You are here:
Hayatımız Seçimlerimizdir… PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 25 Eylül 2010 21:58

Fırsatlardan Yararlanmayı mı; 
Doğru Olanı Yapmayı mı Seçmeliyiz?

Hayatta çoğu zaman yararlanabileceğimiz fırsatlarla doğru olanı yapma konusunda ikilemler yaşarız. Cebimizde beş kuruşumuz yokken önümüzden gitmekte olan kadının düşürdüğü cüzdanı ona verebilir miyiz?

Ya da acele bir yere yetişmeye çalışırken karşıya geçmekte zorlanan yaşlının elinden tutup karşıya geçirebilir miyiz? Doğru da yanlış da onları seçebilmemiz için daima önümüze çıkabilir. Önemli olan kimselerin görmediği yerde doğruyu seçebilmek...

Aşağıdaki küçük öyküyü, yeni tanıdığım bir arkadaşımız göndermiş. Ben de bir iki satır not düşerek hem kendisine teşekkür etmek hem de öyküde verilmek istenen mesajı sizlerle paylaşmak istedim.

Av Yasağı Bitmeden…

On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.

Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı.

Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi.

Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü en büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler kalmıştı.

Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl, ışıl parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu.

Av yasağının bitmesine daha iki saat vardı. Önce balığa, sonra oğluna baktı.

“Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum.” dedi.

 “Baba!” diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle.

 “Başka balıklar da var.” dedi babası.

 “Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!” dedi çocuk.

Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu.

Babasının yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş   olmasına, kimsenin ne balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.

Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu.

Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi. Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk New York City”nin ünlü mimarlarındandır.  Babasının küçük evi hâlâ o adadadır. Oğlunu ve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.

***

Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı. Fakat değerler konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün önüne getirdi…

Babasından öğrendiği gibi değerler, doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerin uygulanabilmesidir. Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? Evet, küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru olanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.

Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman yitirmez. Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.

Hele hele şimdiki gibi; güçlü olanın, her zaman haklıdan üstün geldiği, “gemisini kurtaranın kaptan” olduğu; “su akarken testiyi doldurmanın” erdem sayıldığı bir dünyada doğru ile yanlışı ayırt edebilmenin ne kadar zorlaştığını da biliyor olmalısınız. Ama yine de hayatta doğruları seçebilmenin sonunda kazandıracağı bir ödül bulunduğuna inanmaktan vazgeçmemeli ve “insandan” umudu kesmemeliyiz.

Çocuklarımıza doğruyu seçme bilinci verebilme dileğiyle... 

Sevgiyle kalın...