You are here:
KAYGUSUZ ABDAL’I OKURKEN PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 12 Şubat 2014 10:28

Hasan VAROL

Ahmetlerli Profesör Abdurrahman Güzel’in Kaygusuz Abdal Sevdası

Bu yazıda Doç. Dr. Abdurrahman Güzel’in hazırladığı “Kaygusuz Abdal’ın Mensur Eserleri(*)”ni okurken aklıma onca şey üşüştü; yazmasam kahroluyorum, yazarsam sana yük oluyorum ey okuyucu; ama yine de ben hem bir köylümün (Prof. Abdurrahman ağabey) kitabından söz edeceğim hem de Kaygusuz Abdal dönemindeki bazı cümle kullanımlarına ve sözcüklere gideceğim. Çünkü dil dediğin de insan gibi yaşayan bir şey. Sizler de seveceksiniz, yazının sonunda onca sözcük aktaracağım Kaygusuz’un yaşadığı yıllardaki sözcüklerden ve günümüzde nasıl da canlıca yaşıyorlar. İşte bu sözcükler benim bu yazıyı yazmama nedendir.

Yazılı kaynaklara göre XIV. Yüzyıl sonu ile XV. Yüzyılın birinci yarısında yaşayan, Teke İli Alâiye sancağı beğinin oğlu olan Kaygusuz Abdal (Alâaddin Gaybî), tamamıyla bir “tekke şairi”dir.  Köylümüz Profesör Abdurrahman Güzel, bir bakıma ömrünü Kaygusuz Abdal üzerine çalışmalara vermiş, onca kitap hazırlamıştır.

Kısaca; Kaygusuz, çok iyi eğitim görmüş, zamanının maddi manevi ilimlerini öğrenmiş, Alâiye Sancağı Beğinin oğludur. Anlatıma göre bir av sırasında, kendisine geyik suretinde görünen Abdal Musa’nın peşine takılmış ve sonunda Abdal Musa dergâhına ulaşarak ona mürid olmuştur. (Bu anlatıyı bulup mutlaka okuyunuz, seveceksiniz).

Abdurrahman Güzel’in “Sözbaşı” bölümünden kısa alıntılarla bilgi verme bölümünü kapatayım :

“Kaygusuz Abdal’ın eserlerine bir bütün olarak bakıldığı zaman onun asıl ilham kaynağının Kur’an-ı Kerim ve Hadisler olduğu görülür. Bu bakımdan o, bütün eserlerinde Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Muhammed’e derin bir muhabbet ve ihlaslı bir iman ile bağlıdır.”

“Kaygusuz Abdal, tam manasıyla bir Tasavvuf Şairi, bir Tekke Şairidi’dir. (...) En az Yunus Emre kadar başarılı şiirler vermiştir. On iki bin beyte yaklaşan şiirleriyle ve on dört eseriyle Kaygusuz’dan bize büyük bir mirâs kalmıştır.”

Sayın Güzel, kitabında bu dört kitabı Budalanâme, Kitab-ı Miglâte, Vücûdnâme ve Risâle-i Kaygusuz Abdal adlarıyla belirtmiş, incelemiş ve tanıtmıştır. Bu bölümler içinde bazen kendimi bulduğum, şunu yazayım dediğim yerler oldu. Birden Selçuklu dönemine gitmek, o yılların sözcüklerini bugünlerde kullanır olmak, inanın beni heyecanlandırdı. Önce bir iki sözcüğün altını çizdim : “karı, şindi, haşarı, mürâyî,...” gibi. Derken bazı cümlelerin altını çizmeye başladım, bazıları güzel söz, bazıları öğüt verici, bilge...”kavlünde dürüst ol”, “göz ile görüp gönlüm ile inandığım şeyden haber verürüm; görmediğim bilmediğim yirden haber virmem. Beni anlayandan icabında ben de sorarım”, “Vücud bir dükkandır, insana kiraya verilmiştir.”, “Gönül bahrine yol bulan, ne inci isterse dalıp çıkarır.”, “Fırsat elde iken  kaya kuşu gibi ömrü laklak ile geçirmemeli”, ”bal dimekle ağız bal olmaz”, “dervişlik şemle ve şal ile olmaz”, “her kamışın içinde şeker olmaz”, “Gah gül eyledi başa çıkdum, gah kil eyledi hake düştüm”, “Ne istersen kendinden iste. Çünkü her şey âdemin vücudunda mevcuttur.”, “Zira öğüdi ehline dimek evlâdur. Öğüt mü’mine devlet, cahile mihnetdür.”, “Yabana gitmekden yola gitmek yahşidür.”, “Ödüm sıtdı”, “Bu hâl içinde iken derviş uykudan benilledi. Uyanıgeldi. Gözün açub bakdı, gördi. Düşidir.” (alıntıları olduğu gibi aldım, bazen cümle başı büyük, bazen küçük ve yamını da aynı aldım). Söz uzar gider...

*

Kaygusuz Abdal menem cümledeki cân menem

Evvel ü âhir menem genc ü nihân bendedür.

*

Bu bölümde o yılların bazı sözcüklerinin şimdilerde aynen yaşadığını gördüm, kitabın arkasında anlamlarıyla verilmiş bölümden bir tadımlık sunayım:

Agmak : çıkmak, yükselmek.

Ağu, agı : zehir.

Aldamak : kandırmak.

Belünlemek : korku ile birden sıçramak, irkilmek, fırlamak.

Bugz : kin, nefret, sevmeme.

Cünbiş : kımıldanma, oynama, hareket etme.

Dad : tat, lezzet, çeşni. 

Degin : kadar, denk. 

Denlü : kadar. 

Em : ilaç, çare.

Evla : daha uygun. 

Fak : tuzak.

Fena : kötü.

Fuzul : lüzumsuz.

Garaz : hedef, gaye, maksat.

Gözgü : ayna.

Hakk Taala : Allah.

Hâsıl : husule gelen, çıkan, türeyen.

Has : hususi, özel.

Hayran : şaşmış, şaşa kalmış.

Irağ : uzak, ırak.

Issı : sıcak, sıcaklık.

Işmar : işaret.

Kadem : uğur, hayır ve bereket.

Kem : fena, kötü.

Kepenek : çobanların giydiği, yünden yapılmış, kalın aba.  

Kesad : alışverişte durgunluk.

Keşkul : üstü dövülmüş fındık, fıstık ve rendelenmiş Hindistan cevizi gibi şeylerle süslenmiş olan bir çeşit süt tatlısı.

Kıvanmak : sevinmek.

Maraz : hastalık.

Merkeb : eşek.

Mıh :çivi. Mülk : mal.

Müşkil : güç, zor.

Nâr : ateş.

Nâz : şımarıklık.

Nevbet : sıra ile görülen iş.

Ödünü sıdırmak : ödünü koparmak, patlatmak.  

Öğütlemek : nasihat, öğüt.

Pâk : temiz.

Panbuk :pamuk.  

Pusaruk : sis, duman.

Sabi : memeden kesilmemiş erkek çocuk.

Sadık : içten bağlı olan.

Sanu, sanı : fikir, düşünce.

Sükut : susma.

Sünük : kemik.

Şal : bele sarılan bir nevi kuşak.

Ten : vucudun dış yüzü.

Usanmak : bıkmak.

Üşmiş : üşürmek, üşüştürmek.

Ütilmek : oyunda yenilmek.

Yad : yabancı.  

Yalıncak : çıplak.

Yensüz gönlek : kefen, kolsuz gömlek.

Yeg : üstün.

Zâyî : yitik. vd.

Gördüğünüz gibi biz Kaygusuz’un yıllarında yaşıyor gibiyiz; o da bizimle yaşıyor şimdi 2014 yılında bu dünyada. Selam olsun!..

     Hasan Varol

  • Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal’ın Mensur Eserleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Mayıs 1983