You are here:
OKUL BAŞARISI PDF Yazdır E-posta
Cuma, 09 Ağustos 2013 11:03

Ali KOÇ

Çocuk niçin okula gider veya gönderilir? Anne, baba ne düşünür, ne bekler? Çocuk anne, baba için mi yoksa kendisi için mi okula gider? Çocuğu kendi haline bıraksak ne olur?

Derler ki kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya gider. Oğlanı kendi haline bırakınca ne olacağı o kadar düşünülmez. Buna rağmen kimse kızını da oğlunu da tamamen kendi haline bırakmak istemez. Her ikisinin de eğitimi, öğretimi, öğrenimi önemlidir.

Anne veya baba çocuğunu yalnız okuma, yazma öğrensin diye okula göndermez. Asıl hedef çocuğun okul yolu ile iyi bir meslek sahibi olması, iş bulması, iş kurması ve rahat yaşaması için para kazanmasıdır. Bu konuda anne, baba ve çocuk aynı fikri paylaşırlarsa iş kolaylaşır. Çocuğun her şeyden önce anası, babası için değil de kendi çıkarı için okula gittiğini düşünebilmesi gerekir.

Çocuk ‘Anam, babam çalışsınlar, kazansınlar; ben harcayayım!’ zihniyetiyle hareket ederse başarısızlığın birinci aşaması başlamış demektir. Ekonomi çalışıp üretmeyen, meslek sahibi olmak istemeyen insanlarla uğraşmak istemez. Fakat küçük yaştaki çocuklar ya da bir türlü olgunlaşamayan gençler bu konuyu zamanında anlamayabilirler.

Yalnız anası, babası için okula gittiğine inanan çocuk yaptığı işi bir çeşit angarya olarak görür ve bu yüzden öğrenmeye karşı direnir. Buna karşılık ana veya baba da çocuk üzerindeki baskıyı artırma eğilimi gösterebilir. Baskı arttıkça çocuk daha çok direniş gösterir. Bu didişme bazen çocuğun okulu bırakmasına kadar gidebilir. Çocuğu sevgi ve ikna ile okumaya özendirmek ona baskı yapmaktan daha iyi sonuç verir.

Başarının ya da başarısızlığın çeşitli sebepleri vardır. Bu konuda yapılan bilimsel araştırmaların sonuçları internette de okunabilir. Almancada Schulerfolg, İngilizcede School Success, Türkçede Okul Başarısı başlığı ile internete girmek yeterli.

Bir ara düzenlenen uluslararası bilgi yarışmasında Alman öğrenciler yirminci sıralarda yer aldılar. Finlandiya, İsveç, Norveç, İngiltere, Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler okul başarısında Almanya’yı geçtiler. Tabii bu her konuda çok başarılı olmaya alışmış olan Almanlar için şaşırtıcı bir sürpriz oldu. Hemen durumun sebeplerini araştırmaya giriştiler. En başarılı ülkelerin eğitim programlarını ve öğretim metotlarını yerinde incelemek üzere heyetler oluşturdular ve o ülkelere gönderdiler. Bu heyetler Almanya’ya döndükten sonra onların verdikleri raporlara göre Alman eğitim sisteminde bazı değişiklikler yapıldı.

Bu arada Alman okullarındaki yabancı öğrencilerin durumları da gündeme geldi. En başarısız gruplar, İranlılar hariç, maalesef Müslüman çocuklardı. İranlıların Müslüman çocuklar arasında daha başarılı olmalarının sebebi aile yapıları ve çalışma şartları ile ilgili idi. Bu çocukların aileleri genellikle varlıklı kişilerdi. Aynı şekilde annesi ve babası varlıklı olan diğer yabancı çocuklar da kısmen daha başarılı idiler. Ancak bu tespitler meselenin bir yönünü açıklayabiliyor. Genel başarısızlık ise Alman öğretim sisteminden kaynaklanıyordu. Bu hususu da Alman araştırıcılar ortaya çıkarıp yayınladılar.

Gelelim biz kendi durumumuza: En azından daha önceki nesiller için Almanca bilmemek önemli bir başarısızlık sebebi idi. Çünkü çocuk iyi anlamadığı bir dilde konuları yeteri kadar öğrenemiyordu. Bu durum yeni nesiller için gerekçe olmaktan çıktı. Şimdi burada doğan çocuklar okula başlamadan önce Almanca öğreniyorlar. Yeni nesil analar, babalar da çoğunlukla Alman okuluna gitmiş, günlük hayatta da Almanca konuşan gençlerden oluşuyor.

Genelde başarılı olmayan öğrencilerin zeki olmadıkları düşünülür. Bu doğru değil. Zeka Almanların yaptığı araştırmaya göre sadece yüzde kırk oranında başarıda etkili oluyor. Başarılı insanların çoğunluğu normal zekalılardan oluşuyor. Ancak bunlar sorumluluk üstlenebilen, bilinçli, uzun vadeli ve düzenli çalışan kimselerdir.

Tabii çalışmanın bir de yolu, yordamı olmalıdır. Bu konuda öğrenme psikolojisinin ve pedagojinin bulgularından yararlanılabilir. Planlı ve verimli çalışma ile rasgele çalışma aynı değildir. Her gün planlı ve gözetimli mütalaa çalışması yapan yatılı okulların diğer okullardan daha başarılı oldukları biliniyor.

Okul başarısını çocuğun sağlık durumu, yemesi, içmesi, uyuması, hareket edip etmemesi, çalışma ortamı, çevresinde danışabileceği örnek kimseler olup olmaması da etkiler. Gözleri iyi görmeyen, kulakları iyi işitmeyen bir çocuk dersi anlama konusunda sınıfta zorluk çekebilir. Bu durum zamanında teşhis edilip tedavi edilmemişse sonuç anayı, babayı, hatta öğretmeni yanıltabilir. Öğrenme zorluğu olan çocuklarda herhangi bir sağlık engeli olup olmadığı çocuk doktoru tarafından da incelenmelidir. Bu engel bazen bedeni bazen zihni bazen de hem bedeni hem zihni olabilir.

Ergenlik çağı bunalımı bazı gençlerin öğrenme davranışını altüst edebilir. Bu dönemin sorunlarının nasıl çözümleneceği hususunda güncellik durumuna göre uzman kişilerle görüşülebilir. Çocuk doktorları ergenlik çağı sorunları olan gençlerin spora veya benzeri etkinliklere yönlendirilmelerinin yarar sağladığını ifade ediyorlar. Spor veya hareketli oyunlar okul başarısını engellemediği gibi çocuğun sosyalleşmesine de katkıda bulunurlar. Aslında grup içinde öğrenme de sosyal bir olaydır. Tek başına girişilen öğrenme davranışı yorucu olur ve daha uzun zaman alır.

Okulu, dersi ve öğrenmeyi ciddiye alan, verimli çalışan bir öğrenciye özel ders aldırma konusunda daha dikkatli olmalıyız. Bu çocuklar ek ders almasalar da okullarda ve imtihanlarda başarılı olabilirler. Yani öğrenme olayı aslında bir bilinç ve isteme davranışıdır. İstemeyen kişiye bazen ne yapsanız çok şey öğretemezsiniz. Emekleriniz ve yaptığınız masraflar boşa gidebilir. O zaman ana, baba olarak siz de kendi durumunuzu, eğitim hatalarınızı gözden geçirmelisiniz. Derler ki “Elma, ağacından çok uzağa düşmezmiş.”

Başarısızlık yoksulluktan kaynaklanıyorsa ne yapmamız gerekir?

Bu durumda devlet yardımları, parasız yatılı okuma imkanları, vakıf yardımları, burs almanın mümkün olup olmadığı araştırılabilir. Çalışıp öğrenmeye istekli olan öğrenciler için çok sayıda açık kapı vardır. Sorup aramakta, danışmakta yarar vardır.

Çocuğumuzun ille de en yüksek mesleği öğrenmesi için ısrar etmemeliyiz. Her çocuk her yükün altından kalkamaz. Bunu olağan karşılamalısınız. Herkes pilot olmak isterse otobüsleri, tramvayları, trenleri kim sürecek? Eczacılık meslek de gözlükçülük meslek değil mi? Doktorluk meslek de hemşirelik meslek değil mi? Mühendislik meslek de tamircilik meslek değil mi?

Ekonomi için ille de en yüksek meslek değil, ihtiyaç duyulan meslek önemlidir.

Bu vesile ile orta dereceli meslek okullarının önemine de dikkat çekelim. Çocuğunuz üniversiteye veya yüksek okula giremiyorsa onun bir meslek okuluna gitmesini sağlamaya çalışın.  Çocuğu başarılı olacağı bir mesleğe yönlendirmek onu işşizlikten, sizi de baş ağrısından kurtarır.

Bu hususu Japonlar şöyle açıklıyorlar: “Birine her gün bir balık hediye etmektense ona balık tutmayı öğretmek daha iyidir.”

Öğrenim ve öğretim işi bütün toplumu, daha doğrusu bütün ülkeyi ilgilendirir. Çocukların ve gençlerin öğrenimine, işe yarar bir meslek sahibi olmalarına hepimiz olabildiğince katkıda bulunalım.

Ali Koç