You are here:
ANILARA YOLCULUK PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 24 Ekim 2012 09:56

Değişik bir adam, babam Mustafa'li

Mehmet GÜNGÖR

Annem yayla yoluna çıkınca öyle babam gibi üç günde  varmazdı. Köyden  katırlarla yaya olarak şafak vakti yola çıkar, akşama yayladaki obamıza varırdı. Yaylada her şeyi yerli yerine koyduktan sonra yeniden katırlarla köye harman kaldırmaya dönerdi. Annemin, yayla yollarında "gözün kör olsun karakulluk"diye söylendiğini duyunca çok üzülürdüm ve onu  hep bu  hayattan kurtarmayı hayal ederdim. Oysa o zamanlar yayla yolculuğu ve Yörük hayatından daha zor işler olduğunu bilemezdim.

Babamın ise çocukluğundan kalma  Arapça, Osmanlıca, Farsça eski kitapları biriktirme gibi bir alışkanlığı ve hobisi vardı. Tabii bunları heceleyerek de olsa okumasını bilirdi. Göç yoluna çıkılacağında annem eşyaları toplarken babam kitaplarını ve kavalını önce bir poşete, sonra bir bohçaya bağlardı. O zamanlar babamın bu kitaplara olan ilgisinden rahatsız olurduk. Çünkü köyde başı ağrıyan birçok köy kadını babamın onlara sihir yaptığını düşünerek evimize çekişmeye gelirlerdi.

Babam çok güzel kaval da çalardı. Ancak nedense kadınlar, babamın kavalından da rahatsız olurlardı. Laf olsun diye; "Bu n’olacak yahu! Bunun sesinden uyuyamadık!" diye anneme şikayete gelirlerdi. Fakat zamanla babamın bu kitaplara ilgisinin kötü bir şey olmadığını kavradık. Annem, köylü kadınlarından bıkmış olacak ki kitaplar ve kaval konusunda babamla oldum olası anlaşamazdı.

Çocuklar birçok şeyden eğlence çıkarabilirler. Babamla yolculuk yapmak eğlenceli olurdu. Çünkü onun yolda giderken nereye uğrayacağı, nereye sapacağı belli olmazdı.

Bir sene temmuz sıcağında babamla köyden yola koyulduk; yanımızda bir eşekle bir de katır var. Murtiçi'ne varınca babam eşekle katırı bana bırakıp oradaki tanıdıklarına uğradı. Ben ise cebimdeki harçlığımla bir dondurma aldım. Belki de ilk defa dondurma yiyecektim. Ansızın elimdeki dondurma külahı ortadan kayboldu. Bir de baktım ki ben etrafa bakınırken bizim eşek elimdeki dondurma külahını kapmış yiyor. Dondurmanın tadı damağımda yarım kaldı her dondurma yediğim zaman bu olayı hatırlarım.

Babama bir arkadaşı “Sülles (Güzelsu) köyünde falanca adamda bir kitap var” deyince babamla bu kitabı satın almak için Sülles’e saptık. İkindi vakti oldu, adamın evini komşularına sorup bulduk. Ama adam evde yoktu. Komşuları; "Onlar purça gittiler, şimdi gelirler” deyince beklemeye koyulduk. Az zaman bekledikten sonra adamla karısı, sırtlarına onların purç dedikleri ağaç dalları yüklemişler geliyorlardı. Babam; "Sırtlarındaki yük bir katır yükü kadar var, nasıl taşırlar acaba" diye söylendi. Kan ter içerisinde kalmışlardı.

Babam,

“Beni falanca gönderdi, sende bir kitap varmış, onu bana ver, paranı vereyim.”

Adam;

"Çingen’in avrat boşadığı vakit ne kitap alırım ne de veririm" diye çıkıştı. Ama sonsunda zor da olsa adam kitabı getirdi. O zamanlar bin liralık mavi banknotlar vardı, yanlış hatırlamıyorsam, beş yüz liraya anlaştılar ve ona bin lira verdi ve adam karısına paranın üstünü vermek için beş yüz  lira getirmesini söyledi.  Kadıncağız öbür odadan bir bohça ile geldi bohçayı açınca içi para doluydu. Adam kadının ulu orta para bohçasını açtığına kızıp bağırıp çağırdı.

O geceyi Kurna’da bir koyakta (vadide) ateş yakarak geçirdik. Babam ateş ışığına başladı kitabı heceleyerek okumaya. Neyse ki sonraki gün ikindi vakti obamıza vardık. Annem babamın elindeki poşeti görünce sordu:

"Elideki ne o poşetteki?”

“Boş ver neyse n’apacaksın?”

Annem poşeti alıp içine baktı ki yine bir kitap… Babama  yan yan bakıp;

"Ne olacak, işte Sarı Mehmet’in deli oğlan; başka bir işi yok ki" diye söylendi.

Bir ay kadar zaman sonra Sarı Hasan çıkageldi; yanında genç bir çift… Güneycik Yaylasından gelmişler. Babamın deyişiyle alt üst olamıyorlarmış… Yani çocukları olmuyormuş. Babam o kitaptan bir şeyler bakıp bir adet muska yaptı, muskayı alıp gittiler. Sonuç ne olsa iyi? Ertesi yıl bu genç çift yeniden babamı ziyarete geldiler; ellerinde bir de çocuk var.

Kır Veli rahmetlisi de oradaydı; onlar gittikten sonra babama takıldı:

“Ulan Mustafa’li, bu çocuk sana benziyor…”

Bu söz, oradaki herkesi güldürmüştü.

Babam, aslında sihir falan etmezdi; sadece bize söylediği itikatti, yani inanç. İnsan inanırsa olumlu etkilenir, derdi. O aile bu olaydan olumlu yönde etkilenmişler ve inandıkları için çocukları olmuş olabilir...

Yanlışları ve doğruları ile Mustafa Ali, iyi niyetli ve değişik bir insan. Ama en önemlisi de dağın başında, doğru dürüst okuma yazma bile bilmezken onun bu kitaplara önem vermesi örnek alınacak bir durum olsa gerek.

 

Not:
Ahmetler’in Türkçesinden…

Koyak : Vadi, çukurluk yer.

Gözün kör olsun karakulluk: Kula kulluk etmek, yoksulluk, boşa çalışmak, yaşamak için savaşmak.