You are here:
“MUSTAFA KOÇ ÖLDÜ!” PDF Yazdır E-posta
Cuma, 22 Ocak 2016 00:31

Mustafa KOÇ, Mustafa KOÇ için yazdı....

“Soyadı Kanunu”, 21 Haziran 1934 tarihinde TBMM’de kabul edildi. Bu kanun ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin kendine yakışan bir soyadı alması kararlaştırıldı. İşte o tarihlerde soyadı vermek için gelen memurlar rahmetli Gedik Hüseyin dedeme; “Sen koç gibi adamsın, senin soyadın Koç olsun” demişler. Bu soyadı oradan geliyor.

Büyük dedem, köyün en eski sülalesine adını veren Pantır Mustafa’ydı. Sağlığında dağ başındaki bir köyde bölgenin en itibarlı şahsiyetlerinden biri olarak bilinen anne tarafından dedem de Hacı Hatip Mustafa. Anne tarafım, dini duygularla peygamberin ve dedemin adı diyerek, baba tarafım ve daha çok da babaannem milli duygularla ve “Gazi’nin adı konsun oğluma” diyerek Mustafa Kemal sevgisiyle Mustafa koymuşlar adımı. İşte böylece hiç haberim olmadan Mustafa Koç olmuşum.

Adımı, temsil ettikleri ulvi şahsiyetleri de düşünerek gururla taşıyorum. Ancak hayatım boyunca sahip olduğum adın sefasını da sürdüm, cefasını da çektim.

Bir gün Milli Eğitim bakanlığında İlköğretim Genel Müdürünün verdiği “randevuyu” beklerken iki sivil polis alıp beni Ankara’da Emniyet sarayına götürdü.  Çünkü adını asla unutmadığım genel müdürümüz, Urfalı Sait Mehetoğlu belli ki yüksek makamların tavsiyesiyle beni polise böyle teslim etmek istediği için randevu vermiş. Demek ki genel müdür olmak için “böyle işleri” de bilmek gerekiyor olmalı. Neyse, ertesi gün karşısına çıkarıldığım Ulus’taki hakimin bir isim benzerliğinden dolayı getirildim diye polisi bir tek dövmediği kaldı. O zaman “Ankara’da hakimler var” sözü yaygındı. Polise bağırarak “Bu çocuğu ne dolaştırıyorsunuz böyle” diyerek polisi odasından kovuşunu hiç unutmuyorum. Böylece hakim kararıyla benden adeta özür dilendi. Adımın azizliğine uğramıştım.

Bir keresinde de İpsala’dan Selanik’e giderken bizim taraftaki polisler pasaporta mühür basmadı. Yurt dışına çıkış yasağı olan başka bir Mustafa Koç’un cezasını çekmekten yine son anda kurtulabildik.

Bazen de; “Aaa, sen Koçlardansın” diyerek onurlandıranlar oluyordu. “Vehbi Koç’un oğlu musun?” diye soranlar, “Koç Holding’densin değil mi?” diyenler, sizin okulun Koç Kolejiyle ilgisi var mı?” diyenler de çıktı. Hotmail’den 1990’larda aldığım mail adresime birçok belgeler, projeler, iş teklifleri ve iş talepleri yazılı mailler aldım. Diyeceğim, kendimiz olmasak da adımız ve soy adımız hayli itibarlı ve tanınmış.

İşte 21 Ocak sabahı, internet ortamında “Mustafa Koç Öldü” haberi patlayınca sonradan anladım ki kulaklarımı çınlatanlar hiç de az olmamış. Bu da adımın azizliği olmalı. “Allah sana ömürler versin” duaları bile aldım.

Biri ölünce bir diğerinin yaşıyor olmasındaki tuhaf çelişkiyi bir yana bırakırsak, Koç Holding’in sahibi, Vehbi Koç’un torunu, Rahmi Koç'un oğlu Mustafa Koç’un vefatı bütün toplumu derinden sarstı.

Bizim gibi sıradan insanların değil de toplum hayatında çok önemli mevki ve makamlara gelmiş, sayısız yatırımlar yapmış, fabrikalar kurmuş, on binlerce insana iş olanağı hazırlamış olan değerli bir insanın vefatı karşısında gerçekten herkes gibi biz de üzüldük. Cumhuriyetle yaşıt bir ailenin cumhuriyet değerleriyle barışık evlatlarından birini kaybettik. Allah rahmet eylesin!

Sadece adımız benzediği için bugün “Mustafa Koç öldü” yazan televizyon ekranlarına bakarken tuhaf duygular içine girdiğimi söylemem belki gereksiz. Ama ayrıntısına bakmadan, bu haber çıkınca kulağımızı çınlatan ya da telefonla sesimizi duymak isteyen dostlara bakınca insan daha bir tuhaf oluyor. “Biz o kadar ünlü değiliz, ölsek belki duyan bile olmaz” desek de bugün vefat eden adaşım nedeniyle hatırlanmak çok acımasız bir duygu çarpışmasıydı. Rahmetlinin kendisiyle yolumuz kesişmese de adımız kesişmiş oldu.

Tabi ki yaşayanlar için “Allah gecinden versin!” demek adettir. Ama insan bir an için düşünmeden de edemiyor; televizyon ekranına çakılı haber spotunu görünce hiç değilse yaşamakta olduğunuzun farkını anlıyorsunuz.  Herkes ölünce asla böyle büyük yankılar yaratmayacak belki ama her fani gibi sizin de arkanızda bırakacağınız sevenleriniz, yarım kalmış aşklarınız, bitirilmemiş işleriniz, projeleriniz ve gerçekleşmeyi bekleyen umutlarınız mutlaka olacak. Herkes için böyle bu.

Hayat, kendisine nasıl bir rol yüklediğinize göre değişiyor olmalı. İyisi mi yaşarken geride bırakacağı güzel şeyler biriktirmeli insan. On binlerce insana ekmek kapısı açan değerli iş adamı Mustafa Koç işte böyle anılacak. Onun kadar olmasa da sıradan bir fani olarak yapabileceğimiz şeyler de vardır. Belki de en iyisi; bir kuşun kanadını kırmadan, bir insanın hakkını yemeden ve bir karıncayı incitmeden yaşayabilmektir. Bu dünyadan göçüp giderken iyi bir iz bırakarak hayata, insanlara, topluma bir katkıda bulunmak da mümkün; bir böcek gibi yaşayıp kaybolmak, bir ot gibi büyüyerek kuruyup gitmek de…

Yaşarken bir fark yaratırsanız, ardınızda iyi bir iz bırakabilirsiniz. Binlerce insana kapı aralamak da bir çocuğun geleceğine bir tuğla koymak da bir gencin yolunu aydınlatacak bir mum ışığı olmak da hayata bir katkı anlamına geliyor. Bu yüzden öğrencilerime hep; “Sıradan olmayın, sıradan olan o kadar çok var ki… Bir fark yaratın ve farklı olun, yarattığınız fark sadece size değil, sizden sonrakilere de katkı yapacaktır.” diyorum.

İşte bugün vefat eden Mustafa Koç, binlerce insanın hayatına dokunarak, üretime, gelişmeye ve ilerlemeye katkı yaparak fark yaratan bir insandı. Ardında mutlaka yapmayı düşündüğü çok güzel şeyler bırakarak gitti. Nur içinde yatsın!

Bu ölüm, bana bunları hatırlattı ve sizlerle paylaştım. Ama yine de sözümü, “Allah hepimize sağlıkla ve huzur içinde yaşama fırsatı versin!” diyerek bitiriyorum.