You are here:
240 YILLIK BULUŞMA- 1 PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 20 Ağustos 2014 17:12

Ahmetlerliler 240 yıl önce ayrılan akrabalarıyla ilk kez buluştu. Taşharman’dan Taşkuyu’ya giden yol, Ahmetler’in Tarihini aydınlatıyor…

Mustafa KOÇ /1. Bölüm

Artık biliyoruz ki Ahmetler, bölgenin en eski köylerinden biri. Ardımızda yaklaşık 700 yıllık uzun bir geçmiş var. Ortaasya’nın Horasan bölgesinden kalkan tarihteki büyük göçün ilk dalgasıyla gelip Manavgat Ovasına yerleştiği de kesin olarak biliniyor. Ancak bu öykü bu kadarla sınırlı değil;  bilinmesi gereken çok önemli ve ilginç ayrıntılar da var.

Tarsustaki Ahmetler

İşte yıllardır dilden dile anlatılan ve kuşaktan kuşağa geçen bu öykünün aydınlanması için akrabalarımızın peşine düşerek "Tarsustaki Ahmetler'le" kucaklaşmaya karar verdik.

Sahip olduğumuz sözlü mirasa göre 1700'lü yılların ikinci yarısında yaşanan acı olaylar sonunda Ahmetler’i kuranların bir bölümü bu toprakları terk ederek Tarsus’a göçmek zorunda kalmış. Şimdi yaklaşık 250 yıllık bir öykünün izlerini sürme görevi bize düştü. Tarsus'ta buluşacaktık. Aslında bu, gecikmiş bir buluşmaydı ama bir yerden başlamalıydık. Çünkü hepimizin ortak ataları yurtlarını terk etmiş; onların çocukları, torunları yüzlerce yıldır ayrı düşmüştü.

***

Tarsus' la bağlantı kurarak 15 Ağustos 2014 akşamı, iki aracı doldurup Manavgat’tan 20 kişiyle yola çıktık.  70 yaşındaki Hasan da 15 yaşındaki Ulaş da aramızdaydı ve herkeste aynı heyecan vardı. Yüzlerini hiç görmediğimiz akrabalarımızın da bizler gibi heyecanlı oldukları telefondaki konuşmalardan anlaşılıyordu. Güneşin ilk ışıklarıyla Tarsus’a vardık.

Panlar, Tarsus’ta Bize Kucak Açtı…

16 Ağustos sabahında karşılıklı olarak duygulu anlar yaşadık… Yaklaşık 250 yıldır ayrı kalmış bir büyük ailenin evlatları bugün burada buluştular. Tarsus girişinde bizi karşılayanlar,  hepimizin birinci dereceden akrabalarıydı. Onlarla teker teker kucaklaşmamız görülmeye değerdi. Sanki askerden, gurbetten dönen ailemizi karşılıyorduk. Sanki yıllar önce kaybettiklerimizi şimdi yeniden bulmuştuk. Adeta yüzyılların içinden çıkıp gelmiş gibiydik.

Panlar…

Onlara Tarsus’ta Pan’lar deniyor. İşin ilginç yanı, Ahmetler’i kuranların en eski ataları da aynı adla anılıyor. Ahmetler’in tamamı, sonradan aramıza gelen bir iki küçük aile dışında aynı kökten geliyor. Nüfus arttıkça sülaleler genişlese de soyadı yasasıyla soyadlar çeşitlense de aslında yıllarca dışarıya kapalı bir yaşam süren Ahmetler’in hepsi birbiriyle akrabadır. Çünkü soy ağacını sadece babadan devam ettirmek bir tür cinsiyet ayrımcılığı olmaz mı? Bu yanlışa düşmezsek köydeki her sülalenin ya babası ya da anası aynı “ailenin” devamıdır. İşte Taşkuyudaki Pan’larla da aramızda benzer şekilde köksel bir yakınlık olduğunu biliyorduk.

Tarsustakiler, köklerini unutturmamak için olmalı, Pan soyadını alarak bu soy zincirini korumuşlar. Ailelerin birçoğu aynı soyadı taşıyor ve adları anılırken soyadları tıpkı bir sıfat gibi önden söyleniyor. Pan Ali, Pan Ahmet, Pan Lütfi, Pan Yusuf, Pan İsmail… Soyadları Pan olmayanlar ve anne tarafından Pan olanlar için “Onlar da Pan’lardan…” dense de sonradan soyadlarını değiştirenlerin "Pan" sayılmadıklarını öğrendik. Umarız bundan sonra onlar da Pan olarak anılacaktır. Ahmetler’de ise “Pan” soyadı kullanılmamış.

Tarsus'ta, beklediğimizden daha sıcak ve yakın bir ilgiyle karşılandık. Bu buluşmayı yazıyla anlatmak zor, ancak yaşanarak anlaşılabilecek bir duygu. Bu ayrılık öyküsünü yıllarca dilinden düşürmeyen babam, amcalarım ve öteki büyüklerimiz aklıma geldi. Keşke onlar da bu sahneye tanık olsalardı diye içimden geçirdim.

Onların yanında asla yabancılık çekmedik. Böyle kalabalık bir grubu iki gün hiç yalnız bırakmayarak bize sıcak bir yakınlık gösterdiler. Zaten Mehmet Pan ve Muhammet Pan, bir aksilik olmaması için bizimle yol boyunca haberleşmişti. “Pan Otomotiv”de ağırlanırken de kendimizi evimizde gibi hissettik. Panzadelerden Mehmet Pan ve kardeşleri, iş hayatındaki başarılarıyla bizi gururlandırdı. Ailenin büyüklerinden İsmail Pan, iki gün boyunca yanımızdan ayrılmadı ve uğurlamak için Arslanköy’e kadar da geldi.

Kısa zamanda kalbimizi kazanan sevgili kardeşim, edebiyat öğretmeni Kemal Pan. şehirdeki tarihi yerleri gezdirirken profesyonel rehber gibi yardımcı oldu. Tarsus’un tarihle ne kadar iç içe olduğunu da bu şekilde öğrenmiş olduk. Danyal Peygamber Kabri, Şahmeran Hamamı, Ulu Cami, Eshab-ı Kehf, Bilal-i Habeş Mescidi ve diğerleri...

Eshab-ı Kehf’in Öyküsüyle Panların Öyküsündeki İnanılmaz Benzerlik…

Öğle arasında Tarsus Boğazpınar köyündeki HES sorunu için düzenlenen şenliklerde Boğazpınarlılara başarılar diledik. Çünkü onlar da Ahmetler'in başındaki aynı bela için Kanyona destek ziyaretine gelmişti.

Akşam yemeğinden sonra gördüklerimiz ve yaşadıklarımız artık kendi tarihimizle ilgiliydi. İlk gecemizi de tarihi bir yerde, “Yedi Uyurlar Mağarası” olarak bilinen Eshab-ı Kehf’te geçirdik. Yüzyıllar önce akrabalarımızın gelip yerleştikleri Taşkuyu köyü de zaten bu kutsal bölgenin yanı başında.  Rahmetli babamın Eshab-ı Kehf’ten sık sık söz etmesinin sırrını da böylece çözmüş oldum. Demek ki Tarsus’a gelenlerin buraya yerleştikleri eskiden beri Ahmetler’de de biliniyordu.

O akşam Eshab-ı Kehf’i ziyaret ettik. Kuran-ı Kerim'in Kehf Suresinde de adı geçen bu mağara Müslüman ve Hristiyanlarca kutsal sayılıyor. 15-20 merdivenle inilen mağaranın halk arasında anlatılan ünlü bir efsanesi var. (*1)

 (*1) Eshab-ı Kehf’teki Yedi Uyurlar

  • "Mitolojik tanrılara inanışın gücünü kaybettiği dönemlerde, tek tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan; Hristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmedikleri için Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek onlara birkaç günlük zaman vermiş.
  • Yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak köpekleri Ķıtmir'i de yanlarına alıp kaçarlar ve bu mağaraya sığınırlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıllık bir uyku verilmiştir. İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider, ama elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu sorar ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla birlikte bir mağarada kaldığını söyler. Birlikte mağaraya geldiklerinde ise ortalıkta yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görünmez. Bu nedenle burası "Yedi Uyurlar Mağarası" diye de anılır.
  • Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topoğrafik görünümüyle doğal bir özelliğe sahiptir. 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindeki mağaranın içinde 3 tünel vardır.
  • Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdulaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.”

 

*** 

Eshab-ı Kehf’in Öyküsüyle Panların Öyküsündeki İnanılmaz Benzerlik…

Bu efsaneyi dinledikten sonra anladım ki Yedi Uyurlarla Ahmetler'den Tarsus’a taşınan Yerli Yusuf’un yedi oğlunun hikayesi arasında inanılmaz bir benzerlik var… Adeta 7 Uyurlarla 7 Oğulun kaderi ilginç bir şekilde Tarsus’ta kesişmiş.

Kadere Bakın, Panlar da Başka Bir Zalimden Kurtulmak İçin Kaçmıştı

O dönemde Manavgat bölgesinde halka eziyet eden bir devlet ağası (Tımar) vardır. Köylülerin malına, mülküne, ırzına, canına kast eden bu adam, Ahmetler’den gariban birinin öküzünü zorla elinden almaya kalkınca Ahmetlerliler buna razı olmazlar. Haksızlığa karşı gelme huyları olan Yerli Yusuf’un cesur oğulları, Tımarın adamlarıyla çatışır. Bu çatışmalarda tımarın adamlarından 7’si ölür. Ahmetler'den ölenler ise bilinmiyor.

Bunun üzerine zalim tımarın adamları her nasılsa Yerli Yusuf’un oğlanlarından birini yakalayıp yedi kişinin diyeti olarak yedi yerinden kesip öldürürler. Yerli Yusuf ve oğulları, “bu zalim, artık bizi burada yaşatmaz” diyerek Taşharmandaki Ahmetler köyünü boşaltmaya karar verirler. O dönemdeki eyalet sisteminde iki (ya da yedi)  ırmak aşanlar, belki de eyalet sınırını geçenler yargılanmaktan kurtulurmuş. Bütün köylüler çevreye dağılırken Yerli Yusuf ve 6 oğlu ile bazı akrabaları, Konya Bozkır ve Karaman üzerinden Tarsus’a göçmek zorunda kalır. Nitekim kısa zaman içinde Taşharman’ı basan Tımar’ın adamları köydeki bütün evleri yakıp yıkarlar. Böylece Taşharmandaki Ahmetler köyü haritadan silinir. Eski köyün kalıntıları bugün bile yerinde durmaktadır.

Yıllar sonra Tarsus’tan geri dönerek arazilerine tekrar sahip olan oğullardan ikisi dağılan köylüleri toparlayarak Ahmetler’i yeniden bugünkü yere kurarlar. Yerli Yusuf ve 4 oğlu ise Tarsus’tan geri dönmezler. İşte bizim ziyaret ettiğimiz Panlar, Tarsus Taşkuyu, Sarıveli ve Mersin Arslanköy’ü yurt tutan Yerli Yusuf’un torunlarıdır. (*2)

  • (*2) Bu öykünün tamamını ayrıntılı bir dosyada önümüzdeki günlerde sitemizden okuyabilirsiniz.

İslamiyet’ten önce yaşandığı anlatılan bu “Yedi Uyuyanlar” söylencesinden yola çıkılarak Eshab-ı Kehf’te farklı ve kutsal bir ortam yaratılmış. Kuran’da söz edildiği için de kutsallaşmış. Oldukça yüksekçe bir tepenin yamacına bir de cami yapılarak dini bir ziyaret yeri haline gelen bu mekanı artık her gün yüzlerce kişi ziyaret ediyor.

***

Eshab-ı Kehf ziyaretinden sonra hemen yanı başındaki pansiyonun ön bahçesinde daha kalabalık bir Taşkuyulu ile birlikte uzun bir akşam sohbeti yaptık. Bize hiç yabancı gelmeyen yeni yüzlerle karşılıklı hikayelerimizi paylaştık. Bu gecikmiş buluşmada Ahmetler’le Taşkuyu’nun hikayelerinin birbirine ne kadar benzediğini de öğrenmiş olduk. Yüzyılları geçen bu ayrılık öyküsüyle ilgili olarak Ahmetler’de ve Taşkuyu’da anlatılanların tıpa tıp aynı oluşu gerçekten çok etkileyici. Şimdi sadece ayrıntılardaki bilinmeyenleri ortaya çıkarıp ortak tarihi öykümüzü tamamlayacağız.

Elbette bu bir başlangıçtı…

Neredeyse bir efsaneye dönüşecek kadar gerilerde kalan bu öyküyü unutulmaktan ve bir efsane olmaktan kurtarıp gerçeğe dönüştürdük. İçinde Pan'ların yaşadığı kesin olan Ahmetler, Taşkuyu, Sarıveli, Arslanköy ve daha küçük yerlerde yaşayanlar için tarihi bir adım atıldığının farkındayız. Ancak bu henüz bir başlangıçtı...

Bu akşamın sonunda, Taşkuyu'yu görme arzumuzu artırarak sabahı bekledik.

2. Bölüm

Taşharman'dan Taşkuyu’ya...


 

NOT: Bu ziyaretle ilgili görseller, ikinci böülümün sonunda bir albümle paylaşılacaktır.