You are here:
AHMETLER NEDEN DİRENDİ? PDF Yazdır E-posta
Salı, 25 Şubat 2014 10:37

"Ahmetler'in haklı HES mücadelesi, kamu oyu gibi medyanın da ilgi odağı oldu. Son zamanlarda bizden konuyla ilgili bilgi, belge, haber ve görüş isteyenlerin sayısını ben de bilemiyorum. Son olarak bir dergi için istenen bir yazıyı sizlerle paylaşıyorum. Bilgilerimizi tazeleyerek konunun henüz bitmediğini, ama kararlılığımızı ve haklılığımızı herkese hatırlatalım."

AHMETLER NEDEN DİRENDİ?

Mustafa KOÇ

2013’teki HES mücadelesi, Ahmetler’i bütün Türkiye’ye tanıttı. Aslında Ahmetler 600 yıldır oradaydı; ama bugüne kadar kimsenin umurunda değildi.

Ahmetler kendi yoksulluğuyla kendi halinde yaşayıp gidiyordu. İşte bir gün köylüler, yanı başlarında yüzlerce yıldır akıp giden ırmaktaki suyun; tanımadıkları ve hiçbir zaman buralara ayak basmamış birilerine satıldığını öğrenince ayağa kalktılar. Anladılar ki kanyona yapılacak HES, sularını ellerinden alacak, kanyonlarını kurutacaktı. Kendi yurtlarında saldırıya uğradıklarını düşündüler. Dediler ki hayvancılık ölür, tarım yapılamaz, kanyon çöl olur, sularımız elimizden alınırsa buralarda artık yaşayamayız.

HES şirketi silahlı adamlarıyla saldırıp üstlerine iş makineleri de sürünce kanyonda HES Çadırı kurdular ve nöbete başladılar. Jandarma geldi, şirketten yana tavır alınca içlerindeki asker sevgisine gölge düştü. İşte bu kırılma noktasıydı. Zamanla köylünün haklılığı ve kararlılığı herkesi düşündürdü.

Dört kere silahlı saldırıya uğradılar. Gazeteler yazdı; kanyondaki olaylar sırasında köylülerden biri: “Biz Antalya’nın zencileriyiz” diye haykırmıştı. Bu bir hayal kırıklığı ve güvensizlikti.

Bir başkası; “Burası bizim Çanakkale’miz” dedi; bu inançtı.

Diğeri; “Hepimizi öldürün de tarihe geçin” diye bağırdı; bu kararlılıktı.

“İkinci Kurtuluş Savaşımız” diyen de oldu, bu umuttu.

Kulağımla duydum; “Bu HES için 30 yıldır konuşmadığım adamlarla konuştum” diyenler de var. Bu da birliktelikti.

Ahmetlerdeki direncin o taraftan nasıl algılandığını bilmekte fayda var. Nöbetten önceki gidişimde gördüm ki hepsinde yurt savunması yapıyor gibi bir inanç ve inanılmaz bir kararlılık seziliyordu ve adeta çok şey kaybedeceklerinin bilincindeydiler. İşler karışınca işlerini güçlerini bıraktılar, nöbete başladılar. Saldırılara karşı bedenlerini siper ettiler, üstlerine sıkılan kurşunlar onları daha da birleştirdi, bir çevre bilinci ve duyarlığı oluştu. Direndiler, ama şiddetle işleri olmadı; kamuoyundan sempati ve destek yağdı. Özellikle Ahmetlerli kadınlar öne çıktı. Adeta bütün HES’lerin simgesi oldu Ahmetler. Sonunda jandarma çekildi, şirket de makinelerini alıp gitti. Böylece şirketin şantiye kurma denemesi iki yılda dördüncü kez engellenmiş oldu.

Şu anda şirketin, bir gece ansızın kanyona gelme olasılığı onları tedirgin etse de HES nöbeti hala sürüyor. “Proje iptal edilinceye kadar nöbete devam” diyorlar. Şimdi bekleme dönemi. Şirket baharı bekliyor, köylü de kanyonu… Mahkeme süreçleri ise henüz bitmedi. Bilim adamları, medya ve kamuoyu konuya sahiplenmeye devam ediyor.

Diğer yandan HES’lerle ilgili tartışmalar büyüdükçe kanyonun kurtulma umudu artıyor. Ahmetler’de yaşananlar bu konuya geniş kesimlerin ilgi duymasını sağladı. Bakanlar bile küçük derelerdeki büyük çevre felaketlerinden söz etmeye başladı.

Ahmetler’i buradan koparmak zor. Bir şirketin para kazanması için bir köyün, binlerce insanın yaşamına zarar verilmemeli. Köyde yaşayan, yaşamayan 3000’e yakın Ahmetlerli bu konuda çok duyarlı ve birlik içinde.

Köylüler, dertlerini anlatmakta ısrarlı ve sabırlı. Sorunun iç yüzünü aydınlatarak akıl ve mantıkla, tatlılıkla çözmekten yanalar. Anladığım kadarıyla devlet kademesi de böyle düşünüyor. Köylülerin kararlılığını herkes gördü. Telafisi mümkün olmayacak şeylerin önüne geçmek için hem insanlara hem de doğal güzelliklere zarar gelmeden bir şeyler yapılsın. Kanyon kamuya ait bir zenginliktir. Öyleyse kamu malını korumak sadece Ahmetler’in değil, herkesin görevi olmalı. Ahmetler’i yalnız bırakmayın! Mahkemelere de devlet adamlarına da şirkete de siyasilere de iş düşüyor. Bu zenginlikleri kaybedersek toplumun geleceğini de kaybederiz.

Şimdi herkesin düşünme zamanı, ortak akıl bulunsun, bu yanlıştan dönülsün; insanların da burnu kanamasın, ağaçların da, öteki canlıların da…

 

Mustafa KOÇ
Ahmetler Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği Sözcüsü