You are here:
Aldürbe'den Selam Getirdik PDF Yazdır E-posta
Pazar, 14 Haziran 2009 09:57

Aldürbe'ye Moral Ziyareti...

13 Haziran Cumartesi sabahı erkenden İbrahim Koç, Hüseyin Kara, Kara Osman'ın Mustafa Koç, Ali Kara ve Hasan Hüseyin Aslan'la birlikte yola çıktık. Manavgat'ta yeğenim Mehmet Kocaakça ile öğretmen Hüseyin Koç da katıldı bize. Bizima arabayı Manavgat'ta bırkarak Aldürbe'nin yolunu tuttuk. Keşke Mehmet Arslan da yanımızda olsaydı...

Yol boyunca sevgili Ali Kara'nın ve Hasan Hüseyin'in maceralarını dinledik. Mehmet Aslan ne derse desin, Ali Kara'nın anlatım ustalığıyla güldürme yeteneği ve Hasan Hüseyin'in ciddi ciddi anlattığı yaşanmış komik hikayeler, hepimizi  gülmekten kırdı geçirdi. Çok keyifli bir yolculuk yaptık.

Ama bu gezide bir kişden daha söz etmem gerekiyor: Bünyamin... Onu anlatmazsam haksızlık etmiş olurum. Çünkü bizi yaylaya Bünyamin götürüp getirdi.

Doğrusu bu isimde bir Ahmetlerli olduğundan bile haberim yoktu. İlk tanıştırdıklarında şaka yollu; " Kim bu genç, bu da Türk mü?" diye takıldım. Yani bu da bizlerden mi anlamına geldiğini anlayıp gülüştüler. "Evet bu da Ahmetlerli." dediler. Ama Bünyamin'i hepimiz çok sevdik. Hem kaptanlığımızı yaptı hem de her noktada üşenmeden durarak yollarda istediğimiz gibi fotoğraf çekmemizi sağladı. Temiz yüzlü güzel bir genç. Askerden izinli gelmiş. Yakında izni bitecek ve Şırnak'ta 6 ay daha askerlik yapıp gelecek. Ona, gezimize yaptığı katkı ve yollarda bize gösterdiği anlayış nedeniyle teşekkür ediyor; kısa zamanda teskeresini alıp dönmesini diliyoruz.

Merhaba Yayla Yolları... 

Akseki'ye kadar herşey olağandı. Ama Akseki'den doğuya dönüp, karşımızda dikilen güneşe karşı yol alırken herkesin heyecanı arttı. Çimi'ye doğru yaklaştığımızda yol boyunca bir sarı çiçek denizi oluşturan borcakları görmeliydiniz. Sarı çiçeklerin önünde durup fotoğraflar çektik.

Çimi'nin içinde Mehmet Arslan'ın ÇİMİ SEDDİ benzetmesi aklıma geldi. Ama burası nasıl bir ÇİMİ SEDDİ'yse ortalıkta kiimsecikler yoktu. Sanki burada kimse yaşamıyor gibiydi. En azından köyün içinden geçerken asık yüzlü insanların bize ters ters bakacaklarını sanıyorduk. Açık olan meşhur "Demir Kapı" dan geçerken içimizde garip bir duygu oluştu. Çünkü biliyorduk ki bu kapı sadece Ahmetlerliler'le pazarlık ve engelleme amacıyla yapılmıştı. İyi ama neden gerek duyulmuş buna? Bu köyde doğru dürüst yaşayan nüfus bile yok. "En çok 50 kişi vardır." dediler. Üzüldük; biz yayladaki herşeyi onlarla paylaşmaya bile hazır olduğumuzu söylerken onların köyden geçen yolu bile paylaşamamış olmalarını bir türlü anlayamıyorduk. Bu kapı, gururumuzu incitmekteydi.

Demir kapıyı görmek için aşğıdaki linke tıklayın:

http://picasaweb.google.com/ahmetlerfoto/CimininDemirKapS# 

*** 

Çimi'yi çıkınca yayla boğazına uzanıyorsunuz. Yol boyunca uzanıp giden yeşilliği ve rengarenk çiçekleri hayranlıkla izleyip bir an önce Aldürbe'ye ulaşmanın hayalini kuruyorduk. Ufukta görülen karlı dağlarda ne varsa bu görüntü herkese bir mutluluk serpiyordu. "Çandır Sırtı'nı görüyor musunuz?" diyene mi bakarsınız, "Bu yolları ben de çok iyi hatırlıyorum." diyene mi; "Karamuklar nerde?" diyene mi?

Yol boyunca kimbilir kaç yerde durarak çok çok fotoğraf çektik. Bu fotoğrafları sitede sizlerle paylaşacağımızdan kuşkunuz olmasın. Doğa o kadar canlı ve renkliydi ki sanırım en uygun mevsimde gelmiştik buraya. Yollarda gördüğümüz manzara herkesi  büyüledi. Renkler bu kadar canlı, bitki türleri bu kadar çok... Yayla Boğazı adeta bir doğal botanik bahçesi gibiydi.

İşte size Yayla Boğazı... Aşağıdaki linki tıklayın:

http://picasaweb.google.com/ahmetlerfoto/YaylaBogaz# 

*** 

Derken önümüzde dimdik duran Arataşı. Yani tarih boyu adımızın geçtiği Ahmetler Yaylasının tapudaki sınır taşı. Kocaman bir kayadan oluşan yüksekçe bir tepe. İşte o tepenin ardına dolanınca Aldürbe'ye ulaşacağız. Yollarda kalem gibi su akan küçük çeşmeler ve kuyular var. Adım bışı arıcılar, kovanların başında dolanıp duruyorlar..

Hiç zaman kaybetmeden tepeye, Aldürbe Gediği'ne çıkıtık.  Bünyamin  bir şey demeden arabayı durdurdu. Hepimiz indik. Sabahın erken saatlerinde güneş karşıdan gelse de adını dilimizden düşüremediğimiz Aldürbe düzlüğü önümüzde yeşil bir halı gibi seriliydi. Ama tam tepeye çıkarken sağ taraftaki kocaman kayaların üzerine kırmızı boyayla yazılan AHMETLER YAYLASI çok etkileyiciydi. Demekki "Ahmetler Yaylası" sadece haritalara ve kalplere değil, dağlara taşlara da yazılmış.

İki Mustafa Koç; Kara Mustafa Koç'la ikimiz, sanki birisi bu manzarayı elimizden alacakmış gibi merak ve aceleyle silahlarımıza sarıldık. :)) Bizim fotoğraf makinelerimizden başka silahımız mı var sanki. Durmadan fotoğraf çekmeye başladık. İkimiz de gazetelerin sabah baskısına resim ve haber yetiştirece muhabirler gibiydik. 

İşte Aldürbe Resimleri:

http://picasaweb.google.com/ahmetlerfoto/Aldurbe13Haziran2009#  

*** 

Aldürbe çeşmesinin önünde bizi köylüler karşıladı. Girişte Saraçlı'dan bir sürü dışında bir tane bile yabancı mal görmedik. Hani Çimi'nin sürüleri? "Bu yayla bize lazım" diyerek yıllardır komisyonu kandıranlar nerdeler? Çimi'de yaşayan insan yok ki çobanları, sürüleri olsun!

Her neyse, sonuçta yaylaya gelir gelmez adım başı köylülerimizle karşılaşınca bizler de çok sevindik. Bu gezinin asıl amacı aslında Akseki'den gelen Jandarmayla moralleri bozulan çobanlara destek olmaktı. Onlara; "Sakın buraları terk etmeyin!" diyecektik. Nitekim aldürbe girişinde karşılaştığımız köylülerle bu konudaki düşüncelerimizi anlattık.

Burada karşılaştığımız herkes bizden bir haber bekliyor gibiydi. Bu şeklde toplu olarak yaptığımız ziyaret onlardaki tediginliği kaldırdı. Geçen hafta gelen Jandarmaların sanki Çimi'inin özel koruma gücü gibi haksız olarak sadece gözdağı vermek ve yıldırmak için getirildiğini, amaçlarının buradan çıkarmak olduğunu ve buradan hiçbir yere gitmemelerini ve komisyonun kararıyla herşeyin düzeleceğini anlattık. Bu ziyaretin yayladaki köylülerimizi bu kadar rahatlatacağını asla tahmin edemezdik. Ama oradakiler kendilerini yalnız bırakmadığımız için çok mutlu oldular.

Bünyamin, Aldürbe'yi bir baştan bir başa kat ederek eski oba yerlerinden birinde kurulu olan İbrahim Kara'nın obasına getirdi bizi. Orada kaldığımız yarım gün içinde bize gösterilen sevgi ve saygıyı hiçbirimiz unutamayız.

Bir ara Hasan Hüseyin karşı yamaçtaki kar yığınına kadar gidip kar getirdi. Çok yakın gibi görünen karın gerçekte göründüğü kadar yakın olmadığını Hasan Hüseyin gözden kaybolunca ve "25-30 dakika sürer" denilen yere 70 dakikada gidip gelmesiyle daha iyi anladık. Ama o güneş altında durmadan gidip bir kucak kar getirmeyi başarınca dönüşünde alkışı aldı. Daha sonra Bünyamin'le Seyit, Kuyu'dan bir çuval kar daha getirdiler.

Belki "Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun; başka kimleri gördünüz?" diyeceksiniz ama orada yediklerimizi yine de söyleyelim. Uzun zaman sonra, ellerimiz buz kesilinceye kadar "kar" yedik. Taze koyun yoğurdu ile harika bir kuzu pirzola da ağzınıza layıktı.

Yemekten sonra obaya gelenlerle yaptığımız sohbet sırasında Ali Kara'yla Hasan Hüseyin her zamanki gibi ortalığı güldürmekten kırıp geçirdiler. Sonradan Osman Koç'la Ali Varol'un da yaylada olduğunu ve arıcılık yaptıklarını öğrendik. Hep birlikte yürüyerek arıcıları ziyaret ettik. Bu arkadaşlarımız, yaylanın bir köşesinde adeta Arıcılar Mahallesi oluşturmuşlar. Eh arıcılar ziyaret edilir de bal yenmez mi? Osman Koç'un ikram ettiği taze baldan ve polenden söz etmezsek haksızlık olur.

Osman Koç, Ali Varol, Osman Varol, Zobu'nun Mustafa Koç ve Dereli Hasan Varol'larla çok yararlı şeyler konuştuk. Her yerde olduğu gibi gündemde sadece yayla sorunu vardı. Bir kere herkesin buralarda beton kullanmadan taş evler yapmasında çok büyük yarar olduğunu herkes anlamış durumda. Orada yapılan örnek evleri gördük ve bu evlerin daha da geliştirilip ucuza yapılabileceği konusunda herkeste bir fikir birliği oluştu.

Hepimizin birleştiği ortak nokta şu oldu:

Eğer bu topraklar üzerinde bir hak iddia edilecekse hayvancılık ve arıcılığın biraz daha geliştirilmesi ve imkanı olanların vakit geçirmeden yaylada birer taş ev yaptırması gerekiyor. Böylece atalarımızdan kalan bu mirası sürdüerek burada daha kalıcı bir yayla geleneği oluşturabiliriz. Komisyondan olumlu karar çıkarsa herkesin yaylaya daha sıkı sarılacağını ve bir şeyler yapmak için daha büyük bir istek duyulacağını anladık. Yayla kültürü artık sadece göçerlere ait değil. Sürüsü olmayanlar da yayladan yararlanabilir. Ama burada düzenli ve yaşam kalitesini yükseltecek bir ortam yaratılması da gerekiyor. Bunun için obaların daha düzgün inşa edilmesi, her obaya mutlaka ayrı bir tuvalet yapılması, yemek pişirme mekanlarının iyileştirilmesi ve yeni su kaynakları aranması gerekecek. Burada bir yayla şenliği yapmaktan bile söz edildi. Komisyon kararından sonra bu konuda daha güzel gelişmeler olacağından kuşkumuz yok. 

Arıcılar obasındaki uzun ve yararlı sohbetten sonra dönüş saatimiz geldi.

Oradakilere veda ederken bugünün ne kadar da çabuk geçtiğini anladık. Onlara tekrar geleceğimize söz vererek bu kez batmakta olan güneşi karşımıza alarak Aldürbe'den ayrıldık. Bundan sonra Aldürbe'ye bir ayran şenliği düzenlemek için tekrar gitmek istiyoruz. Bu umutla "Hoşça kal Aldürbe" deyip yola düştük...

Bu yolculuk sırasında karşılaştığımız insanlardan oluşan bir albüme aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz,

13 Haziran gezimizden İnsan Manzaraları:

http://picasaweb.google.com/ahmetlerfoto/13HaziranInsanManzaralas#