You are here:
240 YILLIK BULUŞMA-2 PDF Yazdır E-posta
Cuma, 12 Eylül 2014 11:24

Mustafa KOÇ /2. Bölüm

Taşharman'dan Taşkuyu’ya...
Hikayemizin bilinmeyen yanları aydınlanıyor.

(Geziyle ilgili yeni fotoğraflar eklenmiştir.)

Tarsustaki ikinci gün bizim için çok daha önemliydi. Çünkü Taşkuyu köyünü ilk kez görecektik ve burası, yıllar önce Ahmetler'in Taşharman'ından başlayan, zorluklar ve endişelerle dolu bir yolculuğun noktalandığı yerdi.

O sabah erkenden kalktık; aklımızda sadece Taşkuyu vardı. Bizi, önce köyün biraz aşağısında otoban yakınlarındaki Kirlik denen yere götürdüler. Burası Tarsus'un üzüm pazarı olarak bilinirmiş. Bölgedeki üzümlerin Türkiye'ye buradan pazarlandığını anlattılar. Taşkuyulu akrabaların daha geniş bir bölümüyle işte burada karşılaştık. Çınarların altında büyük bir çayevinde sabah kahvaltısı için toplandığımızda bize hiç de yabancı gelmeyen birçok yeni yüzle sarmaş dolaş olduk. İçimizdeki heyecanı onlarda da görmek bu buluşmayı daha da anlamlı kılıyordu.

Kirlikteki Kahvehanedeki ilk buluşmayla ilgili resimler için burayı tıklayın. 

Tarsus’ta, Taşkuyu’da bizi hiç yalnız bırakmayan İsmail, Muhammet, Zekeriya, Mehmet ve Kemal Pan, ailenin büyükleriyle ve diğer akrabalarla sabah kahvaltısında buluşturdular. Yirmi kişilik Ahmetlerli, bir anda çoğalıvermiştik. Herkes çok mutluydu.

Oradakilere bir iki cümleyle şunları söyleme ihtiyacı duydum:

"Arkadaşlar bizler çok uzaklardan sizlerle buluşmaya geldik. Burada buluşan insanlar yani sizler, bizler, hepimiz gerçekte aynı ailenin çocuklarıyız. Adeta bir ağacın kökünde çıkan dallar gibi bizler de yıllarca uzak kalsak da hepimiz aynı ağacın dalları gibiyiz. Gecikerek de olsa bir araya gelebilmiş olmamızın tarihi bir anlamı var. Birbirimizi yakından tanımasak da aramızda bir ayrılık olmadığını, ortak atalarımızın ve genlerimizin bizleri birleştirdiğini biliyoruz. Bu nedenle yüzyıllar sonrasında şöyle düşünüyorum: Hangi farklı özelliklere sahip olursak olalım; hangi dine, hangi mezhebe, hangi cemaate, hangi siyasi partiye mensup olursak olalım, bunların hiçbiri köken olarak Ahmetlerli olmamızdan ve aynı dedenin, Yerli Yusuf’un torunları olmamızdan daha önemli değildir. Çünkü şimdi benimle buraya gelen Ahmetlerli yeğenimle Taşkuyulu kuzenim arasında akrabalık anlamında hiçbir fark yok."

Kısa zamanda kaynaşıverdik; aramızdaki yakınlık ve sıcaklık giderek daha da arttı.

Ailemizin kaybolup gitmekte olan hikayesi için bizdeki bilgilerle Taşkuyudakileri birleştirmek ve eksikleri tamamlamak istiyorduk. Buradaki sohbetlerde ailemizin kökleriyle ilgili birçok yeni bilgiler edindik. Yaşayan en büyük Pan olan Mehmet Ali dedeyle yaptığımız sohbet ise her şeyden değerliydi.

En yaşlı Pan, Mehmet Ali Pan, ailenin en yaşlısı. Onunla yaptığımız görüşmelerin resmi için burayı tıklayın.

 

Yüzyıllar önce Ahmetler'den yollara düşüp Tarsus'a ulaşan Yerli Yusuf'un oğullarından ikisi geriye dönüp Ahmetler'i yeniden kurarken burada kalan dört oğulun bu bölgeye dağılarak yerleştiği anlaşılıyor. Ayrıca Ahmetler'e dönenlerden biri Pantır Ahmet, diğeri de Köse Mustafa olarak biliniyor. Pantır Ahmet’in çocuğu olmadığı ve Tarsus’a taşınmalarına neden olan olaylarda onun büyük payı olduğu anlatılıyor. Şimdi bütün bildiklerimizi toplu olarak değerlendirdiğimizde anlıyoruz ki bugünkü Ahmetler’i yeniden kuranlar Pantır Ahmet’le Pantır Mustafa, yani Köse Mustafa’dır. Konunun ana hatları aynen Ahmetler’de de anlatılıyor ancak bu ayrıntıların bazılarını bizler de ilk kez burada duyuyorduk. Ayrıca bir gün önce Boğazpınar’da karşılaştığımız Fizik öğretmeninin anlattıklarına bakarsak daha öğrenecek çok şey vardı.

Taşkuyu’ya oturan kardeşlerden birinin Mersin Arslanköy'e, birinin de Sarıveliler'e yerleştiği anlatıldı. Mersin Arslanköy'le ilgili aile bağı ise hepimizi şaşırttı. Anladık ki bu konuda aydınlatılacak daha çok şey vardı. Kemal Pan, durmadan yeni bilgiler verirken gördük ki bu hikayenin en önemli ayaklarından birinin Arslanköy olduğu ortaya çıkıyordu. Hikayemizin içine Arslanköy’ün bu kadar çok girmesi, dönüş yolumuzu değiştirdi; o gün sahil yolundan değil Arslanköy üzerinden dönmeye karar verdik.

  • Aile geçmişine bizim kadar ilgi duyan Kemal öğretmenin birkaç gün sonra telefonla verdiği bilgi ise akla daha uygundu ve senaryoyu değiştirecek kadar önemliydi. Yerli Yusuf’la oğulları Ahmetler’den kalkıp Bozkır, Karaman üzerinden geçerken ilk olarak Taşkuyu’ya değil Arslanköy’e yerleşmişler. Burada bir süre, belki de bir kuşak boyu kaldıktan sonra ailenin bir bölümü Taşkuyu’ya taşınmış. Kemal Pan yeni edindiği bu bilgiyi heyecanla aktarırken; “Hocam, Yerli Yusuf’un mezarı da Taşkuyu’da yok; bu durumda büyük dedenin mezarını Arslanköy’de bulacağız” deyince bütün bildiklerimizi yeniden gözden geçirecektik.

***

Bir Sakız Ağacıyla Başlayan Bir Hayat

O sabah Kemal öğretmenin arabasıyla Taşkuyu'yu baştan başa gezdik. Köyün evlerini, sokaklarını dolaştık; okulunu, camisini gördük. Hemen yanındaki Dedeler köyünden geçerek köye adını veren taş kuyuyu ve tarihi taş çeşmeyi ziyaret ettik. Karşı tepelerden birinde de uzaktan Sarıveli köyü görünüyordu. Buradaki arazi hiç de Taşharman'ın taşlı tarlalarına benzemiyordu. Yedi Uyurlar'ın hemen yanında bir yamaca yaslanan Taşkuyu'nun aşağısında geniş tarım alanları ve boydan boya üzüm bağları uzanıyordu.

Taşkuyu ve çevresinden görüntüler için burayı tıklayın.

 

Yol boyunca karşılaştığımız aileler, çocuklar, onların hiç yabancı gelmeyen yüzleri ve hiç yadırgamadığımız yakınlığı kalbimizde yerlerini aldı.  Köy içinde dolaşırken üzerimde iz bırakan bazı önemli ayrıntılarla karşılaştık.

Kemal öğretmen bizi önce çok özel bir yere götürdü. Büyüklüğü karşıdan da fark edilen dev bir sakız ağacını göstererek "İşte Taşkuyu burada kuruldu." dedi.

Yerli Yusuf’un oğulları ya da torunları Tarsus'a taşınıp Taşkuyu'ya yerleşmeye karar verince küçük bir sakız ağacının dibinde durmuşlar ve develerin, atların yükünü buraya yıkmışlar. Devlerden birini bu sakız ağacına bağlamışlar; ancak deve ağacı zorlayınca ipi çözmek zorunda kalmışlar. İşte bu ağaç o gün Taşkuyu'ya ilk yerleşenlerin deve bağladığı sakız ağacıdır. Bir an için bir tarihe tanıklık ettiğimizi düşündüm. Sakız ağacı bütün heybetiyle gökyüzüne uzanırken bize adeta çok eskilerden bir selam getiriyor gibiydi.

Taşkuyu'nun kurulduğu sakız ağacını ziyaretimizle ilgili resimler için burayı tıklayın.

 

 

Dev sakız ağacının altında bir ocak ateşi yanıyordu. Oraya vardığımızda etrafımızı saran çocuklar ve kadınlar ailemizin bir parçasıydı. Onlarla selamlaşırken odun ateşiyle bir şeyler pişiren Fadime’nin ve etrafımızda dolanan çocukların merakı bizden farklı değildi. Tarihe tanıklık eden heybetli sakız ağacının dibinde buluşmuştuk.

Oradaki kadınlarla çocuklarla kaynaşıverdik ve onlarla birlikte resim çektirdik. Özellikle kadınların gösterdiği yakınlık görmeye değerdi. Özellikle Fadime’nin ilgisi ve güler yüzü içimizi ıstı. Ama bunun başka bir nedeni daha vardı. Bizimle Tarsus’a gelen yeğenim Ahmet’e telefondan Fadime’nin resmini gösterdim ve sordum: “Dikkatli bak, bu kadın kime benziyor” dedim. Düşünmeden cevapladı. “Hocam, tıpkı annem, onun gençliği…” dedi. Ahmetlerdeki Fatma’yla Taşkuyudaki Fadime’nin yüzlerindeki benzerlik şaşırtıcıydı.

Fadime'nin güler yüzü...

 

Ağacın hemen arkasındaki eski duvar ise orada yapılan ilk evlerden birinin kalıntısıydı. Daha içerilere girince o duvarın içindeki eski evin olduğu gibi durduğunu gördük. Taş duvarı sapasağlam ayakta kalan giriş katında artık oturulmasa da adeta bir müzeyi andıran ayrıntılar vardı. Eski bir iplik çarkı, altına çakmak taşları döşenmiş ve artık tarih olmuş harman döğeni, eski testiler, aynısı Ahmetler’de de bulunan tahta buğday ambar ve yüz yıllık ağaç direkler, salmalar, olduğu gibi duruyordu.

Eski evden görüntüler için burayı tıklayın.

 

Bu kısa gezintinin ardından Kirlideki kahveye döndük. Ailenin en büyüğü Mehmet Ali Pan’la yaptığımız sohbeti kayda aldıktan sonra ayrılma vakti gelmişti. Arslanköy üzerinden dönecektik.

Bir ilki gerçekleştirmiştik; oradaki kalabalık akraba grubuyla tek tek vedalaşırken herkes mutluydu. Tarsus gezimizden, çok yeni şeyler öğrenerek dönüyorduk.

Arslanköy’e kolaylıkla gidebilmemiz için İsmail Pan, bize eşlik etmeye devam edecekti. Onunla birlikte yola çıktık. Mersin’den Toroslara doğru yükselirken ormanlar ve yeşilliklerle dolu bir yolculuk yaptık. 

Yaklaşık iki saat sonra Torosların en eski yerleşim yerlerinden biri, Arslanköy karşıdan göründü.

Ahmetler’in Arslanköy’le Tanışması

3. Bölüm