You are here:
MUNDAR GİTMESİN PDF Yazdır E-posta
Pazar, 26 Haziran 2016 23:11

Mehmet KOCAAKÇA

Ali Demir (Bekçi) Ahmetler köyünün renkli kişilerinden birisidir. Bekçi lakabı köy ihtiyar heyeetinin görevlendirmesiyle soyadı gibi üstünde kalır. Köy muhtarının eli, ulağı, bir nevi yardımcısıdır. Köy sınırlarını kollayan, bağa bahçeye giren malları muhtara bildiren, bir oraya giden, bir oraya yetişen gezgin misalidir. Üzüm bağlarının ya da meyve bahçelerinin gönüllü koruyuculuğunu yapardı. Ansızın yaramazlığınız olduğunda sizi yakalayan veya anında karşınıza çıkan bilin ki Ali Bekçi’dir. Ahmetler toprağının her yerinde sizi gören, takip eden, enseleyen her yere yetişen Ali Bekçi’nin kendisidir.

Yetmişli yıllarda Ali bekçi bizim çocukluğumuzun korkulu adamıdır. Köy meydanında Hoca’ya gitmeyen çocukları kovalamakla da ünlüdür. Eğer Hoca’nın camide verdiği kuran kursu ve sureleri öğrenme gününden kaytarmış ya da kaçmışsak Ali Bekçi’den hepimiz bir şekilde korunmuşuzdur. Eğer köy meydanından gidersek dikkatli davranır, yakalanmamak için çaba harcardık.

Köy meydanındaki değirmenin yanında çocuklar oyun kurardık. El sende, kör ebe, kazık ve yedi çöp gibi oyunun içine dalmışken bir de bakardık ki herkes kaçmaya başlamış. Kimden kaçtığımızı, kaçarken öğreniyorduk birçoğumuz. Dağılıp tekrar birikiyorduk oyun kurmak için çeşmenin yanındaki zeytin ağacının altına. Gördüğü yerde kovalamaca başlardı. Olur da yakalarsa kulağından tuttuğu gibi cami avlusundan Hoca’nın yanına bırakırdı. Hoca’nın kursuna katılan, namaz kılmak için camiye gelen çocukların yanaklarını okşar sırtını sıvazlardı.

Sevdiğini ve sevgisini açıktan belli ederdi. Güreş sporunu sevdiğinden olsa gerek sevdiği insanlara olmadık anda el ense çekerek sevgisini gösterirdi. Güler yüzlü şakacı yanı daha ağır basardı. Gel gelelim sinirlerse sanki ateş saçar gibi olurdu. Kaçıp kendimizi kurtarmaya bakardık. Bize olduğu kadar kendi çocuklarının da dini eğitim almasını arzu eden ve onlara dikte eden anlayışıyla zor bir adamdır. Kuran kurslarına erkek çocuklarının hepsini göndermiş ya da göndermeye çalışmıştır. Dini bütün, namazında niyazında olmaya gayret gösteren bir adam olmak için çokça mücadele etmektedir. O yıllarda bir tek Ali bekçi değil diğer babalar da erkek çocuklarını illa ki Kuran kurslarına göndermek için çaba sarf ederlerdi. Çocukları hafız olsunlar ki, Kuran’ı öğrenirlerse, minareden ezan okurlarsa, camide imamın ardında müezzinlik yaparlarsa mutluluk ve gururla göğüslerini kabartsınlar.

Ali Bekçi’nin oğlu Mehmet İmam Hatip Lisesinde okumaktadır. Mehmet, babası ile birlikte camiye gidiyor, ezan okuyor ve hocanın ardında müezzinlik yapıyor.  Babası ile ilişkileri gayet güzel ilerliyor. Ali Bekçi de bu durumdan gayet memnun ve gururlu. Emin ve Hüseyin namaz niyaz işlerine Mehmet kadar önem vermiyorlar. Bu nedenle Ali Bekçi’nin yanında en kıymetli oğlu Mehmet’tir. Ona göre Mehmet, adeta babasının aslan parçası…

Günlerden bir gün ikindi ezanı okumaktadır. Ali Bekçi, evin içinde abdest almak için hazırlığa başlar. Dışarıda çardakta oturan oğlu Mehmet’e seslenir:

-     Oğlum hadi abdestini al, namaza gidelim.

Mehmet evin kapısından kafayı hafifçe uzatıp cevap verir:

-     Baba o işleri ben sana bıraktım, der demez evden kaçmaya başlar.

Ali Bekçi, beklemediği lafı duyunca birden dellenir. Öfkesinden eli ayağı birbirine dolanır. Bir eline tüfek alır, bir eline de dışarıdaki ırbığı alıp Mehmet’in peşine düşer. Bağrışmaya ve koşturmaya başlar Ali Bekçi. Mehmet o anda izini yitirip Çıkılantaş’a doğru koşmuş. Köy odasında bulunan köylüler bu yaygaraya ayaklanıp eli tüfekli ve ırbıklı Ali bekçiyi tutup durdururlar.

-          Dur Ali Emmi ne zorun, ne derdin?  Hele bi soluklan.

Ali Bekçi:

-          Tutmayın beni, o soytarıyı vuracağım!

Köylü:

-     Ali Emmi sen kimi vuracaksın?

-     Oğlum Mehmet’i, der.

 Köylüler:

-          Hele dur Ali Emmi her bir şeyi, tüfeği anladık da elindeki ırbık neyin nesi?

 Ali Bekçi:

-     Mundar gitmesin diye, önce abdest aldıracağım…