You are here:
HASETLİK VE FESATLIK PDF Yazdır E-posta
Salı, 12 Temmuz 2016 00:52

Mehmet KOCAAKÇA

Fesatlık, karşısındaki insanda olanı içten içe kıskanmaktır. Hasetlikse, var olanı istemez ve dedikodusunu yapmaktır. İkisi de bir ipte oynar gibi insanların yüreğinde ve dilinde eksik olmaz. Kıskançlıktan çatlama derecesi fesatlıktan gelir. Olanı ya da olmayanı gerçekle bağdaşmayan ulamalı yalanları birbirine ekleten de hasetliktir.

Fesatlık ve hasetlik kol kola girmiş iki düşman gibidir. İnsanların içine tohumu serpince, hasadını toplamak için an be an gözetmektedir. Kötülüğün uçurumunda gezinir fesatlık. Gün doğmamış yalanları insanların yaşamın üstüne serper. Dünyanın tapusunu da versen, hırs azgınlığının selinde yaşar fesat insanlar. Ölmeyecek gibi yaşarlar, yüzleri maskesiz gölge misali aramızdalar.

İnsanlar senin yaşamını kıskanır; yediğini, içtiğini, giydiğini kıskanır, gezdiğini kıskanır; araba alırsın, ev alırsın yine kıskanır. Dostluklarını kıskanır; arkadaşlarını, sevgini, sevdanı kıskanır, başarını kıskanır, para kazanmanı kıskanır ve hayatta ulaşabileceğin her şeyi kıskanır. Kendisinde olduğu halde sende olmasını istemediğinden yine kıskanır. Sağlıklı olmanı kıskanır, sevinçli olmanı kıskanır ve hayata iyilikle bakışını kıskanır. Tuttuğun eli, sarıldığın teni, sığındığın evi kıskanır.

Sinsidir, kurnazdır, uyanıktır her an, yorulmaz ve erinmez fesatlık. İyiliğini istemediğinden fesatlık, kötülükten beslenir hasetlik. Çirkinliğinden nefretini yayar, kötülüğünden etrafına sayar. Kaypaklığından karşına çıkmaz, korkaklığından yüzünü açmaz. Şeytani planlarını uygular, yapar ve senin kötülüğün uğruna insanlara satar. Ondan ona aktararak yalanlarını yayar hasetlik. Çalışıp alın teri döktüğün işini yapmanı istemez, sarılıp mutlu olduğun eşini istemez, helalinden yediğin ekmeğini istemez. Fesatlığından taş gibi çatlar, hasetliğin den darı misali patlar. İçindeki zehri dökmeye başlar. Dedikodu tellallığı yapar. Aleyhinden konuşmaya evden başlar, mahalleye dalar, konuyu komşuyu arar, köye de şöyle bi uğrar ve döner başa sarar. Kazanlar kaynar.

Yaşanmamış olayları gerçekten yaşanmış gibi hedefsiz kurşun misali etrafındaki insanlardan duymaya başlarsın. Anadan, babadan, akrabalarından, dostlarından ve çevrenden suçlayıcı iğneli laflar saplanır. Yalan depremlerine karşı sana inanan dost limanları ararsın. Olmayan, aslı astarı bulunmayan iftiraların ortasında kalırsın. İnsanların içindeki canavarlaşan fesatlıktan, dışarıdaki saf yaşama hasetlik karışınca, akla karayı seçemezsin. Dedikodu çarkının içine alıp, değirmen başında un ufak, dağ başlarında ayağı çıplak, çağlayanın altında susuz çöllerde kalırsın. Yalanın birine bin eklenip sana geri gelir. Sevdiğin insanlara kendini anlatmak ve de ispatlamak zorunda kalırsın.

Susarsan yalan ve iftira bulutlarını yağmur gibi döker. Sen sustukça fesatlığın dan kudurur, hasetliğin den kaynar kazan olur. Kendinden şüphe duymaya başlarsın, “gerçekten ben bu olayları yaşadım mı” diyerek kendini sorgularsın. Yüreğini sancı basarken, gökyüzünün enginliğine el açarsın. Kuru derede sele kapılırsın.

Ummadığınız anda güvendiğiniz dağlar fesatlıktan fırtınalı sislerden kapanır. Fesatlık yapanlar, çoğu zaman insanın en yakınındakilerdir. “Can olsam can katarım,”  dediğin ailen, akraban, arkadaşındır. Senin dedikodunu yapanlar etrafındaki insanlardır. Yüzüne karşı söyleyemediklerini, sevdiğin insanlara yalanlar ekleyip, süsleyip söylerler. Dedikodu çarkının içine çekerler. Yalanı ekerler, üretirler ve tüketirler. Pişmiş aşa su katar, olmuş işi bozar ve ala kedi olup arayı açarlar. Hayatta senin bir yer edinmeni, ekmek yemeni, güzelliklere tutunmanı, başarılı olmanı, dünyanın zenginliklerini kazanmanı istemeyen ve de kıskanan en sevdiğin, en güvendiğin en yakınındaki insanlardır.

“Ana karnına sığar insan, dünya karnına sığmaz” diyen anam, babam yerden göğe kadar haklı. Yer, yurt kavgası durulmaz. Para, pul kavgası ve dedikodusu eksik olmaz. Kardeş, kardeşe düşman kesilir. Aile içinde olunca herkes dağılır ve birlikte paylaşılan güzellikler açılmamak üzere kapanır. İşin ilginç tarafı kendi sorunları olmasa bile karşınızda taraf olup tavır koyan insanlar oluyor.

Haksızlık yapanlar genelde üste çıkmak için her türlü dedikoduyu seçerler. Masum insan arına boğulup, bıçak kemiğe dayanıncaya kadar gıkını çıkarmaz. Ne kadar da araya giren hatırnaz insan olsa da ara bulunmaz.

Genelde hayatta parasal olarak durumu iyi olan insanların arasında nedense fesatlık ve hasetlik yapanlar hiç de az değil. Bunların bazıları, her şey benim olsun mantığındadır. Bencillik benliklerine işlemiştir. Bazı insanlar zenginleştikçe inanılmaz şekilde toplumdan uzaklaşırken, haksızlık, hırsızlık ve arsızlık yaparken adeta vicdanları da kuruyor.

Haklı ile haksızı ayrıt ederken kendi vicdan mahkememiz hükmünü veriyor. Fesatlığın ve hasetliğin girdabına kendimizi bırakmadan, iyiliğin ve güzelliğin toprağında yaşayalım.

Ahmetlerin toprağında henüz zalimlerin kötülüğüne türküler söylenmedi. Bizler insanın güzelliğinde, özlemin, sevdanın, iyiliğin ve ezilenlerin türkülerini dilden dile söyleriz. Bizler kendi içimizde ayıbımızı örteriz. Ele güne vermeyiz. İçimiz kan ağlarken dışarıya söylemeyiz.

Mustafa Zor dayım; “kendi iyime kimseye laf söyletmem, kötümü de ele dövdürtmem” derdi. İnsanlar birlik olmalı ve birbirine sahip çıkmalı, kendi özüne sahip çıkıp desteklemeli.

Dünyamızı, el ele güzelliklerin yaşandığı, sevgiyle harmanlandığı ve birlikte paylaşıldığı çiçeklerle bezenmiş toprağa dönüştürelim. İyilikleri düşleyelim ve güzel olanı düşünelim. Dünyanın bize verdiği hayatın tükenmez zenginliğini bölüşelim.