You are here:
PROMETHES'UN ATEŞİ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 12 Aralık 2013 23:09

Huriye HEARN

Prometheus'un Ateşi, Ahmetler'in Direniş Çadırındaydı...

Olimpos dağlarında geceli gündüzlü yanan ateş efsaneye göre prometheus’un Zeus’tan çalarak insanlara hediye ettiği ateştir ve asırladır hiç sönmeden yanmaktadır. Büyük bir titan olan Prometheus tanrı Zeus’tan çaldığı ateşi insanlara hediye ederek onlara aydınlanmanın, bilginin ve ilerlemenin kodlarını vermişti. Tanrı Zeus’un kendisine vereceği ceza elbetteki yabana atılır cinsten değildi. Kim dayanabilirdi ki dörtbin yıl Olimpos Dağı’nda yalçın bir kayanın üzerinde her gün çiğeri bir kartal tarafından yenilerek hissedilen acıya...

Elbetteki Prometheus ışığın neleri yapabileceğini, insan oğlunu nasıl etkileyeceğini ve ona nasıl medeniyetteki ilerleme hızında ivme kazandırcağını biliyordu ve insanlara yakınlığını vermiş olduğu bu eşsiz hediye ile perçinleyecekti.

Prometheus, Ahmetler Kanyon nöbetinde  hiç sönmeyen bu anlamlı hediyenin  yani “ateş”in biraz ilerisindeki Olimpos Dağından geldiğini görse ne kadar mutlu olurdu kim bilir… Onun insan ırkına hediyesi olan “ateş” ne bu kadar anlam kazandı ne de  bu kadar büyük bir misyon edindi. Bu yazıyı yazmama neden olan ışığıyla her gün tango dansı yapan, rengiyle güneşe rakip olan ve misyonuyla tanrı Zeus’a kafa tutan “ateş”in bir fotoğraf karesine sıkışmış görüntüsünün düşündürdükleri ve üzerimde bıraktığı naif etkisidir.

Bu sabah gecenin içinde, geceye ve gündüze şahitlik eden bir kare düştü sosyal medyaya; çok güzel bir kareydi bu ve çok anlamlıydı. Paylaşılan fotoğraf karesinde çıtır çıtır yanan bir meşe odunu ve etrafa bıraktığı tatlı, sıcacık içimizi ısıtan turuncu, sarı ve kızıla kaçan renkler taşıyan ışığıyla gülüseyen Olimpos’un sönmeyen ışığı “ateş”in silüetiydi.

Bu kare sanki çocukluğumdan içimi ısıtan ocak ateşinin uzaklardan gelen yumuşacık tınısı gibiydi. Öyle aşinaydım ki bu resme, uzun zamandır böyle bir manzaranın güzelliğini izlemediğimi fark ettim; neden sonra görüntüsündeki renklerin güzelliğinde ışıyan hatıralarım  canlanınca.

Biz Ahmetlerliler  teknolojik gelişmelerden en son nasibini alan insanlarız. Köyümüze elektrik geldiğinde seksenlerdi sanırım ve benim kuşağım hala o yıllarda ilkokul çağındaydık. Körpecik vücutlarımız ateşin cömertçe yaydığı ısıyla kucaklaşır, minnacık ellerimiz ise onun rehberliğinde ödevlerimizi yapmanın heyecanını taşırdı beyaz satırlara. Ateş, çıra ile birleşince yaşama duygusu artar, sevinci rengin birbir çeşidine bürünür ve etrafına aşkından eriyen mum misali dalga dalga ısık ve koku yayardı. Nohut oda bakla sofa evlerin kirli beyaz duvarlarında bin bir şekle bürünür adeta özgürleşirdi alevin ışık ve çizgiden oluşan yasımasındaki görüntülerinde.

Ocak ateşi sadece aydınlatma görevi yapmazdı elbette, etrafında kümelenen insanların sıcacık yaşam hikayelerini paylaştıkları mekanların rengi, kokusu ve belki de tadıydı.  Ocak ateşinin dostluğuna aşina olanlar onun birleştrici gücünü, ışığının kutsallığını, ateşindeki ince kıvrak ve kızıl renklerin havadaki dansının, büyüsünün etkisini çok iyi bilirler. İnsanların gözlerinde ışığın bereketinden kaynaklanan mutluluk ise görülmeye değer anlardı inanın buna.

Ateş, yoldaş olmakla kalmaz aynı zamanda da birleştirici ve anaçtı; güzelliği paylaşılırdı, sıcaklığı dalga dalga sinerdi yoksul vücutlara. Işığı bin bir sohbeti aydınlatırdı ve insana hizmet ederek tamamladığı son haliyle kahve kokusuyla bütünleşip tarifi  neredeyse imkansız bir tütsü oluşturarak sunardı yanı başındakilere. Ateş sadece bir ısınma, pişirme ya da aydınlanma aracı olmaktan çıkıp yeni bir anlam da kazanırdı. Bazen bir hikayenin baş kahramanmış gibi etkisinden bahsedilir, kimi zaman da yakıldığında çobanların kutup yıldızı olur yollarını gösterirdi anlatılan hikayede. Ateş bu tür yaşanmışlıklarda hem şahitlik eden hem yoldaşlık hem de etkileyen ve etkisiyle kendisini güçlü bir şekilde hissettiren varlık olurdu.

Şimdi, yukarıdaki özelliklerine yeni bir misyon eklemişti “ateş” Ahmetler köyünde. Eski hikayelerin toplamı vardı tütsüsüyle süslediği kokusunda. Ahmetler Kanyonunu geleceğe taşınan umudunun lokomotifi, kanyonun yüzyıllardır sahipliğini yapanların ağıdının rengi ve simgesi olmuştu ilk yakıldığı günden beri sıcak tutulan iki taş arasındaki yuvasında.

Her gece nöbet tutan onlarca bedeni, her akşam dostluk, kardeşlik ve paylaşım dağıtan ışıgında kutsal bir görev için birleştirmişti.

Ahmetler Kanyounu sahiplenen insanların yanlarında yine baş kahramandı o.  Kah geceleri kanyonun soğuna siper ediyordu kırmızı tonlarındaki rengini, kah etrafında sıcağına tutunan ve  direniş için nöbet tutanların vücutlarını yünden bir battaniye gibi sarıyordu alçalıp yükselen kutsal ışığının sıcaklığıyla.

Kanyon nöbetindekiler  ağıta dönüşen dertlerini  fısıldadılar kömürleşen görüntüsüne her gece, bazen alçak, bazen yüksek sesle. “Direniş ateşi” dediler ve ona büyük bir paye verdiler. “Direnişin” simgesi olmuştu birden. Alevi daha bir heyecanlı rengi daha bir canlı ve görüntüsü daha bir heybetliydi. Öyle güzel yükseliyorduki Ahmetlerin “direniş kanyonundan” ışığındaki masum samimiyete tüm Türkiye inandı, sıcaklığındaki çoşkunun katışıksızlığı hayran bıraktı etrafında toplanan öbek öbek insan gruplarını.

Dertlerini dillendiriken şahitlik edip üzüntülerine şevkatli bir el, sevinçlerine hızır bereketi katan sihirli bir nurdan bir aynaydı yüzlerinde şavkıyan Kanyonun “direniş ateşi”

Kanyonun kendi güzelliğiyle kanyon nöbetinde yanan ateşin mahareti yarış halindeydi her gün. Gündüzleri koca kazanların altından yer altından toprağı yırtarak çıkan tohum taneleri gibi kazanların altından gösteriyordu altın başak misali gibi yayılan rengini. Bakır kazanlardaki paylaşıldıkça çoğalan yemeklere her gün hızır bereketini hediye etti. Kara kazanlara gönül gönül tat ve lezzet kattı. Lezzetini paylaştı meşenin, çamın ve ladinin kardeşliğiyle süslediği ışığının rengini. Her gelene aynı misafirperverlikle elini uzattı, “hoş geldin” dedi. Direnişteki masum ve kimsesiz insanların gönlünün  rengini dilinin sesini, ahının derinliğini anlattı sıcacık tavşan kanı bardaklara dökülen çayların rengine bürünerek.

En önemli görevi ise, belki de analık etmesiydi Ahmetlerlilere. Prometheus sizce tahmin edebilir miydi Ahmetlerdeki “direniş ateşi”nin  bu kadar anlamlı olabileceğini.  Ateşi  insanoğluna hediye eden Prometheus’un ruhu belki de neşe içinde Olimpos’ta bir yerlerde gülümsüyordur böyle anlamlı bir misyon üstlendiği için.

Bu gün sosyal medyaya düşen “direniş ateşi” Prometheus’un dört bin yıl uğruna ceza çektiği ateşti. Bu ateş, görüntüsüyle ve rengiyle masum insanların haklı itirazlarının simgesi, ifadesi, anlatımı ve kazanımıydı. Olimpos Dağı eteklerinde her gece yanan bu ateşten bir parca olan bu ışık ve rengin birleşimi umarım Ahmetler Kanyonuna özgürlüğünü, huzurunu ve dünya ile paylaştığı güzelliğindeki zenginliği sonsuza dek Prometheus’un çok sevdiği insan oğluna hediye eder.

Geceleri soğukta nöbet tutanların yorganlarına sıcak elini armağan etti. Üşüyenlerin üstünü örttü sessizce sarı soluk rengiyle son deminde.  Prometheus da direnmişti tanrılara ışığı insanoğluna armağan ederken. Onun direnişinin de rengi olmuştu asırlar önce. Şimdi de Ahmetler direnişin rengi, samimiyeti, paylaşılan lokmasındaki tadı olmuştu. Işık aydınlıktı, aydınlığa açılan bilginin yoluydu, ilerlemeydi, ivmeydi. Bu ateş kim bilir bir gün belki de bu yoksul topraklardaki bereketin ve aydınlığın nedeni olacaktı. Karanlıktan çıkmanın ve kazanmanın ışıklı yolu belki de bu ateşin ışığında gerçekleşecekti.