You are here:
DAĞLARDA GEÇEN BİR ÖMÜR PDF Yazdır E-posta
Cuma, 01 Mayıs 2015 22:16

Bir karıncayı incitmeden göçüp giden güzel insan (İbiş) İbrahim Özer, nur içinde yatsın!

Mehmet KOCAAKÇA

Ahmetler’de başka “İbiş” lakabı yok. Sonsuzluğa uğurladığımız “İbiş” lakabıyla anılan İbrahim Özer; yaşadığı sürede dağlardan ayağını çekmemiş ve bütün hayatını çobanlık yaparak geçirmiş biridir. Onu köyde görmek ender rastlanan bir durumdu. Dağlardan beri gelmeyen göçebe bir adamın hayatı, doğada kendi halinde geçip gitmiştir. Ahmetler’de yaşayanlar bile onu köyde fazla göremez, daha çok adıyla tanırlar. Sağlılığı el verdiği sürece dağların eteklerinde çoban ateşi yakarak yaşadı.

Goramşa (Hürremşah) ketirinde, Aldürbe Alanında ve Akdağ’ın zirvesinde geçen bir ömrün ayak izleri var. Eşi Emine teyze ile birlikte bütün çocuklarının geleceğini sürünün arkasında giderek yokluğu ve yoksulluğu çekerek onların yaşamına yardımcı olmuş emektar bir çobandır İbrahim Özer.

Çocuk yıllarından itibaren davar sürüsünün başında başlayan hayatı, yaşlılığın son demlerine kadar inatla devam etmiştir. Her yetişen çocuğu, gençlik yıllarında yanında kendi kanatlarıyla uçuncaya kadar sürünün yanında çobanlık yapmıştır. Ayrılıp gidenlerin derdine derman olmak için yine el uzatıp derman olmaya çalışmış bir baba yüreğidir o.

Kışın ayazında ve yazın sıcağında sığındığı tek adresi dağlardır. Derme çatma oba evinde tükenip giden hayatın güzel hatıraları, yaşayacak anılarının kar beyazlığında. Sürünün arkasında, dağların zehir soğuklarında, oba ateşinin başında, yaylanın çiçekler açan baharında, gün ışığında, kepeneğin ve kara çadırın altında hayata tutunmanın yol haritası var. Sekiz çocuğuna hasretle yanan sevginin, ışıltılı anahtarı asılı kapısında. Yalnızlığın gölgesi dolaşır yanı başında. Dost yüreklerin gelmesini bekler, kavurma, süt, kaymak sofrasında. Sonbahar yaprakları gibi düşen solgun yaprakların hüzünlü türküleri yankılanır. Akdağ’ın karlı yamaçlarında. Sessizliğe bürünen gecenin ay ışığında aydınlanan yolun, sevinçli, umutlu, gururlu ve yorulmayan, dingin yolcusudur. Yayla yolları, sarp geçitler, ovalar, uçurumlar, patikalar, karınca gibi onun da yuvasıdır. Sisli dağlar, uzayıp giden ağaçlar ve heybetli dağlar can yoldaşıdır. Ardı sıra gelen köpeği ve güttüğü sürüsü canın içinde candır. Davar sürüsünü sat diyenlere; “sattığım gün, benim öldüğüm gündür” diyecek kadar, yaptığı işe sevdalıdır.

İbiş’in bir anısıyla veda yolculuğu yapalım.

İbiş öğlen oba evinde yemek sofrasına oturur. Oba evinin içine gelen Emine teyze seslenir.

“Gara tiğiş deke hastalanmış ölüp gider.”

İbiş elindeki ekmeği olduğu gibi bırakıp dışarı fırlar. Bakar ki gara tiğiş teke yerde yatmış can çekişmektedir.

“Neydi zorun; daha borcun da durur” diye tekeye söylenir.

İbiş; “Mal iğnesini getir vuralım, Emine!” diye bağırır. İğne vurulur fakat gara tiğiş teke çırpınmaktadır. Komşu obadan Yusuf, elinde bıçakla gelir:

“Emmi, mundar ölmesin dekeyi keselim, yüzelim” der.           

İbiş; “Ne keserim, ne yüzerim ne de yerim” diye çekilir.

Çare kalmaz ve tekeyi Yusuf keser. Ama yüzmeye başlayınca İbiş yine seslenir:

“Bak bakalım iç yağ var ise kavurma bari yiyelim…”

***

İnsan canlısı, karıncaya bile zarar vermeden göçüp giden güzel insan, Ahmetler’in “İbiş’i”, nur içinde yat! Yetiştirdiğin evlatların seni aratmayacak….