You are here:
ANADOLU'YUM BEN, TANIYOR MUSUN?' PDF Yazdır E-posta
Cuma, 14 Kasım 2014 14:41

“Beşikler vermişim Nuh'a
 Salıncaklar, hamaklar,
 Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
 Anadolu'yum ben,
 Tanıyor musun ?”

Anadolu’nun efsaneleri, hikayeleri bitmez. Bu hikayeler; ta Yunus Emre'den, Mevlana’dan, Hoca Ahmet Yesevi’den, Hacı Bektaş-ı Veli’den, Dede Korkut’tan, Pir Sultan’dan, Dadaloğlu’ndan, Karacaoğlan’dan delir. Sonra Mustafa Kemal’den, Kurtuluş Savaşından ve Çanakkale’den  başlayan nice efsaneler, öyküler var. Bir yönüyle, Ahmetler’in hikayeleri de Anadolu’nun hikayelerinden biri sayılır. Mustafa Kemal’in "Ey ağalar beyler, Toroslara çıkın bir bakın. Nerede kara bir Yörük çadırı görürseniz, dumanı da tütüyorsa dünyada hiç bir güç bizi asla yenemez" diyerek işaret ettiği çoban ateşinin simgesidir bir bakıma Ahmetler.  

Horasan’dan başlayan 700 yıllık bir Anadolu macerası, on binlerin, yüz binlerin, milyonların hikayesinde olduğu gibi Toroslar’da sürüp gitmiş. Aslında Ahmetler tek değil, bütün Anadolu toprağı benzer hikayelerle, efsanelerle dolu. Fazla söze gerek yok, belki Ahmetler sadece bir örnek.

Şimdi çok yakınlardan görünemediğine bakmayın;  cihan sultanı, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın ta İstanbuldaki payitahttan görerek ödüllendirdiği, o dönemin en büyük ve en zengin yerleşim yerlerinden biri Ahmetler. Osmanlı ödüllendirmiş, dönemin hayvancılıkta en büyük topluluklarından olduğu için Toroslarda bir de yayla tahsis etmiş. Eh, cumhuriyet bürokrasisi bu yaylayı ellerinden almaya kalkmış ama olsun; onlar yine de bu ülkeye sevdalı. Bu memlekete, bu cumhuriyete en çok bağlı olanlar yine de onlar.

Kurtuluş Savaşında orduya en büyük yardımı ve desteği sağladığı için “Akseki’nin Yıldızı” seçilen insanların toprağı. Zengin Manavgat’ta yapılacak ilk ortaokul binası için en büyük harcı koyan fakir Ahmetler, aslında bütün Anadolu insanında var olan engin gönlün sahipsiz temsilcisi.

İşte HES mücadelesinde bir hukuk zaferi kazanarak belki de ilk defa cumhuriyet kurumlarının sahip çıktığı Ahmetler, bugünlerde yine gündemde. Haksız, yanlış ve hileli bir projeyle suları ellerinden alınıp Ahmetler Kanyonuna yapılmak istenen HES’e yargı "dur" dedi. Ahmetler ve çevre köyler bu günlerde bu kararın sevincini yaşıyor.

Yargı kararının kutlanması ve kamuoyuyla paylaşılması için Ahmetler’de yapılan Aşure Günü etkinliğine çok sayıda gazete ve televizyon ilgi gösterdi. Bunlardan biri de Körfez Gazetesi yazarı Mustafa Koç. Kendisi de Ahmetlerli olan ve bu ülkenin kahrını acısı çekmiş olan Koç, Ahmetler’le ilgili oldukça düşündürücü bir tahlil yapmış ve Körfez Gazetesinde yayımlamış. Yıllardır Ahmetler’le ilgili olarak efsane gibi dolaşan birçok bilinmeyeni, “Deniz Gezmiş ziyaretinden Ahmetler efsanesine” başlıklı yazıda anlatmış. Bu yazıyı sitemizden de okuyacaksınız.  Ancak ben bu yazıyı burada bitirirken Ahmet Arif’in, unutulmaz şiiri, “Anadoluyum Ben Tanıyor musun?” şirini de hatırladım, sizlerle paylaşmak istedim.

                                                                                                                     Mustafa KOÇ

Anadolu’yu herkes tanıdı zaten, yine tanıyacaktır.

ANADOLUYUM BEN, TANIYOR MUSUN?

    Beşikler vermişim Nuh'a

   Salıncaklar, hamaklar,

   Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,

   Anadoluyum ben,

   Tanıyor musun?

 

   Utanırım,

   Utanırım fıkaralıktan,

   Ele, güne karşı çıplak...

   Üşür fidelerim,

   Harmanım kesat.

   Kardeşliğin, çalışmanın,

   Beraberliğin,

   Atom güllerinin katmer açtığı,

   Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,         

   Kalmışım bir başıma,

   Bir başıma ve uzak.

   Biliyor musun?

 

   Binlerce yıl sağılmışım,

   Korkunç atlılarıyla parçalamışlar

   Nazlı, seher-sabah uykularımı

   Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,

   Haraç salmışlar üstüme.

   Ne İskender takmışım,

   Ne şah ne sultan

   Göçüp gitmişler, gölgesiz!

   Selam etmişim dostuma

   Ve dayatmışım...

   Görüyor musun?

 

   Nasıl severim bir bilsen.

   Köroğlu'yu,

   Karayılanı,

   Meçhul Askeri...

   Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.

   Sonra kalem yazmaz,

   Bir nice sevda...

   Bir bilsen,

   Onlar beni nasıl severdi.

   Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı

   Minareden, barikattan,

   Selvi dalından,

   Ölüme nasıl gülerdi.

   Bilmeni mutlak isterim,

   Duyuyor musun?

 

   Öyle yıkma kendini,

   Öyle mahzun, öyle garip...

   Nerede olursan ol,

   İçerde, dışarda, derste, sırada,

   Yürü üstüne - üstüne,

   Tükür yüzüne celladın,

   Fırsatçının, fesatçının, hayının...

   Dayan kitap ile

   Dayan iş ile.

   Tırnak ile, diş ile,

   Umut ile, sevda ile, düş ile

   Dayan rüsva etme beni.

 

   Gör, nasıl yeniden yaratılırım,

   Namuslu, genç ellerinle.

   Kızlarım,

   Oğullarım var gelecekte,

   Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.

   Kaç bin yıllık hasretimin koncası,

   Gözlerinden,

   Gözlerinden öperim,

   Bir umudum sende,

   Anlıyor musun?

                   Ahmed ARİF
 

Gazeteci Mustafa Koç'un Körfez Gazetesindeki  “Deniz Gezmiş ziyaretinden Ahmetler efsanesine” başlıklı yazısını okumak isterseniz burayı tıklayın.