You are here:
FARELERLE SAVAŞIRKEN… PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 20 Temmuz 2017 12:28

(Mehmet Arslan, Ali Varol’un bir hikaye yarışmasında aldığı 3.’lük ödülü nedeniyle yeniden yazma heyecanına kapıldığını bildiren bir yazı gönderdi. Uzun zamandır sitemize yazı göndermeyen Mehmet Arslan’da yazma isteği uyandıran Ali Varol arkadaşımızı bir daha kutlarken Mehmet Arslan’a da “hoş geldin!” diyor, yeni yazılarını bekliyoruz!)

FARELERLE SAVAŞIRKEN…

Fareler mi uyandı, ilaçlar mı kötü?

Mehmet ARSLAN

Ali Varol Abiyi hikaye başarından dolayı önce tebrik ederim, eline yüreğine sağlık derim. Abi beni resmen harekete geçirdin, karnımı şişirdin; ama sen aldırıp takılma bana, kötü şeyler gelmesin aklına.

Birkaç zamandır okumaz yazmaz oldum, okuyup da n’olacak sopası yemekten yoruldum. Ama senin hikaye bana iyi geldi, beni zıpkın gibi tetikledi. Yazıyorum işte.

Efendim hikaye şu;

Adını ne koysam şu mu, bu mu?

Mustafa abi halleder onu.

Her köye gelişimde Emine Abam kuru incir, kuru üzüm, ceviz ve bademle zeytinyağı katar, Şerife Abam da mutlaka keçi boynuzu torbalar koyar arabama. İncir, üzüm ve keçi boynuzunu arabamdan hiç eksik etmem. Acıkınca, birkaç incir ya da bir avuç kuru üzüm atarım ağzıma, kesmezse keçi boynuzu kemirip açlığımı gideririm, böylelikle bol bol enerji alıp zindeleşirim.

Kuru üzüm karton kutuda evin bir köşesinde, incir tema’nın patiska torbada buzdolabının üstünde, keçi boynuzu da saz sepette, mutfak tezgahında yerleşikler.

Günlerden iki hafta önce ne göreyim;

Buzdolabının üstündeki incirler yere saçılmış, ortalık toz duman. Hemen duruma müdahil olup; Bu insanoğlu işi olamaz, olsa olsa hayvanoğlu işidir Öndüşüncesiyle beyin jimnastiği yapıp strateji ve taktik geliştirme seansına girdim. Ulen arkadaş bu faremi, sıçanmı, gelincik mi ola? Karşı eylemsiz geçirdiğim bir günün ertesinde; bizim misafirin bu sefer de  keçi boynuzlarını un ufak ettiğini anında tespit ettim. Hemen harekete geçmezsem benim enerji havuzumu yok edecek bu davetsiz misafire karşı savaş ilanı kararı verdim.

Sung Tuzu MÖ 500’lerde savaş sanatı eserinde ne demiş? “Savaşı kazanmak için karşı tarafı bilecek, sen bilinmez olacaksın!” Böyleydi galiba?

Ben böyle miyim ya? Sıfıra sıfır elde var sıfır.

Karşı taraf ne durumda?

Her şeye hakim konumda!

Ama ben de eski bir oğlak çobanıyım. Az çok hal ve gidişten anlarım?

Hani derler ya eşekten düşenin halini en iyi eşekten düşen anlar. Ufak bir çevre anonsundan sonra benim çömezlerden Ali Hıdır’ın evini benden önce fareler bastığını öğrendim. Ali’ye usulca; “Ali len benim eve fare girmiş galiba” dedim. “Tamam Abi hemen hallederiz” dedi.

Nasıl yani?

“Çok kolay Abi; Tarım ilaçları satan bir yerden tutkal var onu alacağız, bir kartonun ortasına peynir koyacağız etrafını tutkalla donatacağız, hayvan yeme uzanıp tutkala basınca yapışıp kalıyor, hayatta kurtulamıyor, ben hepsini enseledim böyle.“

“Sağol Ali...”

Ben tutkalı Tarım İlaç’tan değil de mahalledeki Eczaneden aldım. 30x40 cm’lik bir kartonun ortasına güzelim kaşarı koyup etrafını tutkalla boydan boya döşedim. Sabah ilk işim erkenden kalkıp projeye bakmak oldu. Her şey yerli yerinde, sadece peynir kaybolmuş durumda.

Nerde hata yaptık?

İkinci gün akşam oldu kumpasa başladım. Bu sefer projenin taban alanını genişlettim ki düşman ortadaki yeme ulaşmak için mutlaka tutkala basmak zorunda kalsın. Kahvede bana cevize sıçan bayılır, mutlaka yakalarsın demişlerdi. Emine Abamın cevizlerinden 5-6 tane kalmış kırdım onları platformun tam ortasına biraz da sucukla birlikte koydum.

Bu sefer hayatta kaçmaz. Sabahın ilk ışıklarıyla, ilk işim tuzağa bakmak oldu. O ne len; misafir tüm yiyecekleri götürmüş, karton yerli yerinde duruyor.

İşe gidiyoruz tabi; fabrikada çocuklara durumu anlattım; “Abi Einstein’ın öğrencilerinden biri olabilir, böyle bir değere kıyma… Büyüklük sende kalsın… Hatta dünya çapında bir sıçan sahibi olabilirsin… Ünlenirsin…. Misafire kahvaltıda bu gün neler var, bizde gelelim…“ falan filan, geyik gırla gidiyor…

Bir taraftan da düşünüyorum: Ulen bu namussuz alet mi kullanıyor yoksa? İnsan; Homo Sapiens/ (alet kullanan) Akıllı hayvan ya, iş ciddi biraz daha araştırma yapıp düşünmem lazım!

Üçüncü geceyi boş geçtim; Sabah mutfağın halini görünce şaştım. Zat-ı şeriflerine masa hazırlamadığımzdan olsa gerek; Boş ayran PetŞişesi tırmık tırmık kemirilmiş, parça pinçik sağa sola serpilmiş.

Vay canına, birde küstah küstah pozlarda.

İnterneti taramaya başladım, soru şu; En etkili fare tuzak ve kapanları?

Aman Allahım, insanlar neler icat etmişler. Düşünen hayvan olarak bir kez daha düşündüm; Memed ARSLAN, belki de maymun ve karga dan sonra en akıllı hayvan sıçanlar. Dikkatini çekerim, sen böyle bir yaratıkla mücadele ediyorsun!

Araştırma ve mücadeleye devam…

Eskiden anam-babam Tel Maşalı Fare Kapanı kurarlardı. Nalbura uğradım anamın-babamın kullandığı bir fare kapanından aldım. Kapanın diline sert bir sucuk taktım, etrafına da peynirler saçtım. Sabah erken heyecanla kalkıp baktım; bizim kapan boşanmış ama ortalık ta ne fare var, ne de nevaleler.

Aldı bir düşünce; ne yapsam acaba derken; mahallemizdeki serçe kahveye uğradım, halkımızdan fikir aldım. Az buçuk entellektüel ve emektüel bir çevrem var. Demesin mi bahçıvan Ramazan;

“Mehmet Abi, sen git eczaneden zehirli buğday al, geçtiği yerlere dök, kesin çözüm.”

“Yapma be Ramazan!” Hemen Tuğçe Eczanesine daldım ve zehirli buğdayı alıp daha önce yemlediğim yere bir avuç kadar döktüm.

Sabah ilk işim gene buğdaya bakmak oldu. Buğdaydan eser yok. Bu sefer tamam, enselendi? Yalnız test etmem lazım. Akşam buğdayları yediği yere bir parça sucuk koydum. Ulen sabah ne göreyim, sucuğun yerinde yeller esiyor. Bu namussuza zehir de mi işlemiyor? Zehirin açıklamalarını okuyorum, bırak yemeyi yanından geçse hayvan ölecek.

Akşam yine kahveye takıldım; durumu etrafa anlattım, her kafadan bir ses.

Bahçıvan Ramazan da geldi kahveye; Mehmet Abi sıçanı nettin?

Domuzöllüğün körü ettim. Olum gene ölmemiş, sucuğu götürmüş.

Abi sen zehirin yanına su koymadınmı?

Su koy dedinmi zevzek adam sen bana.

Abi sen su da koy zehirin yanına, zehiri yiyince susayıp suyu içer, buğday zehirle midesinde şişer ve eyvallah der.

Tamam ulen aynısını yapacağım, eğer bu seferde hayatta kalırsa sen terk et dünyayı.

Formülü kaptım alelacele eve geldim; bir kaba musluktan su koydum, bir avuç zehir ile birlikte misafirin kahvaltı masasına koydum.

Sabah kalktım baktım zehirli buğday uçmuş, su da biraz eksilmiş.

Akşam olsun durumu bir test edeyim. Eğer hala yaşıyorsa helal olsun ona! Bu sefer menüyü çok geniş tuttum, yok yok! Ezine peyniri, sucuk, salam ve ceviz… Hala yaşıyorsa bu canlı bunu hak ediyor arkadaş.

Her gecenin bir sabahı vardır. Sabahın şafağında ne göreyim? Heyhat, bizim kahvaltı olduğu gibi duruyor, misafir terki diyar etmiş görünüyor.

Ama hala bir şeyi merak ediyorum; cenazesini bulamadım, nasıl bir yaratık bu, gizli kameraya almadığıma üzülüyorum. Bu akıllı yaratığa “güle güle” diyorum.

Ali Abiciğim Başarılarının devamını diliyorum. Bursa 15.07.2017

Mehmet ARSLAN

Eski Oğlak Çobanı