You are here:
KÖPRÜ PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 16 Mart 2016 22:11

Mehmet KOCAAKÇA

Yıl 1967, Muhtar İbrahim Koç'un köprü mücadelesi

Ahmetler köyüne giderken yüreğimize bir sevinç dalgası yayılır. Özlemin baharındaki çiçekler gibi toprağın kokusu çeker hepimizi. Ahmetler’e gitmek için Akyol’dan saptıktan sonra Karanlık Dere’de ormanın güzelliğinde hapsolur, en aşağıda kanyonun bittiği yerde Köprü Ayağı dene yerdeki dar köprüde biraz yavaşlayarak karşıya geçeriz. Birçoğumuz, ırmaktaki bu köprünün üstünde durup baharın sevincini yaşar ya da sonbaharın hüznünü seyre dalarız. Ahmetler Kanyonu’nun gizemli güzelliğinde, gözlerimizin ışıltısında ruhumuz dinlenir. Kavuşmanın ilk kıvılcımı yanar içimizde. Bu köprünün üzerindeyken daima yıllar öncesinin anıları akıp gidiyor su gibi… Çünkü bu topraklardaki her şey gibi bu köprünün de bir hikayesi vardır.

Ahmetler köyünde altmışlı yıllarda, 1967’de Güğlen için orman yolu çalışması yapılmaktadır. Yol, ırmağa kadar getirilir ama iş bununla bitmiyor, ırmağın üzerine bir de köprü atılması gerekmektedir. Köprünün ihalesini alan müteahhit, köprünün beton kalıbını yapar ama çalışmalar birden kesilir. O yıllarda köyün muhtarı olan ve uzun yıllar muhtarlık yapan İbrahim Koç (Daylak), köprü çalışmasını görmek için ırmağa gelir. Gördüklerine inanamaz; bir de bakar ki köprüyü yapan müteahhit işi bırakıp gitmek için hazırlıklara başlamıştır.

Muhtar İbrahim Koç; müteahhitle konuşmak için yanına gider.

“Mütahit bey hayrola, nereye böyle gidiş?”

“Muhtarım, ben bu köprüde işe son veriyorum,”

“Hayır mı ne oldu da gidiyorsun?”

“Burası uzak memleket, harcı karacak amele, betonu dökecek işçi bulamıyorum, bulsam da gelmiyor.”

Muhtar İbrahim Koç ne olduğunu anlayamaz, şaşkınlık yüzüne vururken birden dünyası yıkılır. Birkaç saniye donan hayattan uyanıp müteahhidin yakasına yapışır:

“Mütahit bey, sen köprüyü yapmadan gidersen bu köy bize haram olur.”

İçine düştüğü çaresizliğine isyan eden muhtar;

“Sakın gitme buradan, ben kendim bulacağım sana işçiyi, ameleyi” der.

Muteahhit birden;

“Nasıl olur?” diye şaşkınlıkla sorunca muhtar;

“Hiç kimseyi bulamazsam dört kız bacım var, hepsi on erkeğe bedel, onlarla bu betonu dökerim ben.”

Mütahit bir kere aklına koymuş gitmeyi; yine “olmaz” demiş.

Muhtar;

“Sen hiç elini sürme, başımızda duruver yeter, benim köylüm yapacak bu işi” deyince orta yol bulunur. Mütahit kalmayı kabul eder, işin ne gün başlayacağını belirleyince muhtar sevinçle köye çıkar. Köy halkına tellal çağırtıp evlere haberci gönderir. Eli ayağı tutan kadın, erkek, çocuk sabah yola çıkmak için hazırlıklara başlar.

Ahmetler’in insanı gün doğmadan yolu eline alır. İlk önce kadınlar ayaklanır. Muhtarın kız kardeşleri Ebe(Yıldız), Hamış (Vural), Havva (Zor), Ümmü (Arıcı) kale gibi dururlar muhtarın yanında. Irbıklar (ibrikler), bakır helkeler ve tenekeler ellerinde. Kazmalar, çapalar ve kürekler heybede. Ezgili türküler dillerinde. Çocuklar gelinlerin dizinde. Hebiçtikleri (sırtladıkları) yükleri belinde. Al yanaklı anam da, pamuk yürekli bacım da, baba ocağından halam da, ana yarısı teyzem de sanki düğün ateşinde.

Yolu yola ekleyeceğiz bugünde. Köprüyü kuracağız gün bitiminde. Yükümü aldım kuyunun alanında, adımlarım sokmak ağzında, azığım Taşharman’da, gözlerim Gözetbaşı’nda, duruldum yokuş başında, soluklandım Çıtırıklı’da. Savrulduk birer birer, Guzlu Gözüktüğü’ne, geçemez ki devletim Çevlik’ten beriye, unutuluruz Kesmeli Yatak'an öteye, uyan biz geldik Zeytinlik eteğine, alın terimiz ırmak olsun köprüye.

Ahmetler insanı başlar harç karmaya. Kadınlar yine önde ve erkeklerin iki katı. Irbıklarla, helkelerle ve tenekelerle su taşınır. Çuval ve hararı yüklenen kumu, çakılı taşır. Köprünün beton harcı karılır. Derme çatma el arabalarıyla kürekle ve tenekelerle harç dökülür. Muhtar İbrahim’e köylüler takılır ara, ara.

“Dört kız kardeşine gerek yok Muhtar; Havva tek başına yetecek.” diyerek gülüşleri yankılanır Köprü Ayağı’nda. Böylece 1967 yılında yolu yola ekleyip, köprüyü kurar dünden yarına Ahmetler insanı. Kadınların çalışkanlığını gören müteahhit şaşkına döner. Gastan Ayşe yengenin ve özellikle Muhtarın ablası Havva’nın çalışmasına parmak ısırır.

Muhtar İbrahim Koç yaşanılandan gururludur. Köylü insanına vefa borçludur. Yedisinden yetmişine emek verenlerin hepsine “Allah razı olsun” diye el açarak, hayır duaları okur. Kız kardeşleri Ebe’nin, Hamış’ın, Havva’nın ve Ümmü’nün yanında olmalarından ve çalışmalarından gurur duyar. Bir yanı sevinç dağı, bir yanı gözyaşı doludur.

Ahmetler’li bir evladınız olarak ben de, dünden bugüne ve de yarına köprüler atan sizlerle onur ve gurur duyuyorum…