You are here:
Ahmetler Yaylası ve Yayla Davası PDF Yazdır E-posta
Cuma, 03 Temmuz 2009 22:56

 Bitmek Tükenmez Bir Yayla Masalı

Yazan : Hüseyin KOÇ, Öğretmen - Avukat 

Atalarımızın büyük göçlerle birlikte Horasan’dan çıkıp   Çavuşköy,  Hacıisalı  Ahmetler   Yurdu,  Aşağıköy,  Sokmaağzı’nda dönem dönem  yerleşip sonunda bugünkü köyün olduğu yere yerleştiğini  biliyoruz.  Bütün bu süreç boyunca  Ahmetler Yaylası adıyla maruf  bölgeye çıktığını da biliyoruz.   Belgeler,   söylenceler,  anekdotlar  bize bu gerçeği böyle söylüyor. 

İşin kalın çizgilerle belirlenmiş bazı yönlerini bilgilerinize sunmak için bu  yazıyı yazdım. Eksik bıraktıklarımızı bilenlerin tamamlayacağını umarım.

Öteden beri  bu yaylaya çıkan atalarımıza,  bizden çok sonradan kurulan Çimi Köyü, türlü çeşitli eziyetler  etmeyi, bizden para almak için envâi  çeşit  oyuna başvurmayı âdet edinmiştir. Birçoğumuzun  soyatası  olan Pantır Mustafa’ya  Ahmetler  Kuyusu’nda  baskın düzenlemişler,  Pantır  oğulları ile karşılık verince kaçmışlar. Pantır,  oğullarına seslenerek: ”Hemen malları toplayın, göçü sarın, bunlar yeni güç toplayarak tekrar baskın verirler.” demiş.  Kurna(Korna)  yolundan  köye göçmüş.  Obayı terk ettikten sonra,  Çimililer,  Pantır’ın tahmin ettiği gibi, Ahmetler Kuyusu’na  baskın düzenlemişler, Pantır’ ın göçtüğünü görünce oba evlerini, tarih boyunca yaptıkları ve yaptırdıkları gibi,  yıkıp Ahmetler Kuyusu’nu taşla doldurmuşlar.  Pantır, bu olay üzerine dokuz yıl  Namaras Yaylası bitişiğindeki  “Ahmetler Yurdu” diye bilinen yere gitmiş, bizim yaylaya gitmemiş. Dokuz yıl sonra, Çimi’nin  önde gelen isimlerinden  Tahir Ağa: ”Bu yaylanın  Pantırsız tadı tuzu  yok. Pantır, yolları yapar, yaylaya bakardı.” diyerek  hayvan çobanlarını Gülen’e göndermiş ve Pantır’ı yaylaya göçürmüş. Kuyunun temizlenmesi için Pantır’a bir palanga vermiş  ve Pantır kuyuyu  temizlemiş. Tekrar  yaylaya çıkmaya başlamış. Diğer  köylülerimiz;  Sayyatak,  Aylıca,  Bozlağan,  Kızıleğriönü, Güllüboğaz ve Aldürbe’ye  gittikleri için Pantır,  Ahmetler Kuyusu’nda yalnız kaldığı için, teyzesinin oğlu olan bugünkü  Hacıahmetli Mahallesi efradının  atası olan Hacı Ahmet’i, Yeroluk yüzden gelmeye, birlikte oturmaya davet  etmiş.  Hacı Ahmet,  kuyuya göç etmiş,  birlikte oturmaya başlamışlar. Sonradan bizimkiler,  Hacıahmetlileri Yeroluk  yüze göçmeye zorlamışlar; ancak  bizimkiler  yukarı göçünce  Hacıahmetliler,  tekrar kuyuya gelmişler.

Millî Mücadele  döneminde, Millî  Tekâlif  Kanunu  gereği,  her köyden mal  ve aynî erzak toplanmış. Bizimkiler  yayladayken  haber  gelince  at, deve, keçi, koyun, haba, yün, kıl vs.   toplayıp Akseki’ye göndermişler. Çimili Tahir Ağa,  yaylaya gelerek  bizimkilere:

”Toplanan erzak bakımından  Akseki’de  siz  birinci geldiniz, Ahmetler, Akseki’nin yıldızı seçildi. Bu yüzden büyük  takdir aldınız. Biz,  bir şey bulup veremedik. Biraz yün, mal  da bize  verin.  Biz de köyümüz adına bir şeyler hazırlayıp orduya verelim. ” der. Bizimkiler, Çimi için de mal erzak toplayarak Tahir  Ağa’ya verirler.  O da köyleri adına Akseki’ye  verir.

Çimililer,  defalarca bizim köylülerin sürülerini,  dağda çoban tek başına iken, sürüp Çimi’de yarısını talan edip  yarısını da tokata katıp  para alma yoluna gitmişlerdir.  Merhum Höke Yusuf’un  Abdullah’ın  (Abdullah Küçükakça)  sürüsü  1970’li yıllarda iki defa  bu işleme tabi tutulmuş, merhumun onlarca malı telef olup gitmiştir. Bizimkiler de zaman zaman  Çimi’ye zarar vermişlerdir; ancak  bizimkilerin verdiği zarar, kapsam bakımından Çimililerin verdiği zararla kıyaslanamaz. Bizimkilerin  zararlar  verici faaliyetlerinin Çimililerinki gibi organize olduğu da söylenemez.

Çimililer, ”hakı suretten görünerek  hakı sureti  yok etmek” konusunda mahirdirler.  Öyle ki, 20. yüzyılda  Akseki  bürokrasisinden  kimi ayarlayabildilerse,  onun aracılığı  ile Ahmetlerlilere zulüm etmişlerdir.  Özellikle 1970’li yıllarda,  Ahmetler  Köyü’nün  tümden terörist olduğunu, bizim köyden bazı çıkar sahiplerinin kişisel husumete dayanan beyanlarından hareketle,  tüm Türkiye’ye  yaymışlardır.   Devlet dairelerinde,  Ahmetlerliler’i;  bağlarını,  bahçelerini,  ekili tarlalarını talan eden Vandallar,  teröristler  olarak göstermeyi  başarmışlar;  böylelikle   kendilerinin Vandallıklarına,  yasa dışı tutumlarına haklılık kazandırma yoluna gitmişlerdir.

1970’li yıllarda jandarmaya  şikayet edip köyce baskın düzenlenmiş,  silahlı çatışma çıkmış,  jandarma astsubayının basireti ile çatışma ölümsüz  sonuçlanmıştır.  Astsubay,  Çimi  Muhtarı’nı “Burada nerede  ekili tarla,  bağ,  bahçe?” diye sıkıştırıp geri dönmüş,  Çimilileri de döndürmüştür. Çimi ile Ahmetler arasında defalarca kavga, çatışma olmasına ramen,  ölüm olayının yaşanmaması büyük, hayırlı bir durumdur.

Çimi ile Osmanlı döneminden beri aramızda husumet yaşandığı bilinmektedir.  Cumhuriyet döneminde ilk  1929 yılında bizimkiler dava açmış,  davalar o günden  bugüne araliksız devam  etmektedir.  Bu davalarda belirleyici olan husus  şudur: Dava dosyalarının içeriği, tanık beyanları, bilirkişi raporları, müşahhas bulgular  Ahmetler  Köyü’nün haklılığını  ortaya koymakta; ancak  Ahmetler lehine  sonuç alınamamaktadır. Çimi, çeşitli hilelerle,  bürokratik  ilişkileri kullanarak Ahmetler’i hak  kaybına  uğratma, davaları kanserleştirerek Ahmetler’in zafiyetini kullanıp işi sürüncemeye  sokma yoluna  gitmektedir.  Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği  en saygın ve seçkin bilim adamları Prof.  Dr.  Vasfi Raşit  Seviğ,  Prof.  Dr.    Enver  Behnan Şapolyo,  Prof.  Dr.  Aydın Sayılı, Prof.  Dr.  Faruk Sümer,  Yargıtay  14. Hukuk Dairesi Başkanlığından emekli Kâmil Tepeci’nin başkanlıklarında verilen ayrı ayrı bilirkişi raporlarında;  Defter-i Hakanî’de kayıtlı,  KanunÎ Sultan Süleyman fermanıyla  tahsis  edilmiş,   Ahmetler  Yaylası tesbit edilmiştir. Askerî  haritada v e diğer haritalarda Ahmetler  Yaylası  tespit  edilmiştir.  Çanakpınar (Alavada) Köyü  hudutnamesinde  Ahmetler Yaylası tespit edilmiştir.   Büyük Tarih  Profesörü Faruk Sümer başkanlığındaki heyet raporunda,  Çimi’nin dayandığı Konya Valisi  Ömer  Paşa’ya ait hüccet’in  Ahmetler  Yaylası ile ilgili olmayan geçerliliği   tartışmalı bir belge olduğu,  Ahmetler  Yaylası’nın Ahmetler’e  ait olduğu sarih bir biçimde belirlenmişken, Beyşehir   Asliye  Hukuk Mahkemesi  Ahmetler’in  meni müdahale talebini reddetmiş, Yargıtay   da bu kararı onaylamıştır.  Bu karar,  Türk Hukuk Tarihine geçecek kadar  ayıplı,  garabet örneği bir karardır,  kanaatindeyim.  Bu  karar hakkında  çok söz  duyuldu:  Çimililerin hakimi ayarladığı,  1970’li yılların başında İstanbul’da hakime bir daire  alıverdikleri,  kırk bin lira para verdikleri, bir hafta  Çimi’de misafir edip avlanmaya götürdüklerine dair;  ancak bunları bugün kanıtlama olanağı yok.

Beyşehir kararına kadar,  sadece harımın içini bize verin, anlaşalım, diyen Çimililer;  bu karar- dan sonra değil, harımın içi, karar kapsamındaki 17500 dönümlük bölümü de geçerek  tüm yaylanın kendilerine ait olduğunu iddia etmeye başladılar. Demir kapı, çobanları kıstırıp haraç alma vb.  türlü çeşitli hünerler sergileme çabalarına hız verdiler. Bunun üzerine 1985 yılında karar kapsamının dışında kalan Çimililerin daha önce hak iddia etmeyip sizin yaylanız orasıdır, dedikleri  Akdağ için dava açıldı. Bu dava Akseki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde reddedildi. Nasıl olduysa biz temyiz edince dosya  Afyon’a gitti, geri geldi. Yargıtay’a gönderildi. Yargıtay, ”Burada tanık beyanları, bilirkişi raporları ve diğer delillerle  belirlenmiş bir Ahmetler Yaylası var.  Bu yaylanın eksik görülen iki sınır noktasını tespit ederek hüküm kurulmalıdır. ” diyerek Akseki Asliye Hukuk Mahkemesi’nin  kararını  bozdu.  İki defa daha  keşif yapıldı.  Her şey ayan beyan ortaya çıktı. Çimi, çeşitli hilelerle davayı nasıl asıl mecrasından saptırabileceğinin  mahkemede uygulama örneklerini sunuyor.  Davayı kanserleştirme,  gerçeği muğlak hale getirerek davayı reddettirme çabalarını sürdürüyorlar.  Ahmetler dik durursa, hukuken bunu yapmalarının zor olduğu görülüyor.   Mera Komisyonu nezdinde de Çimi akrobasi hareketlerine devam ediyor.  Hiç hayvanları olmadığı halde,  kendilerinin asıl yaylalarını Kepezlilere,  Gebecelilere el altından kiraladıkları halde,  yine bizim yaylaya çıkmamızı engellemek  için türlü oyunlar kuruyor, mera komisyonuna  malları varmış, bizim yaylaya ihtiyaçları varmış  gibi beyanlarda bulunuyorlar.

Burada, 1966 yılında yapılan yayla keşfinden bir anekdot anlatmak istiyorum.  Yarpuzlu Yusuf adlı Çimi tanığı İmalı dağına Karasivri,  Karasivri’ye İmalı dağı dedi. Hakim tekrar sordu,  aynı cevabı yineledi.  Hakim, atarım seni içeri, doğru söyle, deyince  düzelterek yerleri saymaya başladı. Herkes gülüşünce hakim,  izleyenler ile keşif yapanlar arasındaki  mesafeyi uzattı. Aynı keşifte Ahmetler  tanığı Halil Şahin’e bildiklerini  sordu. Halil Şahin: ”Efendim,  ben on üç - on dört yaşlarında bir çocuktum.  Develerimiz kaybolmuştu. Babamla deve aramaya geldik.  Aldürbe’de meşhur Çimi çobanı Sadık ‘la karşılaştık.  Hoş beş’ten sonra babam, deve aramaya geldiğimizi, görüp görmediklerini sordu.  Sadık,  Arataşı’na çıkıver,  develer Çimi’den yüzde ise de Ahmetler yaylasında ise de görünür, dedi. Vakit güzdü,  havalar soğumuştu,  Ahmetlerliler yayladan göçmüştü. Ben beni bileli, babamdan, dedemden duyduğuma göre de eskiden beri burası Ahmetler Yaylası’dır.  Çimililer göçebe hayvancılık yapmazlar.  Bir köy davarları var .  O da  Çimi’den  yüzdeki geniş sahada durur. ” dedi.  Hakim,  herkesi bırakarak Halil Şahin ve teknik bilirkişiyi alıp Arataşı’nı ölçmek , belirlemek için yürüdü. Herkes hakimin arkasından yürüyordu.  Avukatlar,  muhtarlar    da  hakimin yanındaydılar.  Çimi  Muhtarı merhum Dursun Çatlı,  keşfin yapıldığı  İmalıönü’nden  Aldürbe’ye gelince,  Aldürbe’nin  ortasındaki kayalığı göstererek hakime: ”Efendim,  Arataşı burası olabilir.” dedi.  Hakim, muhtarı tersleyerek: ”Size kalırsa, biz buralarda çok Arataşı ararız. ” dedi.  Bu hazin hatırayı o keşifte bulunanlar hatırlar.

Burada Hacıahmetli Mahallesi sakinleri ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.  Kendilerinin ikâmetleri bizim köy sınırları içindedir.  Yılın sekiz ayını  burada geçirirler.  Her türlü idari işleri Ahmetler Muhtarlığı tarafından yerine getirilir. Seçimde bizim köyün dengeleri üzerinde oynarlar. Atadan akrabalığımızın yanında yakın zamanlarda da bizim köyden kız alıp, bizim köye kız vermişlerdir. Dört ay yaylada da iç içeyiz. Geçmişte Akseki’nin bürokrasideki ağırlığından, ticari ağırlığından, ”Akseki” markasının Türkiye’deki ağırlığından yararlanmak  için  nüfuslarını Çimi’ye kaydettirmişler.  Çimililer,  yayla davası dışında onların Çimili olduğunu asla  kabul etmezler.  Hatta,  yaylada yaptırdıkları evleri bizim şikayet etmemizi isteyip biz şikayet edersek onların tüm evlerini hemen yıktıracaklarını söylerler.  Kısacası,  Çimi, ”böl,  yönet”  taktiği uygular.  Çimi,  ne zaman Ahmetler’i etkisiz hale getirirse,  onları  taciz etmeye başlar.  Hatta,  Ertuğrul Dokuzoğlu   vali iken Çimililerle kavga etmişler, Çimi muhtarını dövmüşler.   Çimi muhtarı başı kanlar içinde valiye vararak, beni Ahmetlerliler dövdü, demiş. Aradan zaman  geçip bizim köylüler  Vali  Ertuğrul Dokuzoğlu’na köy işleri için varınca, vali bizimkilere vermiş veriştirmiş. Bizimkiler, hayır efendim, biz dövmedik, dedilerse de vali gürlemiş de gürlemiş. Sonra gerçeği öğrenmiş vali, bizimkilere, siz haklıymışsınız, mealinde haber göndermiş.  Tüm bu  gerçekler ışığında Hacıahmatlı kardeşlerimizin tavırlarını gözden geçirmelerini,  bazılarının hanımları Ahmetlerden, nineleri, dedeleri Ahmetler’den olmasına karşın “Ahmetler düşmanlığı”  yapmamalarını öneriyorum.  Ahmetlerliler’e de Hacıahmetliler’le iyi ilişkiler öneriyorum.

Ahmetler’le Çimi arasında iyi ilişkiler de olmuştur. Bizden hayvan, peynir, nergis, kıl, yün almışlar; bize kap kacak, meyve, sanayi mamulü her şeyi satmışlardır. Burada bir anekdot daha  aktaralım. Çimililer,  Aldürbe’de nergis alıyorlarmış. Gelen nergisleri holustan geçirerek üstte kalan iri taneleri alıp holustan geçenleri kenara döktürüyorlarmış. Bizim köylüler gidince onları da çuvallayıp götürüyorlarmış.   Merhum  Mehmet Güngör (Topal Hasan oğlu Sarı Mehmet)  nergis satmaya gelmiş.  Aynı işlem ona da uygulanmış.  Mehmet Emmi,  eline bir sopa alarak holustan geçenleri  dövmeye başlamış.  Çimililer,  etme amca,  kendini yorma amca,  diye yalvarmışlar.  O da “edecem,  döveceğim” diyerek Çimililerin  almadıkları  nergisleri dövmüş. Aradan yıllar geçmiş,  Mehmet  Emmi’nin oğlu  Musa Güngör nergis satmaya gelmiş.  Çimililerle anlaşmazlık çıkmış ve  Musa Güngör,  tartışmaya başlamış.  Çimili “Müdür” lâkaplı kişi: ”Bunun babası da amma lânet adamdı haaaa!” diye birkaç defa  tekrarlamış.  Bu olaya tanık olan merhum  İbrahim Kara, Müdür ‘ün  taklidini  yaparak  anlatır, bizleri güldürürdü.  Ahmetler’le Çimi arasındaki ilişkiler,  uzun bir serüven romanı olacak kadar çeşitlilik arz eder.  Biz  burada birkaç olaya değindik.  Daha  anlatılacak bildiğimiz,  bilmediğimiz nice olay var.  Herkes,  bildiğini  anlatırsa kalıcı olur, unutulmamış  olur.  Tüm bunları,  Çimi’ye karşı kin tuttuğum,  kötü niyet  beslediğim için anlatmış değilim.  Tam aksine,  Çimi ile de,  Hacıahmetlilerle  de ilkeli dostluk ilişkileri içinde olmamızın herkesin huzuru ve çıkarı için gerekli olduğu inancındayım.  

Yaylayı seven,  yaylaya gönül veren  herkese  selâm!. . .                                                                                                                                                                                                                                                                               
Hüseyin  Koç
Öğretmen, Avukat
Ahmetler’den Ahmet Ali Koç'un (Zobu’nun) oğlu