You are here:
SU HAKKI İÇİN YÜRÜYÜŞ PDF Yazdır E-posta
Cuma, 25 Ekim 2013 21:49

Her canlının bir de su hakkı varmış!

Mustafa KOÇ

Hep derim ya bunca yıllık öğretmenim, ama kendimi hala yeni şeyler öğrenmeye aç bir öğrenci gibi hissediyorum. Kanyonla ilgili HES belası başımıza geldikten sonra bu konuyla ilgili de çok şey öğrendim.  Üstelik öğrenmeye devam ediyorum. Ancak bu konuda asla aklımdan çıkmayacak olan öğrendiğim en önemli şey ise suyun aslında insan için, hayvan ve bitkiler için doğal bir hak olduğu. Evet bütün canlıların bir de “su hakkı” varmış! Ve su hakkı “Kâr” için değil, “yaşam” için talep edilmeliymiş.

Su hakkı! Ne güzel kelime bu böyle… Ben bu sözü çok sevdim. İnsanın içini dolduran, susuzluğunu gideren ne hoş söz bu! Şimdi hepimiz beynimize kazıyalım ki herkesin ve kısaca bütün canlıların, tıpkı yaşama hakkı gibi, seçme ve seçilme hakkı gibi bir de su hakkı var. Öyleyse biz Kanyona ve kanyondaki suya sadece kanyonun kurumaması için değil; biraz da su hakkımızdan vazgeçmemek için sahip çıkmalıyız.

Şimdi anlaşılıyor ki su hakkı hem anayasal hem de evrensel bir haktır. O zaman içimizden bir akıllı çıkıp da “ya bu köylülerin de bu suda hakları var; durun bir de bunlara soralım” diyene kadar su hakkımızda ısrarlı olacağız. Derler mi ki? Belki de bizim feryadımıza ve Türkiye’nin dört yanından yükselen seslere kulak verip diyecekler.

Su hakkımız için Ahmetlerliler zaten iki yıldır Kanyonda, Manavgat’ta, Güçlüköy’de hatta Antalya’da yürüyüp duruyor. Ama bakın Stefan Pfeiffer adlı bir su sevdalısı da su hakkı için uzun bir yürüyüşe çıkmış, dünyayı dolaşıyormuş. Allah ayaklarına güç kuvvet versin, Pfeiffer’in bizim için de yaptığını düşündüğüm bu saygıdeğer yürüyüşüyle ilgili yazıyı sizlerle paylaşıyorum.

Demek ki hepimiz hayat şartlarının dayatmasıyla sularımıza sahip çıkmayı da öğreneceğiz. Ama yine de bu hakkımızı, suyumuzu kaybettikten sonra değil kaybetmeden önce öğrenmeliyiz!

(Mustafa Koç)

 

SU HAKKI İÇİN YÜRÜYOR

Stefan Pfeiffer, son üç aydır su hakkı için yürüyor. Yolculuğuna Haziran sonunda Norveç’teki Nordkapp’tan başlayan Pfeiffer’in son durağı İspanya’nın kuzeybatısındaki kutsal şehir Santiago de Compostela. Bugünden itibaren yaklaşık 2,5  ay sonra son uzun yürüyüşünün son istasyonuna varacağını hesaplayan Pfeiffer, şimdiye kadarki üç aylık zaman dilimi içinde 3400 km yürümüş. Yani 3 bin km’ye denk düşen bir o kadar yol daha yürünmeyi bekliyor.

Bunca yolu neden yürüyor?

Her şey yolunda giderse 2013 Noeli’nde Santiago de Compostela’ya varacak olan Pfeiffer’in böyle bir yolculuğa çıkmasının amacı herkesin suya ve hıfzıssıhhaya erişim hakkını gündeme getirmek. Yürüyüşün başka bir amacı da günümüzde milyonlarca insanın bu temel haktan yoksun olduğuna vurgu yaparak gelecek kuşaklar için su varlıklarının korunmasının önemi hakkında genel kamuoyunda farkındalık oluşturmak.

Neden su hakkı?

Dünyanın pek çok yerinde 1990’lı yıllardan itibaren suyun ve hizmetlerinin ticarileşmesi ve özelleştirilmesi süreci içinde su varlıkları hızla kirlenip, tükenmeye başladı. Daha önceden yaşam hakkının içinde örtük olarak ifade edilen suya ve hıfzıssıhhaya erişim hakkı, su varlıkları şirketlerin taarruzu karşısında kirlenerek tükenmesiyle birlikte önem kazandı. Su adaletsizliğinden muzdarip bireyler ve halklar “su hakkı” kavramı adı altında birleşmeye başladı. Bir anlamda, 1990’larda Hindistan’da barajlara karşı “Narmada Hareketi” ve 2000’lerde Bolivya Cochabamba’da su hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı “Su Savaşları” gibi sosyal hareketlerden su hakkı kavramı doğmuş oldu.

Su hakkı ne demek?

Su hakkı, ayrımsız bir şekilde herkesin yeterli miktarda ve kalitede suya erişmesi demek. Yani parası olsun olmasın herkesin içme ve temizlik gibi gündelik insani ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar suya ulaşması demek. Bunu sağlamanın yolu da belirli bir kotaya kadar suyun şebeke suyundan vatandaşa ulaşmasının devlet garantisi altında belediyelerce yapılması. Türkiye’de bunu yıllardır yapan bir belediye de var üstelik. Dikili Belediyesi, hane başına aylık 13 tona kadar suyu insan hakkı olduğu ve dolayısıyla satılamayacağı için ücretsiz veriyor. Eğer hane bu kotayı aşarsa, kullandığı suyun toplamını normal tarifeden ödemekle yükümlü. Bu nedenle su tasarrufu yapanların sayısı artmış. Öyle ki bu uygulamadan önce su sıkıntısı çeken Dikili’de, artık hatırı sayılır bir su tasarrufu sağlanıyor. Hem de su tasarrufu suyun fiyatını artırıp yoksulu cezalandırarak değil, yoksulu ödüllendirerek adil bir şekilde gerçekleşmiş oluyor.

Su hakkı hepimizin meselesi

Su hakkı için yürüyenleri uzun ve çetin bir mücadele bekliyor. Tıpkı Pfeiffer’in önündeki binlerce kilometre yol ve yaklaşan kışla birlikte soğuyan havalar gibi. Suyu bedavaya dağıtıyor diyerek mahkemeye verilen Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven ve çalışma arkadaşları; Türkiye’nin dört bir yanında baraj ve HES inşaatları yüzünden toprağı ve suyu kirlenip, göç etmek zorunda kalanlar; ve ne evdeki musluğundan ne de sokaktaki çeşmesinden içme suyu akmadığı için ambalajlı su içerek aynı suya 500 kat fazla para ödeyenler aynı yolun yolcusu. Dünyanın dört bir köşesinde hepimiz aynı hak erozyonun mağdurlarıyız aslında.

Akgün İlhan

 

***

1- Akgün İlhan’ın bu yazısını, isterseniz  www.suhakki.org adlı internet sitesinden okumak için buraya tıklayın.

 

2- Ayrıca buraya tıklayarak da “SU HAKKI TALEP EDİYORUZ” başlıklı imza kampanyasına katılabilirsiniz.