You are here:
DELİ MURAT PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 26 Mart 2016 11:21

Mehmet KOCAAKÇA

Ahmetler'in Deli Murat'ı...

Ahmetler’de, deli lakabı çokçadır. Lakabı olmasa bile insanlar sevdiği insana yangın “geldi deli, geliver deli oğlan” diyerek sevgisini taçlandırırlar. Bizim delilerin içinde en ünlüsü Deli Murat’tır. Murat Öz olarak tanıyan, ya da hafızada yer edinen azdır. Adıyla, şanıyla o Ahmetler’in deli çocuğu, deli oğlanı, deli adamı ve Deli Muradı’dır. En olmadık yerde bağıran, çağıran ve haykıran köyün delisi. “Gölgesi ile kavga eder”, derdi kimisi. Cana yakın sevecen, candan ve babacan birisi. Karşıdan ağrı salınarak gelmesi, gürleyen sesi sanki köyün efesi. Ahmetler’de herkesin delisi. Vuslat’ın, Eren’in, Talha’nın, Murat’ın, Ceren’in, Yaren’in, Ezgi’nin, Sıla’nın, Ali Paşa’nın ak saçlı, güleç yüzlü dedesi.

Murat beşiğinde kalır, anasını toprak alır, öksüzlük boynuna asılır, anam demeden ömür yaşanılır. Ahmetler’le Akdağ’ın arasında, yoksulluk kepeneğin altında, yirmi sene sürer çobanlık sürülerin ardında. Çocukluk çağında, delikanlılık zamanında, olgunluk aşamasında delilik var damarında. Astığım astık, kestiğim kestik, sözün akışında. Yeşil gözleri sevgiyle sarar bakışında. Askere gidip, gelir yirmi yaşında. Ümmü’yü istedir gençlik ateşinde. Kapı üstüne örtülür her isteyişinde. Sebepsiz yere didişince tutup kaçırır sevdiğini gidişinde.

Murat ile Ümmü bir yastığa baş koymak için Ahmetler’i terk eder. Belediyede iş başlangıcı yapar, işi gücü rast gider. Kamyonculuğa heveslenip, dört tekere ortak biner. Kendi muavindir, el sürer. El adamını dert edip, kamyonu satıp iner. Oymapınar barajına birkaç ay emeğinden alın teri döker. Şimdilerde pamuğu olmayan ülkenin, Aksudaki iplik fabrikasına eşi Ümmü ile işçi olup girer. Emeğinin ve alın terinin ekmeğini su berraklığında yer. Hayatında gülüşü, dürüstlüğü, içtenliği, şakacılığı ve deliliği duygusal çocuk gibi nakış, nakış işler. Her şeyden vazgeçer Ahmetler ve çoban ateşinden vazgeçmez. Ana yarısı, Ümmü teyzemin sevdiği yaşam arkadaşı, Ismahan’ın tek gardaşı, on üvey kardeşin sırdaşı, yoldaşı, aileye kol kanat gerip çağlayan, gürleyen dağın başı. Selçuk’un, Selim’in, Fatma’nın, Hasan’ın yufka yürekli, sevgiyle gülen, öfke ile seven can içinde can deli, dolu biricik babası. Api’nin, Emine’nin ve Ramazan’ın ele avuca sığmaz dayısı.

Kalbinde karalık yok, vefalı dostların kapısı. Yanlışa göz yummaz, harama el uzatmaz, eğriye dönüp tanımaz, doğrudan yana mertçedir yapısı. Bizim deliye laf edilmez, üstüne gidilmez, söylediğine de darılıp gidilmez. O bizim delimizdir ne söylerse yeridir.

Manavgat’ta bir gün; Ahmetler kahvesine yabancı birisi gelir, Deli Murad’ın masasının yanı başına dikilir, “Murat Öz kimin nesidir” söylenir. Deli Murat efelenir:

“Arkadaş Murat Öz’ü ararsan öyle bi adam yok ama Deli Muradı ararsan o benim” diyecek kadar delidir.

Deli Murat deliliğinin yanında çocuk ruhunu taşırdı yüreğinde. Bazen acı söylese de tatlı severdi. Birden bire ne olduğunu anlamadan, çabuk öfkelenir, olduğu yerde sabit duramaz, tez hareket eder, sıkıntıdan çatlar, gözlerinde ateşlerle alıp başını giderdi. Söylediği sözler kavgada söylenmez, deliye uyup kavga edilmez, sevmediğine lafını esirgemez, sevdiğine de laf ettirmezdi. Adamın adını anmaz, ne sevdiğine, ne de sevmediğine bakmaz “şerefsiz” diye söylenir, söylemediğini bırakmaz laf ile döverdi.

Hoş sohbeti pek sever, sevdiği uğuruna sualsiz ölümüne gider, vefalı dostların, hal hatır sormasını isterdi. Bir güler bir kızar, bağırır, çağırır ama bize yeşil gözlerinde rol çalardı. Kendi dertlerini, hüzünlerini içinde dert edip saklardı. Açık yürekli, açık sözlü sevgisini sunardı. Saf çocuklar gibi ne söylesen kanardı. Bir bakmışsın asıp, kesip gürleyen deli adamdı, bir de bakmışsın çocuklar gibi ağlardı. Neşeli, kahkahalı gülen, gülümseten candı. O an sevinir açar güller, o an hüzünlenir yapraklar döker, o an dünyalar onun güler, o an ağlar acıyı, yalnızlığı demler, dört mevsimi aynı anda yaşardı. Alır yerlere vurur, alır göklere çıkarır şakalar yapardı.

Haksızlığa karşı en önce fırlar, ülkesinin gidişatına yanar, Cumhuriyet ve Atatürk için yaşar, kessen damarını, kanı sarı kırmızı akar, sevdiklerine uzakları yakın edip, sevdalısı Ahmetler’e aşardı. Kaynına “Beni hem halk partili yaptın hem de Galatasaraylı, ikisinin de hali ortada” diye sitemlenirdi.

Kurban yaklaşmaya başladı mı, etraftakilere tanıdıklara, çobanlara haber salıp, köy köy, diyar diyar kurbanlık alıp satmak için dolaşırdı. Ortalığı yaygaraya verip, evdekileri ayağa kaldırırdı. Üçe, beşe bakmaz, eziyetinin parasını saymaz, denileni duymaz, önünde davarlar Ahmetler’in dağlarında otlatırdı. Dağların, toprak kokusunda, baharın çiçekler açısında, gönlünü eğlendirip, mutluluktan su misali coşardı.

Ahmetler’e HES belası gelince Deli Murat ile çokça çadır nöbetini bekledi. Çoban ateşini yakıp ölçerdi, taşa, silaha göğüs gerdi, gecesini, gündüzünü verdi, evini terk edip bayır yüzde geceledi. Çocuklarının yerine nöbetleri ikiledi, çocuklarına laf ettirmedi, kimseye boyun eğmedi, acısını, sızısını söylemedi, derdini tasasını gizledi, vatan toprağında ölürüm “benim adım Deli Murat” derdi. Sevincini herkese belli edip gösterirdi, hüznünü gizli gizli ağlayıp yitirirdi. Kahrını, acısını içine atıp biriktirdi. Dünyanın derdine derman bulamayıp, ömrünü yiyip bitirdi.

Deli Murat şimdi iki çift lafım var söyleşelim. Bağırsan, çağırsan da, sevsen, dövsen de helalleşelim. Gül dikenlerinin yanında, pamuk yürekli oluşunu, acı severken, bal kaymak oluşunu da severim. Fener yenilirken düğün bayram edersin de Cimbom yıkılınca köşe bucak saklanmanı özlerim. Fener’in yediği gol kadar, taş fırlatmanı, kahkahalı naralar atmanı beklerim. Pencerenden bakacak, kapını açacak, bir an da karşıma çıkacak diye evini gözlerim. Yaramazlık yapan çocuklar gibi gülümseyişini düşlerim. Asabileşip, yaygarayı göçürüşünü, sarılıp ağlayıp dökülüşünü bilirim.

Hiç olmadı Deli Murat, gülümseyen yüzündeki neşeli sesini duymayı isterim. Olur da üzdüysek seni, büyüğümsün affet beni. Senin yerin dolmaz gayrı, benim yüreğimde yerin ayrı. Kendi soframız gibi ekmeğini yedik, pınar gibi özünden suyunu içtik, komşu olduk, iyi kötü zaman eyledik, dostça selam edip, gönül ocağına geldik…

Hakkını helal eyle Deli Murat.

Nur içinde yat!


Çok değerli bir anı: Selçuk Öz ve Savaş Koç'la...

Deli Murat, Mobilet'İn heybesinin bir tarafına oğlu Selçuk'u, diğer tarafına da yeğeni Savaşa Koç'u koymuş, Ulualndaki lojmandan Manavgat'a gidiyor. Tam bu sırada Mustafa Koç deklanşöre basmış...