You are here:
HES YAPMAK ÇOCUK OYUNCAĞI PDF Yazdır E-posta
Salı, 12 Temmuz 2016 08:28

KÖRFEZ Gazetesi yazarı Mustafa Koç'un yaptığı ve 12 Haziran 2016 Pazar günü gazetesinde yayınlanan röportajı buradan da paylaşıyoruz.

Mantar gibi türeyen HES’lere karşı en çok mücadele veren avukatlardan Münip Ermiş, HES süreciyle ilgili korkunç açıklamalarda bulundu. 250-300 bin liralık raporun özel şirketler tarafından 15-20 bin liraya halledildiğini belirten Ermiş, “Uzmanlar HES’in yapılacağı alanı görmeden ÇED raporu veriyorlar. Bakanlık da bu suça ortak oluyor” dedi

 

Röportaj:

Mustafa KOÇ

Antalya’nın doğu ilçelerindeki HES projelerinin iptali için açılan davaların önemli bir bölümüne avukat Münip Ermiş bakıyor. “25 – 30 kilometre boyunca suyun borulara hapsedilmesi, vadinin kurumasına, vadide bulunan canlı hayatın yok olmasına neden oluyor” diyen Münip Ermiş, dere tipi HES’lerin yasaklanması gerektiğini söyledi. Türkiye’de ÇED raporlarının çalakalem hazırlandığını belirten Münip Ermiş, maliyeti 200 – 250 bin lirayı bulan ÇED raporunun özel firmalar tarafından 10 – 15 bin liraya “halledildiğini”, buna Çevre Bakanı’nın suç ortaklığı yaptığını ifade etti.

HES ruhsatının kolaylıkla alınabildiğini belirten Münip Ermiş, ‘çantacı’ ya da ‘bavulcu’ adı verilen, gördüğü her dere için ruhsat alıp pazarlayan kişilerin türediğine dikkat çekti. Sinanhoca bölgesinin yaban hayatı koruma alanı içinde olduğunu, bölgede bine yakın hayvan türü yaşadığını vurgulayan Ermiş, “Yaban hayata zarar vermeyeceğiz, gürültüden kaçarlar, olmazsa teneke çalıp biz kaçırırız’ diyorlar. Yaban hayatı koruma anlayışları bu kadar komik” ifadelerine yer verdi.

***

Avukat Münip Ermiş'le yaptığı Röportaj:

Antalya HES’lerle ilgili nasıl bir manzara arz ediyor?

Antalya HES’lerle ilgili Doğu Karadeniz’den sonra Türkiye’de ikinci. Ben Antalya’nın doğu ilçelerindeki HES’lere yönelik davalara bakıyorum. Antalya’nın doğusunu, dünyada eşine az rastlanır bu doğa harikasını çoğumuz tanımıyoruz. Türkiye’nin en zengin endemik türleri, yabanıl hayatı burada. Bu doğaya yönelik ciddi bir tehdit var. Belediyeler, diğer kurumlar, vatandaşlar bu tehdide karşı yeterince dirençli değil. Manavgat’ın, Gündoğmuş’un, Gazipaşa’nın yukarılarında olup bitenlerden bihaberiz. Bu doğa elden giderse geriye dönüşün ol mayacağından habersiziz.

Dava açtığınız projelerden söz eder misiniz?

İlk başlattığımız dava Akseki Gümüşdamla’da inşa edilen projeyle ilgili. Bu projeye ancak proje devam ederken müdahale edebildik. İnşaat bitti, davayı da kaybettik. İkinci açtığımız dava Manavgat’ın Gençler Köyü’nde Kanyon İnşaat tarafından inşa edilen üç aşamalı projeyle ilgili. Burada tek proje içinde 3 ayrı HES yer alıyor. Gazipaşa’da açtığımız dava var. O da 25 kilometrelik üç aşamalı bir projeyle ilgili. Gündoğmuş’ta, Alara Çayı üzerinde bulunan toplam 7 projeyi ilgilendiren iki ayrı davamız var. Bir başka dava da bölgede bulunan taş ocağıyla ilgili. Orada bir de sahtekarlık var.

 Ne tür bir sahtekarlık?

 Başka bir yere ait ruhsatı koordinatlarını değiştirip buraya ait göstermişler. Bölgede antik yol var, taş ocağı açılması o nedenle mümkün değil, bu durum bu tür bir “yöntem”le çözülmüş.

ÇED raporu almanın çocuk oyuncağı olduğu, parayla ÇED raporu veren uzmanların olduğu söyleniyor. Doğru mu?

Doğru. Bilirkişilerle de bu konuyu tartıştım. Normal bir ÇED raporu 800 – 1000 – 1200 sayfadan oluşuyor. Bu raporlar bizde çalakalem hazırlanıyor. ÇED raporu hazırlayan sözde uzmanların rapor hazırladıkları yeri görmeleri bile söz konusu olmayabiliyor. Gümüşdamla’da bunu gördük. Alara’da gördük.

Yeri görmeden ÇED raporu veriyorlar, öyle mi?

Tabi, tabi. Hepsi Ankara’dan veriliyor. Bilirkişilerden sordum. Bu işin maliyeti nedir diye. “Raporun altına imza atabilmesi için ÇED raporu uzmanının bölgede bu iş için en az üç ay kalması; toprağın altında, üstünde ne varsa hepsinin analiz edilmesi, bilimsel raporlarla beslenmesi  gerekiyor. Böyle bir hazırlık en az üç ay sürer, böyle bir rapor da bin sayfadan az olmaz, maliyeti de 200 – 250 bin liradan aşağı tutmaz” dediler.

Biz de ne kadar tutuyor?

 Bizde 10 – 15 bin liraya hallediyorlar. Raporu özel firmalar veriyor zaten, o da özelleşti. Hazırlanan raporların çoğu düzmece. Çoğu ÇED raporunda bölgeye ait fotoğraflar bile yer almıyor.

Düzmece rapor hazırlayanları mahkemeye vermiyor musunuz?

Hiçbir şey çıkmaz. Hiçbir şey çıkmıyor. Bunların suç ortağı Çevre Bakanı. Onay veren Çevre Bakanı’na bağlı genel müdürlük. Doğuda, Batıda, Karadeniz’de birçok bilirkişiyle görüştüm. “Bu işler nasıl oluyor, Bakanlık bu durumu bilmiyor mu?” diye sordum. Mahkeme bölgeye heyet götürüyor, heyeti ÇED firmaları belirliyor, dolayısıyla rapor düzgün çıkıyor. Yapılan işler şekilden ibaret. ÇED yönetmeliği de buna müsait.

 Böyle bir şey nasıl olur, bu ülke yolgeçen hanı mı?

 Yeni bir karar geldi. Gençler Köyü’nde “ÇED gerekli değildir” kararını iptal ettirdik.  Bu karar neye göre verilmiş biliyor musunuz? Şirketin kendi hazırladığı proje tanıtım dosyasına göre. Danıştay 14. Dairesi, şirket yetkilisinin imzaladığı proje tanıtım dosyasını “mükemmel”, 5 bilim insanından oluşan bilirkişinin “ÇED raporu gereklidir” şeklindeki raporunu “zayıf” görmüş; proje tanıtım dosyasını temel alarak “ÇED gerekli değildir” kararını “uygun” bulmuş. Utanılacak bir şey!  Açtığımız dava bu kararın iptaliyle ilgili.

 Çevre Mühendisleri Odası bu gidişe tepki göstermiyor mu?

Sözünü ettiğimiz bölgede HES’lere yönelik dava açan oda şimdiye kadar olmadı. Biz davaları genelde bölgede yaşayan köylülerle açıyoruz. En son Altınbeşik Mağarası’nın olduğu bölgeyle ilgili dava açtık. Orada, Ürünlü köyü civarında antik mezarların sökülüp yok edildiğini tespit ettik.

Proje nelerden oluşuyor? HES’ler doğaya ne tür zararlar veriyor?

 Bir dinlenme havuzu oluşturuluyor. Birkaç aşamadan oluşan proje kapsamında 25 – 30 kilometre boyunca HES’ler birbirini izliyor. Devasa bir inşaat alanı çıkıyor ortaya. Bu durum alanda heyelan oluşmasına neden oluyor. Dere tipi HES’ler suyun yol boyunca borular içinde götürülmesi esasına dayanıyor. 25 – 30 kilometre boyunca suyun borulara hapsedilmesi, vadinin kurumasına, vadide bulunan canlı hayatın yok olmasına neden oluyor. Bu alanda kalan köylerin tarım arazileri de bu suyu kullanmaktan mahrum kalıyor. HES’lerin yapıldığı alanlarda müthiş güzel, yemyeşil bağlar, bahçeler var.

 Geçtiğimiz gün Sinanhoca’yla ilgili bir toplantı vardı. Gösterilen fotoğraflarda manzara dediğiniz gibiydi.

 Sinanhoca ayrıca yaban hayatı korumu alanı içinde. Orada bine yakın hayvan türü yaşıyor. Oradaki kuş türlerini dosyaya geçerken inanın yoruldum. Böcek türleri tam üç sayfa tuttu. “Yaban hayata zarar vermeyeceğiz, gürültüden kaçarlar, olmazsa teneke çalıp biz kaçırırız” diyorlar. Yaban hayatı koruma anlayışları bu kadar komik.

 Bunu gerçekten böyle savunuyorlar mı?

Savunuyorlar. Savunmak bir yana “Gürültüyle kaçırma” konusu  ÇED raporunda da yer alıyor.

Şaka filan yapmıyorsunuz, değil mi?

Şaka maka yapmıyorum. Açıp göstereyim size. ÇED raporu zaten projenin çevreye etkileri, bu etkilere karşı alınacak önlemler anlamına geliyor. Proje sahiplerinin yaban hayatın korunmasına yönelik önlemi bu şekilde vurgulanıyor.

 ÇED raporunda yer alan bu bölümü okuyucularla paylaşmak istiyorum. Bana gösterebilir misiniz?

 Tabi. Alara Çayı üzerinde bulunan Kamer Regülatörü ve HES, Kırma Eleme Tesisi ve Hazır Beton Tesisleri Nihai ÇED  Raporu’nun 129’uncu sayfasında aynen şöyle deniyor: “Kesim öncesi gerçekleştirilecek görsel kontrollerde rastlanan hayvanların kendiliklerinden kaçarak uzaklaşmaları beklenmektedir. Aksi takdirde, yani herhangi bir nedenden dolayı bu kesimlerden uzaklaşmamış bireylerin söz konusu olduğu durumlarda bu bireylerin zarar görmemeleri için bu kesimlerden uzaklaştıracak yöntemler kullanılacaktır. Genellikle kaçırmaya yönelik olarak seslerden yararlanılmaktadır. Alışılmadık ve yüksek tondaki seslerden meydana gelecek rahatsızlık sonucu bitkilerin içine, arasına veya altına saklanan formlar ortaya çıkarak yakın alanlarda, kendilerini daha güvenli hissedecekleri habitatlara uzaklaşmak zorunda kalacaklardır.”

Uçan, yürüyen hayvanları teneke çalarak bölgeden uzaklaştırmayı başardık. Yılan çıyan börtü böcek için ne yapacağız?

 Aynı raporun sürüngenlerle ilgili bölümü de şu şekilde: “Kesilmiş materyalin üzerinde,  altında veya içerisinde bulunması olası yılan, kertenkele veya kemirgenler gibi omurgalı hayvanlar, … uygun yakalama donanımı ve yöntemleriyle zarar verilmeden yakalanacak ve basit bez torbalara konularak faaliyetten etkilenmeyecek komşu alanlara taşınarak bu kesimlerde dikkatli bir şekilde doğal ortamlarına bırakılacaklar.” Durum bu kadar vahim. 

Gerçekten vahim. HES’lerin doğaya verdiği zararla ilgili somut bir örnek verebilir misiniz?

 Bitmiş bir proje olarak Gümüşdamla açık bir örnek. Gümüşdamla’yı bitirdiler. Gümüşdamla’daki doğal doku tümden bozuldu. Ağaçlar heyelanla gitti. Yamaç dik olduğu için ağaçların yokluğunda heyelanı durdurmak mümkün olmadı. Tüm toprak derenin içine doldu. İnşaat alanına tonlarca beton döküldü. İnşaat başlamadan önce yemyeşil bir vadi olarak seyrine doyamadığımız vadi; inşaat başladıktan; kazıcı, yükleyici, dozer girdikten sonra çok farklı bir alana dönüştü. Derede alabalık, vesaire, hiçbir şey kalmadı.

 Bu projelerin ekonomik değeri için neler söylenebilir?

 Derelere kurulan HES’lerin getirisi tartışılır. 1 milyon liralık getirinin maliyeti 800 bin lira deniyor. Her bir HES projesinin yıllık kazancı olsa olsa 100 – 150 bin lira civarında olabilir. Bu kadarlık bir ekonomik değer için doğanın talan edilmesi nasıl savunulabilir, bu talana nasıl izin verilebilir? Bu değerin kat kat fazlası buralardaki bağ ve bahçelerde zaten üretiliyor. Üretilen elektriğin dişe kavuk olmayacağı açık.

Köylüler HES’leri önlemede ne kadar başarılılar ya da köylülerin bu konuda başarı şansları ne kadar?

 Açıkçası inşaatı baştan başlatmayacaklar. Projeyi inşaat başlamadan engelleyecekler. İnşaat belli bir aşamaya geldikten sonra durdurulamıyor. Hukuk da bu noktada inşaat sahipleri lehine işliyor. Köylülerin başlangıçta gösterecekleri tepki bilirkişi raporlarına, mahkeme kararlarına yansıyor. Bilirkişiler “Köylü istemiyor” diye, istememe nedenlerini de sıralayarak raporlarına yazıyor.

Köylüler bu konuda birlik oluyor, birlikte davranıyor mu?

Antalya köylüleri birlikte davranıyor. Ahmetler Köyü buna örnek. Gençler köylüleri de benzer bir duruş sergiledi. Alara’da dört – beş köy bir aradalar. Köylüleri parçalamaya çalışıyorlar, ama köylüler bu oyuna gelmiyor. Küçük arazi parçalarının şantiye binası için filan köylüler için önemli miktar teşkil eden fiyatlarla kiralanması istisnai durumlar yaratabilse de.

Bu işin ticaretini yapanlar, ruhsat alıp satanlar varmış. Doğru mu?

Doğru. Onlara ‘bavulcu’ ya da ‘Çantacı’ adı veriliyor. HES ruhsatı da maden ruhsatı gibi karışık olmayan, herkesin kolayca alabileceği bir ruhsat. ÇED raporu özel firmalar tarafından para karşılığı verilen bir şey. Koordinatları verip, HES ruhsatı için başvurunu yapıyorsun. Ruhsatı aldıktan sonra istediğin kişi ya da firmaya devredebiliyorsun. “Çantacılık” Türkiye’de çok yaygın. Gördüğü her dere için ruhsat alıp, pazarlayan, bu işten para kazanan kişiler türedi.

Son sözlerinizi alalım…

 Dere tipi HES’ler yasaklanmalı. İlk ve son sözüm budur.

***

Münip Ermiş kimdir?

 1961 yılında Burdur’da doğan Münip Ermiş Liseyi Tefenni’de bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiren Münip Ermiş, 1985 yılından bu yana serbest avukat olarak görev yapıyor.

Röportajı yayımlandığı Körfez gazetesinden de okutyabilirsiniz. Buraya tıklayın.