You are here:
AHMET ERHAN PDF Yazdır E-posta
Salı, 06 Ağustos 2013 22:37

Hasan VAROL


Ahmet Erhan öldü. (Doğumu 1958, ölümü 4 Ağustos 2013)


Şairdi… Gençti… Onu, onun şiirlerini tanımanızı isterdim. Türkçeyi öyle güzel kullanan bir şairdi. Türkü tadında kullanan bir şairdi. Mersinli bir babanın oğluydu. Mahmudiye Mahallesinde  8 nolu evde bırakılmış bir çocukluktan söz eder bir şiirinde. Akdeniz’i en güzel yazan oydu. Doğanın içinde büyümüş, çocukken oynadığı sokağı iyi bilen, çamları, meşeleri, tepsi çiçeklerini, yarpuzları, ağustos böceklerini yazan biriydi.

 

Ahmet Erhan öldü, babası ölünce içkiye başlamış, bırakamamış sonunda gırtlak kanseri olmuş ve öldü. Gençliği Mersin, Adana’nın arkasından Ankara’da geçer. Akşam Lisesinde okur. Sözü kendi anlatımından vereyim:

 

Yetmiş altı yılında, bir haziran ayazında alkolden öldü babam 
bayrağı kaptığım gibi meyhaneye koştum 
o gün bu gündür camlarımda bir buğu... 


Herkes beni 'anneci' sanır. Ben aslında 'babacı'yımdır. Aydın bir insandı, Türkiye İşçi Partisi Aybar kanadından. Beni yetiştiren, beni edebiyata yönlendiren babam alkolden ölmeden önce içkiden nefret ederdim. 17 yaşındaydım ve onun ölümü her şeyi tersine çevirdi. Öldüğünde alkolik bayrağını aldığım gibi meyhaneye koştum. Şimdiki yaşım (49) o yıllarda o kadar büyük gelirdi ki bana. Ama şu an ölmeye niyetim yok. Babamın yaşı 51'i geçmeye çalışıyorum... 'babamın öldüğü yaş'a az kaldı yani! 
Yine de oğlum iyi bak, adama benzer baban 
kirlenmemek için kendini alkolde saklar... 


...Gece lisesinde okudum, babamın ölümünden sonra gündüzleri aynı lisenin kantininde çalıştım. Gündüz çay ocağında çalışır, akşam derste uyurdum. Bir gün solcular kapıyı tekmeyle açıp bir arkadaşımızı çağırdılar dışarı. Öğretmen pencerenin yanına kaçtı... Sağcıymış çocuk, vuracaklar. Ben sınıf sorumlusuyum, önüne geçiyorum onun ve "Hayır" diyorum, "Benim sınıfımdan adam alamazsınız." Ama sonrasında ona da, "Arkadaş okulu bırak" diyorum, "Her zaman ben olmayacağım ki yanında." 


...Yedi kere kurşunlandım ben, toplu ya da tek. İlginç tarafı; dördünü solcuların, üçünü sağcıların yapması. Halbuki hiçbir zaman eline silah değmemiş adamlardanım! Bir gece dere yatağından eve dönerken sağcılar çevirdi, üzerimde parka, içinde de bir sürü bildiri. Hepimizin 'Deniz Gezmiş' olduğu zamanlar! Benim sınıfta kurtardığım çocuk çıktı aralarından şansıma, "Kimse dokunmasın ona" dedi. Yoksa nalları dikmiştim. 
Üçüncü ayakta 'rüzgârın kızı' yine gelmeyecekti 
ganyanım tökezlemiş ve hayatım buruşuk bir resim olarak hatırlanacaktı. 


...At yarışı, biraz da beni yaşatan şeylerden biridir. Ben beş yaşındayken iki tane yarış atımız vardı. Babam demir-çelik işiyle uğraşırdı. Sonra ne olduysa battı, Adana'ya gittiğimiz sıralarda. Yoksullaştık, babamın içki olayı da o zaman başladı. Atları göreyim, onlarla ilgileneyim diye giderim hipodroma. At yarışı da oynarım cüzi miktarlarda, genellikle de kaybederim.

Ayrı bir söyleşide okumak üstüne şunları da söyler Ahmet Erhan:

 

"...Beni besleyen aslında romanlardır. Rus edebiyatı, özellikle de Dostoyevski... Ve Fransız edebiyatı. Ortaokulda kitaplık kolunda, tüm kitaplardan sorumluyum. Bir gün babam, "Oğlum benim gözlerim görmüyor, bana geceleri kitap okur musun?" dedi. Ciltlerce kitap okudum ona, Dostoyevskiler, klasikler... Aslında derdi bana kitap okutmakmış. Onu küçücük puntolu bir gazete okurken yakaladım sonra. "

 

Sonrası Ankara’da geçer, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün  Türkçe bölümünde okur, öğretmen olur, ama önce şairidir o.  Arkadaşlarıyla bir yayınevi çevresinde toplanırlar; Yeni Türkü yayınlarında. Adnan Azar, Hüseyin Ferhad, Turgay Fişekçi, Yaşar Miraç, Ahmet Erhan, Haydar Ergülen… Ahmet, Alacakaranlıktaki Ülke’yi yazar, 12 Eylülü içinden yaşar, yukarda kurşunlandığını söylüyor hem de yedi kere ve hem sol hem sağcılar tarafından, ama ölmüyor. 22 yaşında Behçet Necatigil ödülünü alır. Kitapların arkası gelir. Adını saymadığımız onca ödüller…

 

Toplu şiirleri: Kuş Kanadı Kalem Olsa ve tekrar basımları yeni şiir kitapları…

Güzel bir şiirini buraya alayım:

 

 

OĞUL

 

 

Anne ben geldim, üstüm başım

Uzak yolların tozlarıyla perişan

Çoktan paralandı ördüğün kazak

Üzerinde yeşil nakışlar olan

 

Anne ben geldim, yoruldum artık

Her yolağzında kendime rastlamaktan

Hep acılı, sarhoş ve sarsak

Şiirler çırpıştıran bi adam

 

Kurumuş kuyunun suyu, incirin

sütü çoktan çekilmiş

Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi

Ayrık otları, dikenler bürümüş

 

Kapıdaki çıngırak kararmış nemden

Atnalı ve sarmısak duruyor ama

Oğlum, mektup yaz diyen

Sesin hala kulaklarımda

 

Anne ben geldim, ağdaki balık

Bardaktaki su kadar umarsızım

Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?

Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın.

 

Ahmet ERHAN 

 

Bir yerlerde karşınıza çıkarsa okuyunuz Ahmet Erhan’ın şiirlerini, seveceksiniz. (Asıl adı Erhan Bozkurt’muş ben de ölünce öğrendim.) Şiiri sımsıcak bir yüreğin şiiridir, seveceksiniz.

 

Hasan Varol