You are here:
BOŞLUK PDF Yazdır E-posta
Salı, 07 Ağustos 2012 10:53


Yaşamdaki en büyük boşluk, kalplerdeki boşluktur

Mehmet GÜNGÖR

"Boş" deyince aklımıza birçok  kelime takılır. Bazen elimiz boş kalır, bazen kalbimiz. Bazen boş bulunur boşa konuşuruz; bazen boş gezenin boş kalfası oluruz. Boş boş oturan da var boşta gezen de...  Değerli bir kişi aramızdan ayrılınca onun boşluğunun, yerinin doldurulamayacağını da biliriz.

Boşluk, yani yokluk, eksiklik… Biz şimdi bunlara boş verelim de hayatın gerçeklerine, doğanın düzenine dönelim:

Dilimizde "boş olmak" diye de bir söz var. Eşine üç defa "boş ol” demek,  arkasından bilinmez acılar getirse de bizim kültürümüzde çok tanıdık bir sözdür bu. 

Yani boş ve boşluk hayatın her alanında karşımıza çıkar.  En büyük boşluk da kalplerimizin boşluğudur. Aşk ve sevgi yoksa kalp boştur, eğitim ve bilgi yoksa kafa da bomboş sayılır mesela. Oysa doğada ve insan hayatında ticari alanlarda, boşluklar çok önemli yerler tutar. Zira her canlının ve varlığın var oluş sebebi bir boşluğu doldurmasıdır.

İnsanoğlu bu dünyaya gözlerini açtığında bomboş  bir dünyaya açar. Adeta hayat onun için bembeyaz boş bir sayfadır. Yaşam da zaten bu beyaz boşluğu doldurmakla geçer. Bu beyaz sayfaya ne yazabilirse yaşam öyküsü de odur.

Bir bakıma dünyaya gelen insan yarım elma gibi eli boş, cebi boş, kalbi boş yani eksik olarak dünyaya gelir ve diğer yanını, eksiklerini tamamlamak için gurmadan bir arayış içine girer.

İnsanoğlu belli bir yaşa gelince kendi içindeki boşluğu da tamamlamak ister. Belki de en büyük boşluk inanın kalbindeki yalnızlıktır. Hayat tek başına geçer mi? Bir arayış başlar. Bu arayış ikili ilişkilerin temelini atma arayışı, kalbinin yarısını bulma arayışı, boş  olan bir kalbi veya yeri doldurma arayışıdır. Bu insanlarda olduğu kadar doğada birçok canlıda da böyledir. Kalbindeki boşluğu dolduracak birini bulduğunda ise bu onun aşkı olur.

İlk aşkın heyecanı ile aşıklar doğanın kendisine verdiği görevi yerine getirmek için belki de farkında olmadan, duygularını ve hislerini dinleyerek boş olan bir kalbe yerleşirler, aşık olurlar veya aşık olduklarını sanırlar. İşte hayatlarındaki büyük bir boşluğu evlilikle doldururlar.

Gerçi bu boşluğu doldurmak ya da evlilik her zaman böyle de olmaz. Herkes gönlündeki prense ya da prensese bir yol kavşağında rastlamaz. Ya da aşklar her zaman gökten zembille inmez. Bizim kültürümüzde görücü usulü denen bir şey var. Acaba insanlar bu yolla içlerindeki boşluğu nasıl doldurabilir bilemeyiz ama bazen tesadüfler de kalbimizi dolduracak aşklar getirebiliyor demek ki. Ya da insanlar yeni baştan kendi aşklarını yaratabiliyorlar. Ama yine de sevgiye dayanmayan evlilikler acaba gerçekten hayatları tam olarak dolduramayabilir.

Kalplerin hislerini dinlemeden yapılan evliliklerde insanlar bazen doğaya aykırı davranırlar, doğayı dinlemezler. Çünkü gönülsüz beraberlikler doğaya da aykırıdır. Bu bazen örülmekte olan bir duvarın kalıbına uymayan taş misali uyum sağlayamaz. İlişkiler zaman geçtikçe  soğumaya kendi kabuğuna çekilmeye başlar. Boşluklar içerisinde yüzen ezilen bir ilişki haline gelir. Bu boşluk içerisindeki ilişkiler çekilmez hale geldiğinde belki de insanlar, kendi gediklerini onarmak için ve "el bize ne der" düşüncesi ile, ilişkinin meyvesi adı altında bebek dünyaya getirirler.

Bu bebek aslında sadece anne babanın dolu görmek istediği bir ruhsal boşluğu kapatmak için dünyaya gelmiştir. Artık aşk bitmiştir; kalp uymayan diğer yanını biraz da söküp atmış olur. Sadece çocuklar için yaşanır. Oysa doğa diğer boş yanı doldurmak için hemen harekete geçecektir;  ta ki boş kalpler doluncaya kadar veya boş olan bir yeri o beden dolduruncaya kadar. Çünkü doğa, boşluğu affetmez.

Sonuç olarak sevgi, içimizdeki boşluğu doldurmaya yarar ve sevmek ya da boşluğu doldurmak doğaya uygundur. Doğada yeri doldurulamaz boşluk olmaz. Bu yüzden insanoğlu ya yeniden kendi sevgisini örerek ya da içindeki boşluğu başka biriyle doldurarak doğaya uyar.

İçinizdeki boşluğu sevdiklerinizle doldurmanız dileğiyle...