir. Usta olan demirci "tik" diye ses çıkaran çekicini hamur gibi yumuşak  demire vurunca Çırak demirci de "tak" diye onun vurduğu yere külüngünü vurmalıdır. Çırak külüngü aynı yere vurmazsa çalışma verimli olmaz, ustanın işi uzar. Birkaç ısıtma sonunda ortaya çıkan demir alet tezgâh üstündeki mengeneye sıkıştırılarak törpü ve eyelerle düzeltilir, keskinleştirilirdi.

Şekillenen demir alet tekrar ısıtılır ve ağaç bir tekne içerisindeki esmerleşmiş suya batırılarak aletin ağzına "su verilirdi". Su verilince aletlerin ağızları sertleşir ve daha dayanıklı olur. Bir de hatırladığın iki demiri birbirine kaynatma sırasında köy civarından çıkarılmış tuz taşlarından sürterek elde edilen un halindeki "tuz taşı unu" kullanılıyordu. Demircinin çıraklığını ilkin Süleyman ağabeyi yapıyordu, sonradan çocukları yapmaya başladı.

O körük çekilince kömürlerin içindeki demirin kıpkırmızı kalmasınısonra da çırakla beraber tik tak dövülerek şekillendirilmesini izlemek ne kadar zevkli olurdu bir bilseniz...

Yıllarca köylülerimizin kazmasını, küreğini, nacağını, baltasını, keserini, tahrasını, eğridemirini, orağını, sabanını, pulluğunu yapmışlardı. Ağzı kütelen demir araçların ağzını yülemişlerdi. O nedenle ona Demirci Mehmet derlerdi. Ocakta yaktığı kömürleri de ardıç ve andız ağaçlarından kendileri çıkarırlardı.

Demirciliği sırasında kömür yakmak, kireç ocağı açmak, kiremit pişirmek gibi ateşle, sıcakla iç içe olan ter dökmeden olmayan işler de yapmıştı. Köydeki bazı eski evlerde onun yaptığı kiremitlerden hala varmış.

Kireç yakmak, kiremit ocağı açmak, demircilik... Bunlar ateş karşısında ter dökülerek yapılan zor işler. Zor ama Demirci Mehmet o zamanlar genç. Zoru sever. İş ondan korkar. Derken bir zaman sonra gençlik mi geçti, yorulmaya mı başladı marangozluk yapmaya başladı. Demire şekil vermesini bilen kişiye ağaca şekil vermek zor gelmedi her halde. İlkin el aletlerini aldı derken bir gün baktık bir marangoz planyası kurmuş evinin önüne. Başladı köyde ihtiyacı olanlara kapı, pencere, tavan,

taban yapmaya.

Bir zaman sonra gördük ki Demirci Mehmet Amca bir bakkal dükkânı açmış... Seneler sonra baktık ki Hacı amca bakkalı da bıraktı deredeki bahçesinde meyve, sebze yetiştirmeyle uğraşmaya başladı.

Demirciliği sırasında olsa gerek, "Kuran Dili Alfabesi" adlı bir kitabın yardımıyla eski yazıyı da öğrenmişti. O zamanlar ilkokulu yeni bitirmiştim. Bu alfabeyi dükkânın bir köşesinde gördüm. Kitaplara, kitap okumaya meraklıydım. Kitabı alıp baktım. Kuran okumayı öğreten bir alfabe idi. Türkçe ile açıklamalar yapılmıştı. İlgimi çekti. Kuran okumayı öğrenmek bu kadar kolaysa ben de öğrenmeliydim. Çekinerek istedim:

"Bu kitabı bana ödünç verebilir misin?"

"Ne yapacaksın?

"İncelemek istiyorum."

"Neyi inceleyeceksin?"

"Bu kitapla insan Kuran okumasını öğrenebilir mi?"

"Öğrenir."

"Ben de öğrenmek isterim, N'olur biraz müsaade et."

"Yarına kadar."

"Tamam, yarına kadar. Çok sağ ol!"

Kitabı alıp akşam eve geldim. O zamanlar çoğumuzun evinde elektriği geç, gaz lambası bile yoktu. Akşam çıra ışığında başladım incelemeye. Hayret arpça alfabesi o kadar da zor değildi. Mantığını kavramış, okumaya başlamıştım. Hemen bir deftere harfleri, işaretleri, ilk alıştırmaları yazdım. Demirci amca alfabeyi yarına kadar vermişti ama benim de işime yaramıştı. Bir akşam kalması benim işimi görmüştü.

Sonraki gün alfabeyi götürüp verdim. Sordu:

"İnceledin mi?"

"İnceledim."

"Anladın mı bir şey?"

"Anladım."

"Okuyabiliyor musun?"

"Okuyorum."

Alfabeyi açtı. Türkçe karşılıklarını eli ile kapattı.

"Oku bakalım!"

Ben başladım okumaya. Demirci amca şaşırmıştı. Hiç beklemiyordu demek ki. Sevinmişti de.

"Aferin!" dedi, "Aferin. Be ha öylesine bakacaksın sandım da ondan yarına kadar, demiştim. Sen bu işe isteklisin. İstersen alfabe birkaç gün daha sende kalabilir."

"Sağ ol, çok iyi olur."

Kitabi aldım Birkaç günlüğüne ödünç verdi. Gündüzleri davar güdüyordum. Akşamları çıra ışığında alfabenin tamamını başka bir deftere yazdım Sonra götürüp geri verdim. Bana tekrar okuma yaptırdı.

Onun vesilesi ile Kuran yazısını öğrenmiştim. Ben sevinçliydim. Buna o da sevinmişti.

Başkalarına yardımcı olmayı, iyilik yapmayı severdi. Böylesine değişik işler yapmış bir adamdı.

Şimdi ne demek gerekir böyle yetenekli, farklı adamlar için? "Beş parmağında beş hüner." Demek yeter mi?

Yapacak bir şeyi olmamak, boş, işsiz kalmak, işe yaramamak duyguları insan ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapar. Yeni bir şey öğrenmek, yeni bir şey denemekle ilgili (günümüzde tam doğru olmasa da) atalarımızın bir sözü vardır: "Zanaatın en kötüsü saz çalmakmış; onu bile öğrenip bir kenara koymak gerekirmiş." Hacı amca hiç boş kalmamıştı. Her zaman yapacak bir iş bulmuştu. "Şunu yapamaz mıyım acaba?" dememişti. Denemişti ve yapmıştı. "Yapacak işi olan kötülük düşünmeye vakit bulamaz." derler. Hacı Amca da kimseye kötülük yapmayan ardından iyi yanlarını hatırlayacağımız bir insandı. Burada saymakla bitiremeyeceğimiz o kadar çok iyi yanları vardı ki...Onu devamlı iyilikleri ile hatırlayıp anacağız. Nur içinde yatsın.