You are here:
‘KIRK ÖLÇ BİR BİÇ’ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 27 Ekim 2016 20:55

Huriye Demir Hearn

Üç haftadır onun yokluğu çok uzun süren bir kış mevsimi gibi geldi bana. Uzunca beklenen bahara duyulan özlem gibi bir şeydi onu beklemek. ‘O’nu İstanbul’un en iyi veterinerlerinin ellerine bırakma anında yaşadıklarım onu neden bu kadar çok sevdiğimi hatırlamama neden olmuştu. 

Erce Bey, “Limon için İspanyadaki meslektaşlarımız ve fakülteden hocamızla görüş teatisi içindeyiz.

Sinan Bey ise ” Bütün öyküsünü, bütün kayıtlarını her şeyi getirin uzun bir yolumuz var, size umut tacirliği yapmayacağım” dediği anda her şey bitmişti benim için.. Kulaklarım hiçbir şey duymuyordu ve içinde sevdiklerini kaybedenlerin yaşadığı çaresizlik ve acının damarlarında dolaşan çorak, yakıcı bir umutsuzluk hisse kapılmıştım.  Genelde duygularına hakim olan bana göz yaşlarım bu sefer ihanet ediyordu.  İlk defa toplum içinde gözlerimden yaş akıyordu. Birden korkmuş onun sonsuza dek hayatımdan çıkacağını düşünerek, tarifi imkansız bir boşluk ve duygu yanılsamasıyla gözlerimi kaçırmıştım araka arkaya kurulan cümlelerden. Kelimeler boğazımda düğümlenmişti.  “Her akşam işten gelişimde ayak sesime yaklaşan patileri ve kocaman yeşil gözleriyle konuşan bir top yün yumağı sonsuza dek gidecek mi hayatımdan?” diye binlerce soru ile boğuştuğumu anlayan ve kendime gelmem için bakışları ile bana bir ara veren Sinan beye; “O benim için çok önemli ama çocuklarım için daha önemli çünkü sevginin koşulsuz olduğunu onlara Limon öğretti.  Bir canın, bir nefesin ne anlama geldiğini, her canlının yaşam hakkı olduğunu anlamalarını yine o öğretti.  Şefkat duygusunu harçlıklarından artırdıkları para ile ona balıklı mama almanın kendileri için sunulan çikolatan daha tatlı olduğunu yine o öğretti… Onun yokluğu en çok onları üzecek “dedim.

Umutsuzluk ve içinde kaçırdığım gözlerime bakışlarıyla umut yüklemeye çalışan ve kendinden emin kurduğu cümleler ile benim içimde bulunduğum çıkmazdan çıkışımı sağlamak amacı ile “Her şey yeni başlıyor” dedi ve ona üç hafta boyunca röntgenler çektiler, kalp ilaçları verdiler, serumlar taktılar ve özel mamalar ile beslediler, her seferinde yumuşak tatlı sıfatlar ile sevdiler. Yeni lakaplar taktılar neşeli cümlelerin akışına eşlik eden.

Ben ise her akşam onu ziyarete gidip onu okşayıp onun için orada olduğumu söyledim.  Bazen sadece bakışlarımla konuşup parmaklarımın ucundan akan sevgi sıcaklığıyla konuştum onunla bazen de sesli sesli konuşup kucağımda yaylanmasına izin verdim şımarttım sevgiden herkesin içinde.

Üçüncü haftanın sonunda Erce bey “Limonu artık alabilirsiniz” deyince hemen kaptığım gibi onu yuvasına getirdim. Şimdi evde bizimle ama eve bağımlı yaşamak zorunda. Her sabah ve akşam alması gereken bir kalp ilacı var sürpriz yaşam sayısına eşlik eden.

“Olsun nefes alıyor ya,  yine sarı koca kuyruğunu bacaklarımıza doluyor ve konuşuyor ya bizimle” dedim kendi kendime.

Beni üzen tek şey dış kapının önünde her akşam bekleyip “dışarı çıkmak istiyorum” diyen ses tonunu dinlemek.  Ona dışarı çıkmaması gerektiğini anlatabilmek ne benim lügatimde bir kelime ne de onun bunu anlayabilecek yetisi var. İşte beni en çok yaralayan o “miyavvv” sesine karşılık veremediğim duygu. Bütün bu yaşadıklarımıza neden olan şey nedir biliyor musunuz? Yanlış teşhiş, tedavi ve ilaç. Bu gün bir kez daha anladım ki ne yaparsan yap ‘kırk defa ölç bir kez biç’ ve işini en her zaman büyük bir aşkla yap. Ve hayatın sevgi üzerine kurulduğunu ve sevginin asla kaybolmadığını unutma.