You are here:
Akseki’deki Göçebeler PDF Yazdır E-posta
Cuma, 22 Ocak 2010 01:07

Dr. Halil Hadimli, Akseki'deki Göçerleri İnceledi

Köyümüzden, İngilizce Öğretmeni Fatma Varol’la evli olan Coğrafyacı Dr. Halil Hadimli, doktora tezini Akseki bölgesi üzerine yaptığı araştırmalara ayırmıştı. Erzurum Atatürk Üniversitesinde çalışmakta olan Halil Hadimli son olarak “Akseki’deki Göçebeler ve Hareketleri” konulu bir bilimsel inceleme daha yayınladı. Manavgat göçerlerini ve köyümüzü de ilgilendiren bu değerli çalışmanın bir bölümünü sizlere de tanıtmak istedik. Değerli hocamıza bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Akseki’deki Göçebeler ve Hareketleri

Dr. Halil Hadimli

Akseki İlçesinde göçebeliğin alt türlerinden olan yarı göçebeler ve dağ göçebeleri bulunmaktadır. Buradaki ayrım, yukarıda da belirtildiği gibi bu faaliyetler içerisinde yer alan Yörüklerin kışlaklarının nasıl olduğuna, bağlı oldukları köyleriyle olan ilişkilerine ve geçimlerinde hayvancılıktan başka faaliyet olup olmadığına bakılarak yapılmıştır.

         Yarı göçebe olarak ayırt edilen Yörükler, genelde Manavgat’a bağlı kıyıya yakın köylerde yaşarlar[1]. Ancak bununla beraber, deniz seviyesinden belli yükseltilerdeki köylerde de yarı göçebe Yörükler bulunabilmektedir. Yüksek köylerdeki yarı göçebe Yörükler, kışın sürülerini vadi içleri gibi korunaklı bölgelere götürüp kendileri de köylerdeki devamlı meskenlerinde yaşarlar. Kışı açık veya kapalı ağıllarda ve yakınlarında bulunan dar otlak alanlarında geçiren bu yarı göçebe Yörükler, ilkbahar geldiğinde göç hareketlerine başlarlar. Bu çerçevede Akseki ilçesine, Manavgat’a bağlı Karaöz, Hacıisalı, Değirmenlik köylerinden yarı göçebe Yörükler gelmektedir. Yarı göçebeler daha çok Gidengelmez Dağlarına doğru kuzey yönünde ilerlerler. Bunlar göç hareketlerine Mayıs ortasında başlar. Karaöz ve civarı köylerden hayvanları ile birlikte hareket eden yarı göçebeler, uzun bir yol kat ederler. Bu göçerler köylerinden çıktıktan sonra ilk önce Manavgat’ın Değirmenlik Köyü arazisine otururlar. Burada 24 saat kaldıktan sonra Akseki İlçesi sınırlarına girip sırasıyla; Kepezbelen’in Sakseydi Beli, Kepez’in Avlıca (Avlu), Cendeve’nin Taşoluk, Belenalan’ın Taşarası (bugün Ömer Duruk Dinlenme tesislerinin bulunduğu konum), Akseki ilçe merkezi yakınındaki Akçeşme, Yarpuz’un Zomana, Cevizli’nin Çakıllıgedik (Karakışla yol ayrımı) ve Tekebeli mevkileri ile Değirmenlik köyünün Söğütlüdere ve en son olarak da Süleymaniye’nin Gökçam mevkilerinde birer gün konaklayıp, Konya-Antalya il sınırındaki Yellice (Yellibelen) yaylasının Kartalkaya mevkiine ulaşırlar (Fotoğraf 1, Harita 2). Bu güzergâh aynı zamanda karayolu güzergâhına da az veya çok uymaktadır. Bu nedenle hayvanların yürüyerek geldiği bu yolda insanlar ve eşyaları, traktör ve diğer ulaşım araçları ile taşınmaktadır. Yaylaya çıkış, yaklaşık 12 gün sürmektedir. Dönüş ise Ekim ayının 15’inde başlayıp, aynı güzergâh izlenerek 12 günde Kasım ayı başında kışlaklara varılınca sona ermektedir.

Fotoğraf 1. Yellice Yaylasındaki Mehmet Koç Obası.

Bu göç yolunu izleyen günümüzde 3 hane yaklaşık 25 nüfus bulunmaktadır. İnsanların ana geçim kaynakları hayvancılık olduğu için bu ailelerin büyüklükleri fazladır. Bu güzergâhta yılda yaklaşık 1000 küçükbaş hayvan getirilip götürülür. Hayvanlarla beraber uzunca bir süre devam eden göç olayı sırasında, bazı problemlerle karşılaşılmaktadır. Özellikle arazisinden geçtikleri köylerin bu geçişi istememeleri, çeşitli sorunlar doğurur. Ancak bu göçebe insanların göç yolları üzerinde bulunan her köyün arazilerinde 24 saat konaklayabilmeleri, valilik emri ile güvence altına alınmıştır. Böyle bir yasal dayanakları olan yarı göçebe Yörükler, bu yasal sürelerini sonuna kadar kullanarak, konakladıkları yerlerin yakın çevresindeki otlaklardan da faydalanırlar. Hemen hatırlatmak gerekir ki bu göç hareketi sırasında en fazla zarar gören ekili alanların daralması, günümüzdeki göçler sırasında ortaya çıkaran sorunları azaltmıştır. Gerçekten de Karaöz köyünden gelen Yörük aşiretinin ağası Mehmet Koç’a göre de, Akseki yöresinin dışarıya yoğun şekilde göç vermesi, göç yollarında yaşanan sorunların azalmasındaki en büyük nedendir.

Harita 2. Akseki İlçesi İçerisindeki Yörük Göçlerinin Güzergâhları ve Konaklama Yerleri için tıklayın

Manavgat’ın kıyıda bulunan köylerinden Gidengelmez Dağlarına doğru, Akseki İlçesinin tüm arazisini güneyden kuzeye kat ederek yapılan bu göçün, hangi tarihten başladığı bilinmemektedir[2]. 1950’lerden önce devlet tarafından göçe katılanlardan alınan “Ağnam parası”nın kalkması, göçebelerin maddi olarak rahatlamalarına ve değişen ekonomik-sosyal şartlara rağmen, göç hareketinin günümüze kadar aynı şekilde devam edip gelmesini sağlamıştır. Uygulandığı tarihlerde göçebeler ve yaylacılar için büyük maddi yük getiren Ağnam vergisi, göçe katılan hayvan sürülerindeki her baş hayvandan, göçe katılan askerden gelmiş erkek nüfus ve bayanlardan da kişi başı alınan bir nevi yol geçti parasıydı. Ancak bu vergiden muaf olma yolları da vardı. Askere gitmemiş olan erkek nüfusla, beş çocuğa sahip ailelerden vergi tahsil edilmezdi. Eğer aile beş veya daha fazla çocuğa sahipse kişi başı para ödemediği gibi, altıncı çocuktan sonra da devlet tarafından bir top kumaş ile ödüllendirilirdi. Bu da yurdumuzda 1960’lara kadar izlenen nüfusu arttırma politikasının, sosyal ve ekonomik hayata ne şekilde yansıdığını gösteren önemli bir örnektir.

Burada hatırlatmak gerekir ki zamanında göçebelerden tahsil edilen bu vergi, pek çok kez kaçakçılığı da tetiklemekteydi. Vergi vermek istemeyen Yörükler, hayvan sayımlarının yapıldığı Murtiçi ile Akseki Kasabası yakınındaki Akçeşme konaklama yerlerinden sürülerini gece geçirirlerdi. Ancak kaçak geçen bu sürü “sırkatçılar” yani bekçiler tarafından yakalandığında ise iki kat ücret ile cezalandırılırdı. 

         Akseki İlçesinde dağ göçebeliği konusunda örnek verebilecek Yörük aşiretleri ise Manavgat’ın deniz seviyesinden yüksekte kurulmuş köylerinden gelen göçebelerdir. Bunların geldiği Gençler Köyü 600 m, Gebece köyü 650 m, Ahmetler Köyü ise 700 m gibi yüksek sayılabilecek konumlarda bulunurlar. Ait oldukları köyleri, kış mevsiminde hayvanların açık alanda tutulamayacağı kadar yüksekte bulunan bu Yörükler, soğuk mevsimi daha alçak seviyelerdeki vadi içleri gibi nispeten korunaklı yerlerde ve hayvanlarını dışarıda otlatarak geçirirler. Kış aylarını yarı göçebeler gibi köylerdeki devamlı meskenlerinde değil, sürüleri ile birlikte alçak alanlarda geçiren bu Yörükler, dağ göçebeleri olarak ayırt edilmişlerdir. Genellikle “döllük” olarak adlandırdıkları kışlaklarında da, yaz aylarındaki gibi geçici tipteki meskenlerde yaşayan dağ göçebeleri, kendilerine has yaşam karakteri ile sahadaki yarı göçebe ve yaylacı ailelerden kolaylıkla ayırt edilebilirler. Dağ göçebeleri sürüleri ile birlikte, sürekli olarak yaylaklar ve kışlaklar arasında yer değiştirerek, köylerindeki devamlı meskenlerine neredeyse hiç uğramazlar.

         Günümüzde bazı Yörük aşiretlerinin Manavgat ilçesi yakınındaki alçak arazilerde yerleşik hayata geçmeleri, dağ göçebelerinin sayısını eskiye göre oldukça azaltmıştır. Yerleşik hayata geçen bu Yörüklerin bazılarında, aşiret kavramı da hemen tamamen kaybolmuş ve Yörük köyleri ortaya çıkmıştır. Manavgat ilçesi sınırları içinde yerleşen dağ göçebelerinden bazıları ise ekilebilir araziye sahip değillerdir ve bunlar yerleşmiş halktan arazi kiralayıp çadırlarda yaşarlar. Sayıları altıyı bulan bu aşiretler; Mısırlar, İdrisliler, Bekirli, Boz Ahmetli, Kepezsağırın ve Kürtler aşiretleridir. Bunlardan Bekirli ve Kürtler aşiretlerine mensup bazı üyeler halen, Akseki ilçesi sınırları içinde yarı göçebelik ve dağ göçebeliği faaliyetlerini sürdüren en önemli grupları oluştururlar[3]. 

Manavgat’ın deniz seviyesinden yüksekte bulunan köylerinde, dağ göçebeleri yanında yarı göçebe sınıfına koyabileceğimiz Yörük aileleri de vardır. Bu Yörüklerin ritmik hareketleri, aynı köyde yaşayan dağ göçebesi Yörük aileleri ile benzer olsa da, bunların bağcılık ve arıcılık gibi farklı ekonomik aktiviteler yürütmeleri ve kışı sürüleriyle birlikte kışlaklarda değil de köylerindeki devamlı meskenlerde geçirmeleri, bu ailelerin yarı göçebe olarak ayırt edilmelerini zorunlu kılmıştır. 

Burada sözü edilen dağ göçebelerinin yayla alanları; Aldürbe Yaylası merkez olmak üzere Geyran, Çırlavık, Eğrikar, Gebece ve Bozloğan yaylalarını kapsar. Hemen tamamı Akseki ilçesinin Çimi Köyü arazisinde bulunan bu yayla sahalarının mülkiyet durumu konusunda, Çimi Köyü ile bu köyler arasında yıllardan beri süregelen davalar bulunmaktadır.  

Dağ göçebesi olan Yörükler Ahmetler, Gebece, Gençler gibi köylerden çıktıktan sonra Güçlüköy, Murtiçi, Sadıklar köyleri arazisinden geçerek Geyran yaylasına ulaşırlar. Burada belli bir süre konaklayıp otlak alanlarından faydalandıktan sonra, 1700 m rakımındaki Aldürbe Yaylasına çıkarlar. Eskiden yukarda saydığımız köylerin arazisi kullanılarak ve yaya olarak gerçekleştirilen göçler, günümüzde Aldürbe Yaylasına kadar,  kamyon ve traktörün ulaşabilmesinden dolayı, ulaşım araçları ile gerçekleşmektedir. Ancak yine de yürütülerek götürülen sürüler de bulunmaktadır. Haziran başında 1700 m.deki Aldürbe Yaylasında hayvanlarını otlatan dağ göçebeleri, yaklaşık 15 gün buradaki kaldıktan sonra 20 Haziran’da, 2100 m yüksekteki Çırlavık yaylasına çıkarlar. Temmuz başına kadar 2100 m seviyelerindeki otlak alanlarını kullanan Yörükler, Temmuzun ilk haftası Çırlavık Yaylasından hareket ederek, bu defa 2400 m yüksekte bulunan Bozloğan Yaylasına kadar yükselirler. Bu faaliyeti en yüksek yaylaya kadar devam ettiren dağ göçebeleri, 10 aile ve yaklaşık 50 nüfustan ibarettir. Bunlar Bozloğan Yaylasında bulunurlar. Bu yaylada 2400 m’de geçici meskenlerde yaşayan dağ göçebesi Yörükler, hayvan sürülerini 2700 m’ye kadar çıkarırlar. Yaklaşık 40 gün Bozloğan Yaylasında kalan Yörükler, 15 Ağustos’tan itibaren yine kademeli bir şekilde önce 2000 m seviyelerine inip 10-15 gün kaldıktan sonra, Eylül başında 1700 m.deki Aldürbe’ye geri dönerler. Haziran başında gelinen Aldürbe Yaylasına, Eylül başında dönüş güzergâhı olarak da gelinmesi, bu yaylanın merkezi konumunu da ortaya çıkarmaktadır.

Bu dağ göçebelerinin Bozloğan gibi yüksek yaylalarda kalma sürelerini, otlakların durumu ve kullanılacak su temininin mümkün olup olmaması belirler. Buradaki Yörük aileleri su ihtiyaçları için, Temmuz başından Ağustos ortasına kadar “oğruk” olarak tabir ettikleri, derinlikleri 10-15 m’den fazla olan ve tabanları güneş görmeyen düdenlerde yıl boyu biriken karı eriterek karşılarlar (Fotoğraf 2a,b,c,d). Bu düdenlerdeki karın bitmesi, Yörüklerin de göç tarihlerini belirlemektedir. Genelde Ağustos ortalarında, düdenlerdeki karın tükenmesi ve meskenlerin bulunduğu 2400 m’de özellikle geceleri insan yaşamının güçleşmesi, Yörükleri daha alçak alanlara göç etmeye zorlamaktadır. Yaklaşık 40 gün süren, kar suyuna bağlı yaylacılık olarak tarif edilen bir faaliyeti yürüten Yörükler, Toroslarda en yükseğe çıkan göçebe aşiretleri ve Yörük obalarını oluştururlar[4].

 

 

[2] MOĞOL, H., Alaiye’de Yörük Göçü ve Tarihi Kaynağı. 6. Alanya Tarih ve Kültür Semineri 1996, ALSAV Alanya Tarih ve Kültür Semineri Yayınları III, 2004, KONYA, s.41-45,

[3] TÜRKTAŞ, M., 1999, Güney Anadolu’daki Yörük Aşiretlerinin Adları ve Yerleşim Bölgeleri. 9. Alanya Tarih ve Kültür Semineri, ALSAV Alanya Tarih ve Kültür Semineri Yayınları III, s.456-459, 2004, KONYA

[4] HADİMLİ,H., Akseki İlçesinin Coğrafyası. Yayımlanmamış Doktora Tezi Atatürk Üniv. Sosyal Bilimler Enst. Coğrafya Anabilim Dalı, , 2008, s.287

Not:

Bu makale, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisinde ve www.sosyalarastirmalar.com sitesinde yayınlanmıştır.

Alıntı yaptığımız bu siteye buradan girerek yazının tamamını okuyabilirsiniz.