You are here:
DOSTLAR PDF Yazdır E-posta
Cuma, 06 Temmuz 2012 07:06

Dostluk duygusu acaba doğuştan mı geliyor; yoksa dostluk dediğimiz şey bir sevgi, saygı, nezaket alışverişi mi, çıkar ortaklığı mı? 

Ali KOÇ

Dost Farsçada sevilen kişi demekmiş. Gerçekten sevilen kişiye sadık dost ya da sadık yâr diyorlar. Sadık Arapça bir söz, yâr ise Farsça. Türkçede gerçek dost, gerçek sevgili desek de olur.

Dost sözüne bazen olumsuz bir anlam da veriliyor: Onun dostu var. Kendine dost edinmiş. İyi gün dostu. Dost kazığı. Söyleme dostuna; söyler dostuna.

Siyasi anlamdaki dostluğu hepiniz bilirsiniz. “Dost musun, düşman mısın?” diyen politikacı “Benden yana mısın yoksa bana karşı mısın?” demek istiyor. Dost ülkeler deyince de ittifak sözleşmesine bağlı kalan ülkeler anlaşılıyor.

“Bizim dostluğumuz pazara kadar değil, mezara kadar!” diyebilen dostlar da vardır.

Kişioğlu kusursuz olmazmış. Kusursuz dost arayan dostsuz kalırmış. Gerçek dost dostunun her kusuruna bakmazmış. Ortada kusur olmadığı halde ille de kusur arayan ise dost değilmiş.

Sadık dost dediğimiz zaman bunda olumsuz bir yön görmüyoruz. Sözünü ettiğimiz kişi hem sevilen kişidir hem de gerçek arkadaştır. Gerçek arkadaş hep bizim iyiliğimizi, mutluluğumuzu, başarımızı, sağlığımızı ister. Her zaman yanımızdadır, bizden yanadır. Hiçbir yerde ve hiçbir şekilde bize üzüntü gelmesini istemez. Bizimle üzülür, bizimle sevinir. Bize karşı sözlerinde yalan, hile, kandırma, saygısızlık, kötü niyet, hasetçilik, fesatçılık yoktur. Gerçek dost her konuda güvenilebilen kişidir.

Dost acı söyler diye bir söz var. Tabii dost tatlı da söyler. Acı söyleyen dostlar tatlı söyleyen bazı dostlarla alışveriş ederken dikkatli olmamızı tavsiye ederler.

Dostluk kara günde belli olurmuş. Düşenin dostu olmazmış. Bizim dostumuz ise düşsek de yine dostumuzdur. Gerçek dost ak günde de kara günde de dosttur, dost kalır. Biz gerçek dostlarla yeriz, içeriz, alışveriş ederiz. Onlardan hiç zarar gelmez bize. Onlar bize taş atmazlar, atana da engel olurlar. Ne başımızı yararlar ne gönlümüzü kırarlar. Her işte başa çıkmamızı, başarılı olmamızı isterler. Bize hep destek olurlar, köstek olmazlar.

Oscar Wilde’ın Sadık Dost (The Devoted Friend) masalında sözünü ettiği Küçük Hans’ın da bir dostu varmış. Daha doğrusu Hans onun gerçek bir dost olduğunu sanırmış. Çünkü o her karşılaşmalarında arkadaşlık üzerine güzel sözler söyleyip Hans’ı sevindirirmiş. Bu arada “Gerçek dostlar mallarını da bölüşürler,” diyerek Hans’ın bahçesindeki en güzel çiçekleri toplayıp götürmeyi, ceplerini de onun erikleri, kirazları ile doldurmayı ihmal etmezmiş.

Hans’ın dostu aslında varlıklı bir adammış. Fakat Hans’tan çok şey aldığı halde ona bir şey verdiği hiç görülmemiş. Arada bir de şunu vereceğim, bunu vereceğim diye Hans’ı kandırırmış. Buna rağmen Hans onun arkadaşlık üzerine anlattıklarına çok sevinirmiş. Çünkü gerçek bir dosta çok ihtiyacı varmış. Bu yüzden de arkadaşının her dediğini yaparmış. Ona hiç “Hayır!” diyemezmiş. Hatta kendi işini bırakıp karşılıksız olarak onun koyunlarını bile güdermiş.

Ne var ki Hans’ın arkadaşının istekleri hiç bitmezmiş. Bu yüzden Hans gittikçe yoksullaşmış; arkadaşı ise zenginliğine zenginlik katmış. Hans bir akşam dostuna hizmet edeyim derken fırtınaya yakalanmış, yolunu şaşırmış ve bataklıkta boğularak ölmüş.

Oscar Wilde bu hikâyeyi bir fare ile iki kuşun konuşmaları şeklinde başlatıyor. Bu yüzden hikâyeye masal denmiş. Yani işin olağanüstülüğü sadece hayvanların konuşturulmasında. Yoksa böyle bir olay her zaman ve her yerde görülebilir.

Aynı hikâyeyi  arka arkaya iki defa okuma alışkanlığım yoktur. Fakat bu hikâyeyi birkaç defa okudum. Sonra yazarın bu Küçük Hans karakteri ile kimlere hitap etmek istediğini düşündüm, araştırdım. Konu psikiyatristleri bile meşgul ediyor. İçimizde o kadar çok Küçük Hans var ki! Dost bildiğim bazı kişilerin yaptıklarını hatırlayınca ‘İşte o Küçük Hanslardan biri de benim!’ diye düşündüğüm olmuştur.

Dostluk duygusu acaba doğuştan mı geliyor; yoksa dostluk dediğimiz şey bir sevgi, saygı, nezaket alışverişi mi, çıkar ortaklığı mı? Sevgiyi, saygıyı, nezaketi anladık da çıkar ortaklığına dostluk denir mi? Ortaklık esasına dayanmayan bir sevgi veya dostluk var mı? Ne kadar sevdik, ne kadar sevildik? Hakkımız ne, vazifemiz ne? Dostlarımızdan umduğumuz ne, bulduğumuz ne? Ne verdik, ne aldık? “Sevdiğin kadar sevilirsin,” diye bir söz var. Keşke her zaman sevdiğimiz kadar sevilsek! Sevgi, saygı, dostluk karşılıklı olursa daha güzel olur. Tek taraflı sevgi hayal kırıklığına, gönül burukluğuna yol açar.

“Dosta gidelim gönül,” diyen Yunus Emre gerçekte kime ve nereye gitmek istiyor? Gönül nedir ve nasıl bir dosta gider? Şairin dostu kimdir veya nedir? Neden dostuna gitmek istiyor? Acaba dostu zahmet edip de kendi gelse ne olur?

Aşık Mahzuni, Aşık Veysel’in “Dost dost diye nicesine sarıldım; Benim sadık yârim kara topraktır!” diye başlayan şiirini sorgulamıştı. Herhalde Veysel’in neden böyle söylediğini yaşı ilerleyince daha iyi anlamıştır. Yoksa “Şikayetim vardır Aşık Veysel’e,” demezdi. Demek ki dost görünen düşmanlar da olabilirmiş. Veysel’in “Dostlar beni hatırlasın!” şiiri ise yine de gerçek dostları olduğunu ve onlara güvendiğini gösterir.

Bazı kültürlerde evlinin bekarla, zenginin fakirle, alimin cahille, yaşlının gençle, akıllının deli ile yakın arkadaşlık kurması endişe ile karşılanır. Arkadaşlıkta din, inanç, ibadet, siyaset, ticaret, hatta cinsiyet bile rol oynar. Kimi asker arkadaşıdır kimi hapishane arkadaşı. Kimi okul arkadaşıdır kimi yol arkadaşı. Tabii iş arkadaşlığı da var. Yeter ki iş yerinde kıskançlık veya rekabet yüzünden birbirlerinin ayağına çelme atmasınlar.

Kişinin en önemli arkadaşı eşidir. Aradığı gerçek dostluğu eşinde bulan kişi en mutlu kişidir.

Nasıl kuzu ile kurdun dostluğu iyi sonuç vermezse masum kişilerin hasetçi, fesatçı, tehlikeli kişilerle arkadaşlığı da iyi sonuç getirmez. Bitten, pireden, sivrisinekten, yılandan, akrepten, timsahtan; bir de hasetçiden, fesatçıdan dost olmaz.

Hani bazı kişilere “Ayı!” derler  ya, ayının arkadaşlığı da bir işe yaramaz. Bir fıkrada dostunun yüzüne konan sineği öldürmek isteyen bir ayının pençesiyle arkadaşının da ölümüne sebep olduğu anlatılır. “Ayı yavrusunu severken öldürürmüş,” diye başka bir suçlama daha var ayılara karşı. Gerçekte ayı yavrusunu öldürmez, fakat kaba davranışları yüzünden yavrunun ölümüne sebep olabileceği düşünülür. Böyle hikâyeler kaba insanlarla dost olmanın zarar getirebileceğini anlatmak için düzenlenmiştir. Nezaket de bir öğrenme işidir.

Tembel, asalak ve nankör kişilerden de iyi dost olmaz. Bunlar kendilerine yapılan iyiliğin kıymetini bilmedikleri gibi iyilik yapana kötülükle cevap verebilirler. “Besle kargayı; oysun gözünü!” sözü böyleleri için söylenmiştir.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş şiirindeki dostluk anlayışı ise daha farklı: “Neden böyle düşman görünürsünüz yıllar yılı dost bildiğim aynalar?.. Hayata beraber başladığımız dostlarla da yollar ayrıldı bir bir. Gittikçe artıyor yalnızlığımız.”

İnsanlığın dostları ölümden sonra bile unutulmaz, gönüllerde yaşamaya devam eder.

Ali Koç