You are here:
ÇİÇEKLERİ SENİN İÇİN TOPLADIM PDF Yazdır E-posta
Cuma, 17 Nisan 2015 22:06

Mehmet KOCAAKÇA

Ahmetler köyüne giderken hep yüreğime huzur yerleşir. Memleket toprağına hasret ateşi yakarım yüreğimde. Kavuşmanın sevinçli çiçekleri, güneş yangını ve ay ışığı tadında sığındığım limandır Ahmetler. Çocuk ruhumda, dünyanın doğa güzellikleri içinde yıkılmaz kaledir. Asla vazgeçemediğimiz yaşadığımız sürece kimliğimizdir. Ben hatıraların güzelliğini Ahmetler insanında bulurum. Yaşanılan güzel anılar kalır geride.

Ahmetler’e vardığımı İnaltındaki serin esen yelden anlarım. Güfür güfür eser derlerdi büyüklerimiz. Dere yüzdeki küçük mandalların önünden geçerken baktım teyzemin biri tarlasında bir şeylerle uğraşıyor. Arabanın içinde çikolata ve bir adet fırın ekmeğini elime aldım yanına doğru yürüdüm. Baharın toprak kokusu etrafı sarmış, dereden akan suyun şırıltısı ve ağaçların yapraklarından rüzgârla gelen sesler insanın içine işliyor. Dünyadaki güzellik bu olsa gerek deyip, güzelce nefesimi içime çektim ve bıraktım. Baktım papatyalar dizili tarlanın kenarlarında. Bir buket yaptım elime aldım. Çalışan teyzeme yaklaşınca tanıyabildim onu. Elif teyzenin az ilerisinde eşi Ahmet amca elinde küçük bir çapa ile toprağı çapalamakta. Elif teyzenin yanına sokuldum usulca “kolay gelsin” dedim. Elif teyzem titreyen elleri ve gözlerinin az görmesi nedeniyle ağırdan hareket ederek baktı. Beni tanıyamamıştı, farkına vardım biraz kibarlaştım elimdeki çiçeği uzattım ona.

“Hanfendi bu çiçekleri senin için topladım, alır mısın?”

“Senin aradığın burada yok.”

Güğlen dağına bakıp eliyle gösterdi:

“Şu gördüğün dağı aşman gerek.”

Benim kibarlaşıp söylediğim Hanım efendi kelimesi dağ olup yıkıldı üstüme. Hemen toparladım ve “bu gün benim için sen ol aradığım” dedim.

”Sağ ol evladım, hoş geldin.” Sıra, sıra dizilmiş fasulye ve domates çizilerin içinde teyzem öpülesi elleriyle çizileri temizliyordu. Bir yandan güldü bir yandan utandı. İşini bırakıp uzattığım çiçeklerimi aldı. Ahmet amca hala kendi dünyasında benden haberi yok. “Hangi rüzgâr attı oğlum seni, kimlerdensin?” dedi. Ben kendimi kısaca tanıttım. Adımı söyleyince fısıldar gibi “deli oğlan” deyiverdi. Bense bu iki güzel insanı düşünürken, yılları harmanlamışım. Elif teyze ve Ahmet amca da evlerinin tek çocuğu olarak büyürler.  Birbirlerini severek evlenip bir yastığa elli beş yıl baş koyarlar. Gelin görün ki onları hayata bağlayacak çocukları olmuyor. Para hayatlarında yok gibi her ihtiyaçlarını kendileri ekip, yetiştiriyorlar. Sevginin beslediği zenginliği yaşıyorlar yetmiş beş yaşındalar. Köyde kimseyle kırgın ve dargın olmamışlar. Kapıları açık herkese, eli bol ikisinin de, ne varsa ellerinde sevdikleriyle paylaşıyorlar. Küçücük mandalında yetiştirdiği domatesi, biberi, patlıcanı, elmasını, eriğini neleri varsa köyden yaylaya göçenlere, ihtiyacı olanlara ya da hediye sepeti yapıp sevdiklerine gönderiyorlar. Kendi yalnızlıklarını diğer insanlara asla belli etmiyorlar. Herkesle içten, güleç yüzlü ve samimiler. Elif teyzeye elimdeki ekmeği ve çikolatayı uzattım. Hafif utangaç tebessümle; “Ne gerek var oğlum” derken “Bu ne oğlum” diye çikolatayı gösteriyordu.

 “Teyze çikolata derler ona, tatlıdır.”

“Bilmediğim şeyler oğlum bana verme”

“Bir tadımlık bak seveceksin” dedim.

Çikolatayı paketinde açtım. Yetmiş beş yaşında çikolatayı ilk defa tadarken teyzem mutlu oldu. Yüzünde gülümseme belirdi. Mutluluk okundu güzel yeşil pare gözlerinden. Bense hüzün dalgasındaydım o an. Bir dereden bin dert taşırım, şimdi mutlu olmayanlara. Elif teyzemi bir anlığına mutlu etmek beni gün batımı kızıllığına çevirdi. Gökkuşağı rengi sardı dört yanımı. Benden habersiz Ahmet amcamın işitme problemi var, tarlanın diğer ucunda çalışmakta. Elif teyzeme veda etme zamanı geldi. Vedaları hiç sevmedim, sevemedim olmadık anlar olsun yanımda.

Elini öptüm Elif teyzemin ve bana anam gibi sarıldı kucakladı. Onun yangınlığına gözyaşlarım kendi yolunu buldu.

Elif teyze; “elden ayaktan çekildik, ellikledin beni, hatırımı aldın deli oğlan” dedi. Tarladan yola kendimi atıp el salladım. Sesi yankılandı yine “yalnızlığıma gün ışığı gibi geldin çocuk.” Sesimi çıkaramadım yutkundum yine ağlamamak için. Güğlen dağının üzerinde bulutlar dolaşıyor. Ben yola koyuldum baba ocağına doğru. Payam içi güzel anam ben geliyorum. Yüreğime neşe doldurdum esen yel ile. Dağları yakın edin sevdiğiniz insanların yolunda. Gecenin güne kavuşması gibi hayat…