You are here:
DALGALANIP DURULMAK PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 05 Ocak 2013 07:32

Zehra Deniz ÖZDEMİR

Kocaman şehrin ıssız karanlığında ürkmüş şekilde otururken yağmur bir düzeye yağıyor, toprağı doyuruyordu. Su birikintileri küçük bir gölü andırırken yağmur taneleriyle birlikte dalga dalga kıyıya vuruyordu. Bazen gönlümüzü de o dalgalara benzetirim. Hayatta hiçbir şeyin tek düze olmadığı gibi bizler de dalga dalga dalgalanıyoruz.

 

Sessizce yağıyordu yağmur; ne rüzgar ne fırtına ne de gök gürlemesi… Sanki ders veriyordu bu sessizlik… Bir şeyler mi anlatıyordu; ya da ben mi bir şeyler anlamak istedim bilemedim. Gökyüzü suskundu ve adeta susarak ağlıyordu. Yooo! Yooo! Sadece ağlamak değildi bu. Her damlası toprakla yoğrulup bu bitkilere can suyu damıtıp sonra da yüzünü gülümsetecekti. Yaptığı iyiliği bile sessizce yapıyordu bu aksam yağmur taneleri...

Susan yağmur taneleri camda ürkmüş şekilde otururken beni bir yandan da çeşitli düşüncelere sürüklüyordu. Beklentilerimiz, sevinçlerimiz, üzüntülerimiz ve sevgilerimizle hayatımız bize her zaman aynı şekilde davranmıyor.

İnsan, zaman zaman haksızlıklar karsısında konuşacak, eleştirilerini yapacak, duygularını saklamadan paylaşabiliyorsa paylaşacak. Ama "asla ve asla" deyip büyük konuşmamalıyız. Sizi bilmem ama ne zaman bilinçsizce büyük söz etsem hep o ettiğim söze zaman zaman yenilmişimdir. Atalarımız, "Büyük lokma ye ama büyük söz söyleme" lafını boşa demedikleri gibi şarkılara bile yer eden bu sözü kulağımıza küpe yapsak iyi olacak sanki... Çünkü ne kadar dalgalansak da zamanı gelince hayat sizi duruluyor.

Bazen kendimize güvenerek "asla" diyerek başladığımız ve kurduğumuz cümleler bizim karşımıza çıkıp hayatımızı alt üst edebiliyor. Olmaz diye bir şey yoktur,  her zaman her şeyin olacağını düşünüp konuşmalarımızı da adımlarımız gibi denk atmalıyız. Ben çevremdeki insanların tavrıyla bunu anladım ama geç kalmış da sayılmam. “Hayatta ne acıyacaksın, ne kınayacaksın” derler ya acımak da kınamak da haddimize düşmemeli. Huysuz çocukların annelerine çok acırım; ama aynı huysuzlukları kendi çocuğumda da yaşadığımı fark ediyorum. Bazen bu sözü aklıma getirir derin bir nefes alır düşünürüm. Yani hayat her zaman hepimize beklemediğimiz örnekler gösterebilir.

Buna benzer örnekleri hepimiz yasamışızdır mutlaka. Bir gün özlemli, bir gün sevinçli gecen hayatımızda değişik şeyler karşımıza çıkacaktır. Ancak bize de düşen görevler var. Duygularımızı paylaşarak ve sevgimizi dostlarımıza hissettirerek yaşadığımız dünyada hayal kırıklıkları yaşamamak için büyük laf etmemek gerekiyor.

Bazen tek taraflı özveri gösterirsiniz, karşıdaki bunu anlamaz; sen kendini hırpalarsın geçer gider. Bazen en çok yakın olduklarınız gerçekte çok uzaktır size. Ama bazen de karşıdan değer veremediklerinizi daha yakından tanıyınca bir yere sığdıramazsınız. Görünüşüne bakarak yargıladığınız sıradan birinin gerçekte bir derya olduğunu görüp mahçup olabilirsiniz.

Demek ki hayata tek açıdan bakmamak, önyargılı olmamak gerekiyor. Katı düşünceler insanı bir yere götürmüyor. Her şeyin her zaman iyi gitmeyeceğini ya da her yolun sonunda bir kötülükle karşılaşacağımızı düşünmek yersiz. Çünkü hayat bize altın tepside sunulmuş bir armağan değil ama her zaman bize hayal kırıklıkları da sunmaz. Sunsa da arkasından gönlünüzü alacak bir başka olay her şeyi unutturabilir. Bu yüzden hayatı olduğu gibi kabul etmeye çalışmak en iyisi. Hayatı her yönüyle kabullenmek ve yine de acısıyla tatlısıyla onu sevmek gerekiyor. Yaşadıklarımızdan geriye kalan dersler ve anılar, gelecekteki yolumuzu da aydınlatır. Çekilen acıların bile insanı olgunlaştırdığını söyleyenler var.

Sonuç olarak; yaşamanın bir ucundan tutunca bazen “acıyı bal eyleyerek” bazen “dağları yol eyleyerek” yürür gideriz. Geriye dönüp “iyi ki yaşamışım” diyebileceğiniz şeyler çoğaldıkça yaşamaktan aldığımız tad artar ve güçlendiğimizi fark ederiz.

Unutmayalım ki her şeye rağmen hayat ve yaşamak çok güzel.