You are here:
Dürüstlük PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 27 Ekim 2010 23:31
Dürüstlük, Bir Üstünlük müdür?

Murat Avcı, uzun zamandır arayıp sormuyordu bizi. “Dürüstlük” başlıklı güzel bir yazı göndererek kendini yeniden hatırlattı. Murat'ın seçtiği yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

Sahi, dürüstlük günümüzde pek işe yarayan bir kavram mıdır? Emin değilim. Ama dürüst insanların anıları ve davranışları karşısında, hepimiz saygı ve hayranlık duymaktan da kendinmizi alamıyoruz.

Murat Avcı'nın önerdiği yazıyı aşağıda okuyabilirsiniz: 

Dürüstlük

A. Şerif İzgören anlatıyor…

"İzgören&Akın'a toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara'da Bakanlıklar. Diyelim ki taksi parası 9. 75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.

"Üstü kalsın kardeşim." dedim.

Döndü bana doğru:

"Vaktin var mı ağabey?" dedi.

"Evet." Dedim ama tek ayağım hala dışarıda.

Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 kuruş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.

"Birader" dedim, "9.75 değil, 10.50 yazsa ister miydin 50 kuruşu benden?"

-Ne alacağım ağabey 50 kuruşu…

-Peki niye gittin, 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim.

Döndü bana, attı kolunu arkaya:

-Vaktin var mı ağabey?

-Var.

-Çek kapıyı o zaman…

Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.

Beş dakika konuştuk.

İngiltere'de profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin beş dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey, biz Keçiören'de beş kardeşiz. Babam rençberdi benim, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize: "Durun kalkmayın" derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

"Aha" dedim, "Bizim meslek", seminerci.

- Ne anlatırdı baban?

- Hayatta nasıl başarılı olunur?  

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.

-Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp; "Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın." diye anlatırken biz de gülerdik.  Annem kızardı, "Babanızla alay etmeyin. O,  hem dürüst hem de çalışkandır." derdi.  

Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin.  Babaları  birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken biz beş kardeş ayağa kalkardık; çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık.  Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa beş katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı.  Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz ?

-Ne bıraktı?

-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı:

"Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın… Falan filan…  Ağabey aradan on beş yıl geçti, diğer iki kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane.  Ailesi dağıldı.

Biz beş kardeş, beşimizin Keçiören’de taksi durağında birer taksisi var; hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu,  hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki:

"Gördünüz mü? Asıl mirası bizim babamız bırakmış."

Hepimiz ağladık.  Beş kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah'a şükür.

Çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:

-Dur ağabey, asıl bomba şimdi.

-Nedir bomban?

-Nerede oturuyoruz biliyor musun? O iki kardeşin oturduğu beş katlı apartmanı biz aldık.  beş kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız.  Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.

A. Şerif İZGÖREN'in kitabından aktarılmıştır.

 

NOT:

Bu konuyu hatırlattığı için Murat Avcı kardeşime teşekkür ediyorum.

Dürüstlük, malesef günümüzde fazla para etmediği gibi, dürüst olmayı bir üstünlük saymanın da hem toplum hem insanlık için bir talihsizlik olduğunu düşünüyorum. Dürüst olmak, önce insan olmanın bir gereği değil midir?

Birisi için; “Ne iyi adam, o çok dürüsttür” demekle “ne iyi adam o hırsız değildir”, “o yalancı değildir”, “o sahtekar değildir” demek de aynı şeydir. Ama bugün böyledir diye insanlardan dürüst davranmamalarını bekleyemeyiz.

Geçen yıl Milliyet Blog’da yayınlanan bir yazıda bu konuda şunları yazmışım:

“Bir şeyi çok merak ediyorum: Dürüst olmanın çok önemli bir üstünlükmüş gibi sunulduğu ve algılandığı başka bir ülke var mıdır; bilmiyorum. Dürüst olmak, hak yememek, haksızlık etmemek aslında normal bir insanın ortak özelliği değil midir? İyi bir insan olmanın ön koşulu başka nedir ki? Demek ki dürüst insan örnekleri giderek azalıyor olmalı ki “dürüstlük” öykülerinden herkes hoşlanıyor.

Dinler de ahlak kuralları da yasalar da daima "iyi insan", "iyi yurttaş" "iyi kul" istemiş. Ama nedense dinler de yasalar da ahlak sistemleri de bu konuda pek başarılı olamamış. Demek ki insanın tabiatında var bu bozulma. O zaman eğitim kurumları, okullar, eğitimciler, camiler, hutbeler ne işe yarıyor, bunu bir sorgulamak gerekiyor.

Aramızdaki hırsızları, canileri, katilleri, ahlaksızları, toplum olarak bizler üretmiyor muyuz? Onlarla aynı okullarda okuyup ayni camilerde yan yana oturmadık mı? Hangi eğitimi ve telkini veriyoruz da eğitim sistemimiz ve toplumsal değerlerimiz yine de böyle insanlar üretiyor? Özellikle eğitim kurumları “iyi insan” yetiştirme konusunda sınıfta kalmışa benziyor. “

Birisinden söz ederken neden özellikle dürüst ve güvenilir olduğunu söyleme ihtiyacı duyuyoruz? Neden acaba, arada bir karşımıza çıkan “Dürüstlük” öyküleri hepimizin bu kadar çok hoşuna gidiyor? Acaba hepimiz kirlendik mi yoksa dürüst olmak için ille de bir derviş mi olmak gerekiyor? Etrafınıza şöyle bir bakın bakalım; acaba hiç derviş görebilecek misiniz?

Mustafa Koç