You are here:
TIRNAK İÇİNDE BİR HAYAT PDF Yazdır E-posta
Salı, 28 Ocak 2014 17:48

Mehmet GÜNGÖR

Her insanın bilindik dış dünyası, bir de bilinmeyen iç dünyası var. Yüzü her daim gülen bir insanın iç dünyasında  fırtınalar kopuyor olabilir, veya üzgün durgun solgun bir insanın bu durumu mutluluğundan, iç dünyasının rahatlığından kaynaklanıyordur. Bakış açıları renkleri, zevkleri, damak tatları hep farklıdır. İnsanlar da doğada bitkiler gibi sırlarla doludur. İnsanların bildikleri aslında doğadaki sırların birkaçı kadardır, yani insan aslında hiç yeni bir şey bulmamıştır, sadece doğanın içindeki bazı sırları çözebilmiştir.

Doğaya saygılı olmak, onu anlamak, kavrayabilmek aslında kamil insan olmanın gereklerinden birisidir. Aslında doğa insana insanca yaşama, insan olma kavramını sunar ama birçoğumuz bundan bihaber son hırsla maddiyat peşinde koşarız. Bu maddiyat hırsı bazen insanları özünden uzaklaştırır, kıyasıya yarışan yarış atlarına çevirir. İyi bakın çevrenize, herkes birbiri ile aslında yarış içindedir çoğu zaman.

Bende bir doğa hayranlığı var. Onun içindir ki her daim, keçi boynuzu vb. meyve çekirdeklerini biriktirir bir gazete parçasına sararım ve dağa taşa gidince bu çekirdekleri dağlarda uygun yerlere bırakırım. Amacım belki doğaya ufacık bir yararım dokunur belki serpiştirmiş olduğum meyve çekirdeği bir gün ağaç olur. “Dünyada bir hatıra bırakmak istiyorsan fidan dik” derler atalarımız ya, işte öyle.

İşyerimizin arkasında küçük bir bahçe var. Buraya geldiğim zaman ilk iş olarak bu bahçeye birkaç  incir, söğüt gibi fidanlar diktim. Söğüdün altında yazları gölgelenecektik, incir ve diğer meyveleri de insanlar kuşlar yer diye düşünmüştük. O fidanlar çoktan ağaç oldular ve meyve veriyorlar. Bir tane incir ağacı var, Aydın inciri, güzel meyvesi oluyor. Bizler de az zaman da olsa yaz sezonunda denize gidip gelince onun gölgesinde dinleniyoruz. Yaz mevsiminde burada karabaş kuşu ailesi yaşıyor. Bu kuş türüne baştankara da diyorlar, güzel bir kuş, keşke kara bülbül deselermiş adına; güzel öterler, her türlü dil var bu kuşlarda.

Denizden gelince uzandım yine incir ağacının gölgesine. Karabaş kuşları yine iş başında. Onları korkutmadan incelemek istedim, baktım ki meyveyi gagası ile değil tırnakları ile burgu gibi deliyorlar ve ondan sonra yiyorlar, gagası ile uğraşsa başaramayacak, meyveyi açamayacak. Bu olayı görünce canlılar için bir tırnağın bile çok önemli olduğunu düşündüm.

Başarılı bir insana;

"Bu işi nasıl başardın?” diye sorunca;

"Tırnaklarımla kazıyarak" diye cevap verir.

Hayat nasıl gidiyor sorusuna da; "tırmalamaya devam” cevabı alırsın genellikle.

Doğada hayvanlar ağaca taşa tırnakları ile tutunurlar, Yarasa tırnakları ile bir yere yapışarak gövdesini aşağı sarkılı halde uyur. Toroslar’da “katır tırnağı” diye bir bitki var.

Bir de son bir yıldır, televizyonlarda, gazetelerde Türkçe Sözlüğe "tırnak içerisinde" diye bir söz girdi. Bir kişi diğerini eleştireceği zaman "tırnak içerisinde" diye başlıyor söze.

Ben nedense bu tırnak içerisinde lafının ne demek olduğunu bir türlü anlayamadım. Ya eskiden de vardı ama ben duymamışım; ya da cahilliğim, bunu anlayabilmeme izin vermiyor.

Hayat bir tırnaktan ibaret sanki, adeta hayat "tırnak içerisinde…"