You are here:
CİNSİYET BİLGİSİ DERSİ PDF Yazdır E-posta
Salı, 16 Ekim 2012 19:34

Ali KOÇ

Önce ben de bilmiyordum Alman okullarında böyle bir ders olduğunu. Küçük çocukların cinsiyet konusunda ders görmelerinin kime ne faydası var? Analar, babalar bu konuda ne diyorlar? Eğitimcilerin gerekçeleri ne?

Bir açıklama:

“Cinsiyet konusunda küçük çocukların çok şey öğrenmeye ihtiyaçları yok.  Her canlı gibi çocuklar da doğuştan cinsellikle ilgili gelişmeleri sezinleyecek ve değerlendirecek durumdadırlar. Bunda ders alınacak ne var?”

Öğretim planındaki konuları, bu dersi veren Alman meslektaşların yıllık planlarını ve internete de yansımış olan bilgileri inceledim. Aslında bizim ortaokulda Tabiat Bilgisi, liselerde Biyoloji derslerinde ele aldığımız bazı konular burada dördüncü sınıftan itibaren çocuklar için basitleştirilmiş ve resimlerle desteklenmiş olarak ayrı bir ders şekline dönüştürülmüştü. Bir de genel olarak üreme bilgisi yerine özellikle çocuklar için düşünülen ergenlik çağı, ergenlikten sonra ortaya çıkabilecek gebelik sorunları, doğum, sağlık koruma, cinsiyetle ilgili hastalıklar ve bunların tedavisi gibi konular ele alınıyordu. Bizim anlayışımıza göre burada insanın daha çok biyolojik bir varlık olarak değerlendirildiği, işin psikolojik ve sosyal yönünün biraz ihmal edildiği izlenimi vardı. Bu hususların altıncı sınıftan itibaren yine özellikle ergenlik çağı göz önünde bulundurularak yeniden ele alındığını duydum.

Bazı Müslüman aileler bu derse kuşku ile yaklaşıyorlardı. Onlar çocukları cinsiyet konusunda okulun bilgilendirmesini gereksiz görüyorlardı. Çocuklarda ise genel bilgi edinme tavrı dışında dikkati çeken bir durum görmedim. Herkes neyi öğreniyorsa onlar da onu öğrenip geçiyorlardı. Ne var ki Almanya’da güncel olmayan sünnet, sünnet düğünü gibi bazı konuların Müslüman çocuklar için ayrıca ele alınması gerekiyordu. Bu nedenle Müslüman öğretmenlerin de bu derse ilgi göstermeleri bekleniyordu. Buna rağmen böyle bir dersi üstlenmek isteyen Müslüman öğretmen bulmak zordu. Öğretmenlerde de belli bir önyargı veya çekingenlik vardı.

Ben derginin birinde Müslüman Çocukların Cinsel Eğitimi başlıklı bir yazı yayınlamıştım. Fakat o yazı asıl hitap etmek istediğim çevrelere ulaşmadı. Ulaştığı çevre de konuya yeteri kadar tarafsız bakacak durumda değildi.

Fareler üzerinde yapılan denemeler gösterdi ki cinsel olgunluğa ulaşmış bir canlı önceden hiç ders görmediği ve cinsiyet konusunda bilgi edinmediği halde yetişkinlik dönemi gelince cinsel davranışını kendisi belirleyebiliyor. Tabii insanda işin bir de sosyal ve hukuki boyutu var. Grup halinde yaşayan canlılarda cinsel davranışlar da denetime tabidir. Hastalıklar daha çok denetimin zayıf olduğu toplumlarda ortaya çıkar. Bir kurt sürüsünde bile cinsel davranışlar kuralsız ve denetimsiz değildir. Sosyal yapı, yaptırımlar, yasalar insanın cinsel davranışına da karışır. Sünnet, söz kesme, nişan, nikah, düğün, evlilik, boşanma hep toplumun belirlediği kurallarla olur.

Son zamanlarda Almanya’da ortaya çıkan sünnet tartışmasında Yahudi temsilci “Sünnet Allah’ın emridir. Allah ile pazarlık yapılmaz!” dedi ve tezini savunmak için ayrıca işin tıbbi yönünü de dile getirip sünnetlilerde yüzde altmış oranında daha az AIDS hastalığı görüldüğünü iddia etti. Bu nedenle Yahudi veya Müslüman olmadığı halde sırf hijyen gerekçesiyle sünnet olanları örnek gösterdi. Ne derece doğru veya geçerli bilmiyorum. Bu konuda kendim bir araştırma yapmadım. Ben bu istatistiklerin yalnız sünnetle ilgili olmadığı kanaatindeyim. Bu biraz da kültür meselesi olsa gerek. Sünnet geleneği aynı zamanda dünya nüfusunun çoğunluğu karşısında farklı bir kültürün veya geleneğin benimsenmesi anlamına gelir. Dolayısı ile sünnet geleneğini devam ettiren toplumlarda nikahdışı ilişkilerin yasaklanması gibi sağlık durumunu etkileyecek başka tedbirler de düşünülmüş olabilir.

Cinsiyet konusu çocuklar için şehirde veya köyde aynı zamanda gündeme gelmez. Köydeki çocuk etrafındaki keçinin, koyunun, sığırın, atın, devenin, tavuğun, horozun veya başka hayvanların cinsel davranışlarını şehir çocuğundan daha önce izlemiş olabilir. Buna karşılık şehir çocuğu da gerek kitapların, gerekse okuldaki derslerin etkisiyle insanlar hakkında daha önce ayrıntılı bilgi edinir.

Derler ki, adamın biri ergenlik çağına gelen oğlunu çağırmış:

“Oğlum gel, seninle biraz da ciddi konular üzerinde konuşalım!” demiş.

Çocuk:

“Baba, ne üzerine?” diye sormuş.

Babası; “Cinsiyet üzerine!” demiş.

Çocuk da; “Baba, ne bilmiyorsan sor!” diye cevap vermiş.

Eh şimdiki çocuklar bilgisayar dersi yanında cinsiyet konularını da okulda öğreniyorlar. Her ikisini de babalarından, analarından daha iyi bildiklerini düşünüyorlar. Belki de doğrudur. Bizim çocukluğumuzda böyle dersler yoktu.

Kamuoyundaki genel kanı şöyle:  “Çocuk cinsiyet konusunu şu veya bu şekilde öğrenir. Fakat asıl sorun cinsiyetin değil, insanlığın bilinmesi. Cinsellik de sevgi, saygı gerektirir. Kişi eşini sevmezse ya da eşi tarafından sevilmezse cinselliği bilmesi çok şey ifade etmez.

İşin hukuki boyutunu da göz ardı edemeyiz. Ortaya çıkan çocuğa kim bakacak? Çocuk hastalanırsa kim nasıl tedavi ettirecek? Okul masraflarını kim çekecek? Anne de bir işte çalışırsa ne olacak? Çocuğun hakları, vazifeleri nelerdir? Bunu çocuğa kim nasıl öğretecek? Yani sonuçta olay yalnız biyolojik bir mesele değil.

Tabii bu dersin en önemli yönü sağlık konusunu ele alması. Çocuklar cinsellikle bulaşabilecek tehlikeli hastalıklara karşı ileride kendilerini nasıl koruyabileceklerini bu derslerde öğrenebiliyorlar. Daha önce insanların başına bela olan bel soğukluğu, frengi gibi hastalıkların yerini şimdi AIDS denilen ve henüz tedavisi bulunamayan bir hastalık aldı. Bu hastalık yüzünden cinsel hayatın denetimi bir zorunluluk haline geldi. AIDS hastalığı olduğu halde bilerek başkası ile ilişkide bulunan ve bu yüzden onun ölümüne yol açan kişi mahkemede katil olarak yargılanabiliyor.

Böyle bir durumun ortaya çıkmaması için değişik kültürlerde farklı çözümler bulunmuştur. Cinsel hayatın da belli kurallara bağlanması bulaşıcı hastalıkların tespitini, denetimini ve tedavisini kolaylaştırır.

Başlık parası, gelinlik ve ziynet eşyası satışı, nikah ve düğün masrafları gibi işin bir de ekonomik boyutu var. Bir düğün veya evlilik aileye ve topluma kaça mal oluyor? Böyle konular hangi yaşta veya sınıfta gündeme getirilebilir?

Tarihin çeşitli dönemlerinde cinsel hayat politikaya da alet edilmiştir. Çok eşle evlenme bazılarının zannettiği gibi yalnız cinsel bir davranış değildir. Kalabalık nüfusu olan bir ülkeyi işgal eden fatihler orada kendi toplumunun nüfus ağırlığını garantiye almak için çok kadınla evlenmeye ve hızlı nüfus artışına izin vermişlerdir. Diğer taraftan evlilik yolu ile kurulan akrabalıklar ittifak, dostluk veya düşmanlık davranışlarını etkilemiştir. Böyle evliliklere siyasi evlilik denir. Maddi çıkar amacı ile yapılan evliliklere ise ekonomik evlilik denir. Bu konuda bir Kayserili fıkrası:

Bir oğlana aşık olan kız sevdiği gençle evlenme konusunda babasını ikna etmeye çalışmaktadır:

 “Baba, bu oğlan beni o kadar çok seviyor ki senin paranda, malında, mülkünde hiç gözü yok!” der.

Baba:

“Kızım ben seni paramda, malımda, mülkümde gözü olmayan birine vermem. O salaktır. İşe yaramaz. Ben mal, mülk düşünen açıkgöz damat isterim!” der.

Mantık evliliği ise daha çok ileri yaşlarda karşılıklı sosyal, kültürel ve ekonomik ilgiler göz önünde bulundurularak yapılan evliliklerdir. Bu, ergenlik çağı sonrasında girişilen ani evliliklerden farklıdır. Fakat insan ilişkilerinde gençlik heyecanı herhalde mantıklı düşünmeden önce geliyor. Yani evliliklerin çoğu gençlik döneminde fazla düşünmeden hislerin etkisi ile yapılır. Bu konuyu Almanlar “Gençtim ve aptaldım!” deyimi ile ifade ediyorlar. Tabii genç olmanın değilse bile aptal olmanın getireceği başka sorunlar da vardır. Buna rağmen gençken yapılan evliliklerden daha sağlıklı ve uzun süre yaşayan çocuklar olduğunu söyleyebiliriz.

Bütün bu konuları derste işlemek acaba çocukların ileride daha isabetli bir evlilik kurmalarına yardımcı olur mu? Eski açıklamalar şöyle: “Kızı kendi haline bırakırsanız ya davulcuya ya zurnacıya gider. Elma olgunlaşınca koparılmazsa yere düşer. Kızını dövmeyen dizini döver.”

Bu yaklaşım Müslümanların kız çocuklarının eğitimine daha çok önem verdiklerini gösterir. Dikkat ederseniz kimse oğlunun hata yapabileceğinden söz etmiyor. Erkek egemenliğine dayanan toplumlarda terbiyeli olmak önce kızlardan bekleniyor. Halbuki toplum düzeninden oğlan çocukları da en az kızlar kadar sorumludurlar.

Bu tespitlerden de anlaşılıyor ki Cinsiyet Bilgisi Dersi işlenirken hiç değilse ileri sınıflarda konunun sosyal, kültürel ve hukuki yönünün de göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Ali Koç