You are here:
ESKİ BİR AHMETLER ÖYKÜSÜ PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 29 Haziran 2015 11:21

Mehmet GÜNGÖR

Hacı Hatip, köyü eşkiyalardan korumak için gençlerin askerliğini durdumuş...

Kısa boylu, beyaz tenli güler yüzlü bir adamdı Hacı Hatip. Bu yörenin deyimiyle dünya parmağında dolalıydı. Bu çevrenin en büyük köyü olan Ahmetler ve çevre köyler, devlet tarafından ondan sorulurdu. Haklıya hakkını veren haksızın da karşısında durabilen ikna yeteneği yüksek bilge bir insandı. Bu yönlerinden dolayı da her Ahmetlerli ona saygıda kusur etmezdi. İyi bir hatipti ondan dolayı ona Hacı Hatip lakabını taktılar. Kendi aralarında kavgaya tutuşan insanlar bile Hacı Hatip gelince kavgayı bırakıp anlaşmaya çalışırlarmış.

Hacı Hatip,  sanaat ve sanaatkara da önem verir, gittiği çevre köylerde el sanatları ile uğraşanları sanatkarları köye yönlendirmeye, getirmeye çalışırmış. Başka bir köye gittiğinde orada ağaç kaşık dibek ve bunun gibi eşyalar yapıp satan Mehmet adında birisi ile tanışmış. Ona "Mehmet bizim köye de buyurup gel, seni bekliyorum, köylüler belki ihtiyaçlarını alırlar hem de bu mesleği sanatı bizim köyde de öğrenmek isteyen veya merak edenler vardır. Mehmet usta da bir gün köye Hacı hatip'in hatırına atı ile ve malzemeleri ile çıka gelir. Bu adam elindeki malzemeleri satmakla beraber, eğer ağaçtan bir şey yaptırmak isteyenler ağacını getirirse ona istediğini, ağaç kaşık,  dibek, çanak yaba gibi şeyleri yapar verirmiş.

Benim de dedem olan Çolak Mehmet, Mehmet ustanın el becerisi iyi birisi olduğundan o da ondan çok şeyler öğrenmiş. Hatta köyden ayrılırken dedem Mehmet için "Bu Mehmet varken ben Mehmet’e gerek yok;  bu Mehmet de çok becerikli ve her şey elinden geliyor” demiş. Dedemin yaptığı ağaç eşyalar hala bizim evde duruyor.

O zamanların çocuk yaşta denecek kadar küçük olan birkaç genci Mehmet ustaya ve dedem Mehmet’e ağaçlar getirmişler kaşık yaptırmak için. Kaşık yaptırmak isteyen gençlerden birisi de Topçu lakaplı ve Adıgüzel oğlu Ahmet Özer. Ustalar bu gençlere getirmiş oldukları ardıç ağacından ağaç yemek kaşığı yapıp vermişler. Kaşıkların sapları kızgın tığ ile süslenirmiş. Gel gör ki herkesin kaşığı süslü ama Topçu Ahmet’in kaşığı süslü değil. Ahmet buna çok üzülmüş ağlamaya sızlamaya başlamış. Çünkü süssüz kaşık tat vermez diye düşünmüş.

Emiroğlu Güssün’ün kızı Ayşe (Körgız) benim de ninem oluyor. Ahmet’in ağlayıp sızlayışını görünce; "Gel, ben senin kaşığına süs yaptırayım” deyip ustaların yanına götürmüş Ahmet’i. Ne var ki kaşık ustaları o gün yoktur. Dönüp oralarda Ahmet’ten biraz yaşça büyük olan Kara Osman Koç’un kardeşi Kara Mustafa ve Tekeli oğlu Kara Veli’ye rastlar. Onlara:

"Bu çocuğun kaşığında süsleme yok,  ağlayıp duruyor; siz bunun kaşığına kızgın tığ ile çarpı işareti şeklinde süs yapıverin, o da sevinsin. Ustalar; “olur” deyince hep birlikte Ahmet’in evine gitmişler. Ahmet’e;

"Biz kaşığa süsleme yaparız ama bir şartla.”  Demişler.

Ahmet;

“Nedir o?”

"Biz süsleme yapmadan önce kaşık sahibinin kulağını eneriz(*), senin de kulağını enememiz lazım" demişler ve tığ(*) iğnesini ısıtıp Ahmet’in kulağına saplamışlar. Tabii Ahmet kan revan içinde kaşığı da alıp Körgız’ın yanına kaçmış soluk soluğa. Körgız Ayşe, bakmış Ahmet’in kulağı kızgın tığ ile delinmiş, kan revan. Bu ikiliyi dedem Çolak Mehmet’e şikayet etmişler Çolak Mehmet, Ahmet’i de yanına alıp onlara o anda baskın yapmış ve tığı kızdırıp Ahmet’in yanında onların her ikisinin de kulağına dokundurmuş. Tabi o anda Ahmet’ten mutlusu yok. Çolak Mehmet, Ahmet’e süslü püslü bir yemek kaşığı yapıp hediye etmiş bu olaydan sonra.

Bir ara Körgız bir pilav pişirmiş, gençler, yemeğe kaşık sallıyormuş, diğerlerinin kaşığı yemek tutmuyormuş. Ahmet’in kaşığı ise çok güzel kaşık diye ona takılarak;

"Ahmet şöyle yap, böyle yap” deyip durularmış. Ahmet de onlara;

"Yemek kaşık ile, yumuş keşik ile" diye cevap verip lafın altında kalmazmı.

O zamanlar öksüz olan, yetim kalan veya evin tek çocuğu olanları askere almazlarmış. Bilinmeyen bir nedenle Çolak Mehmet’le Hacı Hatip'in arasına kara kedi girmiş.

O zamanlar Ahmetler Alanya vilayetine bağlıymış. Alanyadaki asker toplama merkezinden Hacı Hatip’e haber gelmiş:

“Ahmetler’de ne kadar askere gidebilecek genç varsa, toplayı getir.”

Hacı Hatip, köyden 18 tane genç toplayıp onları Alanya’ya götürmüş. Bu gençlerin içinde dedem Çolak Mehmet de var. O zaman köprü ne gezer; gençler köy ırmağı taşkın olunca suyu geçememişler. Ama bunların birçoğunu Çolak Mehmet sırtına alıp yüzerek veya omuzlayarak sudan karşıya geçirmiş.

Tabii Alanyadaki bu devlet memurlarını Hacı hatip çok iyi tanıyormuş. Derler ki Hacı Hatip öylesine itibarlı biri ki Alanya’ya vardığı zamanlar şehrin ileri gelenleri onu girişte karşılarmış. Alanya’ya aynı şekilde girdikten sonra asker toplama merkezindeki memurlar Hacı Hatip’e;

“Mustafa Efendi, sen ne dersen öyle olsun” demişler. Hacı Hatip’in kafasından şunlar geçmektedir. “Bu gençlerin hepsini askere gönderirsek köyde kadınlardan başka kimse kalmaz; köyü eşkiyalar basar.” O sırada bütün Toroslar, eşkıya zulmünden de inlemektedir. Durumu kurtarmak için  gençlerin durumuyla ilgili olarak başlamış anlatmaya:

Gencin Birini gösterip “bu, yetim”, diğerine “bu, evin tek erkeği”, “bu genç de annesine bakıyor…” diyerek hepsine bir gerekçe uydurmuş. Ama sıra Çolak Mehmet’e gelince;

“Aha bu asker olur, bunun durumu iyi, bunu götürün” demiş…

Hacı Hatip, daha önce memura hem köyün durumunu hem de Çolak Mehmet’le küs olduklarını anlatmış olacak ki memur Hacı Hatip’e dönerek;
“Bu çocuk da benim Ahmetler’e hediyem olsun Hacı Efendi, bu da sende kalsın” demiş.

Ahmetler o dönemde bölgenin önemli yerleşim yerlerinden biriymiş. Hacı Hatip, Çolak Mehmet’in askere gitmesinde ısrar etse de memur ona “büyük olmak, affetmeyi gerektirir, onu affet” deyip ikisini orada barıştırmış ve hepsini Ahmetler’e geri göndermiş.

NOT:

1- Ahmetlerce sözlerin anlamları:

enemek: Hayvanların bir kulağını sıcak demirle yakarak ya da bıçakla dilerek işaretlemek, bellik koymak.

tığ: Çuval dikmeye yarayan kalın ve büyük iğne, biz, kalın çuvaldız.

yumuş: Tutulacak iş, hizmet.

keşik: Sıra.

yemek kaşık ile, yumuş keşik ile: Her şey sırasıyla yapılır, her şeyin bir zamanı vardır.

 

2- Hacı Hatip, anne tarafımdan benim dedemdir. Rum ustalar tarafından yapılan bizim de çocukluğumuzun geçtiği üç katlı bir evde yaşadı. Ne yazık ki bu evi koruyamadık. Hacdan getirdiği eşyaların birçoğu hala dursa da parmaklıklı yazlık odası “Şahnişirin”, ahşap tavan süslemeleri ve evin pencerelerine takılan rengarenk camlar hafızalarda yaşıyor. Nur içinde yatsın! (Mustafa Koç)

Hacı Hatip’le ilgili daha geniş bilgiye burayı tıklayarak da ulaşabilirsiniz.