You are here:
Işığı Yanan Evler... PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 10 Kasım 2010 08:48

O güzel insanlar, atlarına binip gittiler...

Gerçek Hayattan Notlar... 

"Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi.

Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacı anneye sıkılarak:

"Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.

Hacıanne:

"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz." dedi.

Merak ettim, tekrar sordum:

"Trenden sizin bir yakınınız mı inecek?"

Hacı anne:

"Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, "ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."

*** 

Bizim insanımızdaki şu derin insanlık, dünyanın başka hangi noktasında vardır bilinmez. Ancak dayanışma, yardımlaşma ve merhamet duygularımızı, güzel ahlakımızı, asırlarca yaişatılan, bugüne taşınmış milli ve manevi değerlerimizi, olduğu gibi koruyabildik mi? Sanmıyorum.

İyi de en değerli alışkanlıklarımızı elimizden, insanı insan yapan güzellikleri kalbimizden söküp alan nedir? Ne oldu da bizi biz yapan özelliklerimizi birileri elimizden çekip aldı?

Konya Ovası'nda, ya da Türkiye'nin bir başka yerinde, trenden inen yabancılar için "Işığı yanan evler" hâlâ yerinde duruyor mudur? Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Karınca yuvasına buğday bırakan insanlar bir daha geri gelmeyecekler mi?

Maalesef o kadar bozulmuşuz ki bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler.

Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.

Şâir öyle diyordu:

"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler."

Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız çekip gittiler? Bize mi darıldılar, biz mi onları koruyamadık?

Ey güzel yurdumun güzel insanları!

Neredesiniz?

 

***

Genç doktorun anısından şunu öğreniyoruz: 

O güzel insanları da

Kaybolan değerleri de

Anlaşılan çok özleyeceğiz...


Ahmetler'i bile etkiledi bu yıpranma.  

İçinizde "Hoca Deyneğini" bilen kaç kişi kaldı?

Ev yapan birine bir gün, yarım gün taş sırtlayarak, mertek taşıyarak, ekmek ve su getirerek destek veren babalarımızın, dedelerimizin duyarlıklarını niçin kaybettik?

Odanın önüne gelen yabancıyı evine götürmek için yarışan, ya da köy odasına açılan sofrayı dolduran insanların duyarlıklarını silip süpüren rüzgar nedir?

Bayram sabahı ellerinde ikişer kap yemekle, bir sini dolusu kap kacakla, bir sepet incir, üzüm ya da armutla odanın önünde paylaşılan bayram sofralarına ne oldu? Ne oldu da bu güzel alışkanlıklar unutuldu gitti?

Çok mu yoksullaştık yoksa daha çok mu bencilleştik?

Bizim köyden sosyoloji okuyan var mı bilmiyorum; varsa bunun nedenlerini bir araştırsın... Ya da hiç olmazsa bu konudaki örnekleri daha iyi bilen Ali Varol, kaybolan alışkanlıklarımızı yeniden derleyip hatırlatsın.

M. Koç 

Not:

Hiç değilse bayram sabahı yemeğini geri getirebilir miyiz?

Bayram sabahı bütün evlerden getirilen yemekleri birlikte yiyerek bayramı hep birlikte kutlama geleneğini yeniden hatırlayan ve bunu yaşatmak istediğini söyleyen yeğenim Mehmet Kocaakça bu konuya biraz daha eğilsin. Bu konu onun bir ev ödevi olsun. Bakalım başarabilecek mi?