You are here:
BU YILKİ YAYLA ŞENLİĞİ PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 20 Temmuz 2013 10:57

Bu yılki yayla şenliği, 1. yayla şenliğine göre biraz sönük geçti. Bu sönüklüğün sebeplerinden birisi de haziran sonu olmasıydı galiba. Çünkü haziran sonunda yaylada karlar kısmen erimiş olduğundan, ot ve çayırların kuruyor,  yeşil görüntü kaybolup gri bir görüntü oluşuyor, bu da insanların heyecanını olumsuz yönde etkiliyor olmalı. Sahne de tirübüne bir hayli uzağa kurulmuştu."Gözden uzak  olan gönülden uzak olur" derler ya; kürsü de biraz yakına kurulsa daha iyi olabilirdi. Zamanla tecrübe kazanılarak bunlar ileriki yıllarda mutlaka daha iyi olacaktır.

İlk şenlik Haziran ayı başlarında yapılmıştı, karlar erimemişti ve dağlarda alaca bir görüntü vardı. Bu yıl ise gözleri iyi görenler ancak karı uzaktan görebildiler, kar bu yıl tepelerde ufacık beyaz bir lekeler gibiydi.

Yörük ve Türkmenlerde  uzaktan görünen beyaz lekelere, renge, uzaktan ufacık ağaran kar beyazlarına ve hayvanların ayaklarına serpilmiş beyaz lekelere "seki" deniliyor. Dört ayağı sekili olan hayvan uğursuz sayılır, atın ve keçilerde damızlık bırakılacak tekenin en fazla üç ayağında seki olmalı. Damızlık bırakılacak tekenin  eğer dört ayağı sekili ise o damızlık bırakılmaz. Yola çıkıldığında üç ayağı sekili at görmek uğurludur.

Bu yıl, kaymak tabaka denilen varlıklı köylülerimizin birçoğu şenliğe gelmediler veya gelemediler. Acaba bunun bir nedeni var mıdır araştırmak lazım. Asla ihtimal vermiyorum ama acaba bazıları kendilerini köyümüzün bu birlikteliğine uzak mı görüyor yoksa onlar da köylülerimizin kendilerini ötekileştirdiğini mi düşünüyor. Bizim değerlerimizde böyle şeyler olmaz ve olmamalı. Çünkü Ahmetlerliler her yerden farklı olarak birbirlerine ve köylerine daha fazla düşkündür. Bu özeliğimizi asla kaydetmemeliyiz.

Gurbette çalışan veya görev yapan köylülerimizin çoğu yılda bir veya iki defa köyüne, doğduğu yere gitmek için plan yapar, hayal kurar, kalpleri doğup büyüdükleri köyle atar, her gün köyde ne olup bittiğini ta İstanbul’dan, Ankara’dan hatta Avrupalardan takip ederler.

Yılda bir kere de olsa köyüne gelen gurbetçiyi köylüler: "Zenginsin, ne işin var buralarda; artık geri mi döneceksin?" gibi sorularla bıktırırlar. Böyle olunca onlar da köye ilgi gösterme hevesleri cesaretleri kırılıyor. Köye ayak uydurmanın zorluğunu anlayan gurbetçi neme lazım deyip köye fazla ilgi göstermiyor. Oysa onların varlıklı olmaları; bir yerlerde hoca, rektör, doktor olmaları bizim gurur kaynağımız olmalı. 

Bilindiği üzere varlıklı bile olsa üretmeye devam eden insanlar daha mutludurlar. Üretmeyen insanın hedefi kalmamış demektir ve doğa üretmeyen varlıkları, "Artık senin burada işin bitti" deyip alıyor, hayatına son veriyor. Onun için üretmek, ayak üstü yaşamak biraz da doğanın gereklerini yerine getirmek oluyor. Üreten insanlara hayatları uzun sürmesi için orantılı bir stres bile iyi geliyormuş.

Bir şeyler yapmak için bağ bahçe ne istiyorsa köye geri gelen gurbetçilerimize yabancı gözüyle bakıp köyü onların ilgisinden mahrum bırakmamak gerekir.

Zamana ve mekana göre şartlar ve hayat değişime uğrar. Köylerde de gurbetçiler değişimin öncüleridirler. Onların bilgi ve birikimlerinden, görgü ve deneyimlerinden yararlanmamız gerekiyor.

Gelecek yılın şenliğinde buluşmak üzere…