You are here:
Kaybolan Meslekler ve Köyleşen Şehirler PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 13 Ocak 2011 20:06

Eskilerden Seçmeler

Ahmetlerli demirciler, dikiciler, kalaycılar mesleklerini kaybettiler; çünkü ülkemizin sosyal yapısı çok büyük değişime uğradı; bundan herkes etkilendi; birçok kültür kayboldu, birçok insan kimlik bunalımına girdi ve bozuldu; ama Ahmetlerliler, kendi öz değerlerini kaybetmedi...

Mustafa Koç

Eskiden köyümüzde demirci, terzi, kalaycı, dikici gibi çeşitli meslekleri yerine getiren insanlar bulunurdu. Demirci Mehmet, Demirci Süleyman’la birlikte köyde demircilik yaparlardı. Ayrıca Terzi Ramazan, Dikici (Ayakkabıcı) Süleyman, Dikici Mehmet ve Kalaycı Ali de vardı. (*) 

Zamanla bazı meslekler önemini yitirdi; teknolojik gelişmeler birçok mesleği yuttu. İş hayatındaki gelişmeler, ihtiyaçların değişimi ve fabrikalaşma “demircileri” sildi süpürdü.

“Çarık”tan sonra hepimizin ayaklarını taştan topraktan kurtaran plastik ayakkabılar “dikicileri” yok etti. Köyümüze ilk kez gelen plastik “Dora” ayakkabıları, taşların arasındaki ayaklarımız için gerçek bir devrimdi. Yeni çıkan bu ucuz ve pratik ayakkabılarla ayaklarımız bayram etmişti…

Melamin, aluminyum ve çelik kapların çıkması ve bakır kapların azalması, kalaycıları aldı götürdü.

Konfeksiyon ve hazır giyimdeki hızlı gelişmeler ise terzileri bitirdi.

Mahalle bakkallarımız da gördüğünüz gibi süpermarketlerle yaptığı savaşı kaybediyor. Bir süre sonra, ekmeğin, gazetenin parasını sonra da verebileceğimiz bakkal amcaları hepimiz özleyeceğiz. Çünkü her tarafı peşin parayla çalışan marketler sardı.

Eskiden şehirlerde her köşe başında bir terziye, bir demirciye, bir kalaycıya, ya da dikici dediğimiz ayakkabı tamircilerine ve yapıcılarına, bileycilere rastlanırdı. Hatta hayvanlara semer diken semerciler bile vardı. Adım başı çorbacılar, börekçiler olurdu. Ama artık yoklar…  Neredeyse tarihe karışmakta olan bu meslekler, her yerde yok olurken köyümüzde çok önce ortadan kalktı.

Şehirlerde sokak başlarını, bankalar, telefoncular, televizyoncular, bilgisayarcılar doldurdu. Her köşeyi, adları bile Türkçe olmayan “İnternet Cafe”ler, “Büfe”ler, “Market”ler, “Pub”lar işgal etti.  Öyle olunca Demirciler gibi, Terziler de Kalaycılar da Dikiciler de sonradan bu işleri bıraktılar ve teker teker kaybolup gittiler…

1970’lerden sonra, yarım yamalak da olsa bir sanayileşme hamlesi yapıldı. Yeni fabrikalar açılırken şehirlerdeki yeni iş yerleri artınca köyler boşalmaya başladı. Büyük umutlarla büyük şehirleri dolduran insanlar sanıyordu ki  “Şehirlerin yeri göğü altındı.” Ama hiç de öyle olmadı.

Sadece köylerin nüfusu azalınca köyün eski gücü, ağırlığı azaldı. Halkının yüzde yetmişi köyde yaşayan bir ülkede köylülük elbette daha büyük bir önem taşıyordu. Eskiden siyaseti bile köyler belirlerdi. Bu nedenle Atatürk, zamanında; “Milletin hakiki efendisi köylüdür.” demişti. Şimdi köylüye dönüp bakan bile yok.

Artık şehirleşiyoruz. Nüfus yerleşimi tersine döndü. Daha doğrusu, çoğunluğumuz şehirlerde yaşıyor hale geldik. Elbette insanların şehirli olmak istemesi, şehirli nüfusun artması, kalkınma ve uygarlaşma için güzel bir gelişme. Gerçekte şehirli olmak, elbette köylü olmaktan daha ileri, daha gelişmiş, daha medeni, daha kültürlü ve daha sosyal bir yaşam tarzı demekti. Ama akın akın şehirlere taşınan köylülerimizle şehirler, adeta köyleşti. Çünkü şehirlere taşınanlar, tam anlamıyla şehirli olamadılar. Gecekondu mahallelerini dolduran milyonlar, şehirlerin köşe bucağında yeniden kendi köylerini kurdular.

Evet, şehre gelenler elektriğe, suya, okula, teknolojiye ve modern hayata kavuştular ama bu yığınlar asla şehirli olup kentli gibi yaşayamadılar. Şehirde köylü gibi yaşamaya devam ettiler. Çünkü şehirde yeteri kadar para kazanamadılar, yeteri kadar okuyamadılar, yeteri kadar eğitim ve kültür alamadılar. Sadece evleri şehirli oldu; ancak düşünceleri ve sosyal yaşam tarzları köylü kaldı. Bir anlamda ne tam şehirli olabildiler ne de tam köylü olarak kaldılar. İşte bu nedenle şehirlerimiz, kültür ve yaşam tarzı bakımından bozulmaya uğrayarak dev gibi köylere dönüştü. Bugün Türkiye’nin en büyük köyü 12 milyonu aşan nüfusuyla İstanbul’dur. Sanırım bu örnek her şeyi anlatmak için yeterlidir.

Diğer yandan siyaseti de ekonomiyi de artık şehirler belirliyor. Şehir nüfusu hızla artıyor ve şehirleşiyoruz ama yaşam tarzımız köylerden farklı değil. Köyler hiç değilse kendi aslını, özünü ve kültürel farklılıklarını koruyor. Şehirler ise yutucu… Köylerden inen ve soylu değerlere sahip olan temiz, saf Anadolu köylüsünü tam anlamıyla yutan şehirler, onları kendilerine de yabancılaştırdı. İnsanlardan kendi değerlerini söküp aldı; bozulmayı ve yozlaşmayı getirdi.

Basın yayın araçları, gazeteler, televizyonlar, kendi özümüzü inkar edercesine yeni yaşam ve düşünce tarzlarını pompaladı. Bir kısmı Batıya özendirdi; bir kısmı da Arap’ı taklit ettirdi. Sanki Avrupa’yı taklit etmeden “Batılı”; Arap’ı taklit etmeden “Müslüman“ olamayacakmışız gibi kendimizi unuttuk. Sanki “Batılı” olmak da “Müslüman” olmak da dış görünüşe, gösterişe ve şekilciliğe indirgendi. Ne yazık ki “Batılı” olmanın, bilimi, aklı kullanarak ilerlemeyi ve kalkınmayı gösterdiğini; “Müslüman” olmanın da “kul hakkı yemeden güzel ahlaklı olmayı” gerektirdiğini unutturdular.

Yunus Emre ne demişti bakalım:

“İlim, ilim bilmektir
 İlim, kendin bilmektir
 Sen kendini bilmezsin
 Bu nice okumaktır.”

Bir de şöyle diyor Yunus:

“Bir tek gönül yıktı isen
 Şu kıldığın namaz değil.”

Günümüzde hala devam eden bu kültür bombardımanı ve yozlaşma, arada Türk kültürünün unutulmasına yol açtı. Zevklerimiz, giyim tarzımız hep özentiye dönüştü. Gelenek ve göreneklerimiz siliniyor. “Türk’ü anlamak için türkü söylemek gerekir.” denirdi; ama türkülerimiz söylenmez oldu. Düğünlerimizin, yemeklerimizin biçimi değişti. Dayanışmacı, paylaşımcı Türk töreleri, “imece” anlayışımız, bütün dünyaca bilinen misafirperver Türk ahlakı yavaş yavaş kayboluyor.

Anadolu’nun her köşesinden fışkıran zenginliğin kimse farkında değil. Bizi, tarihten gelen alışkanlıklarımızı ve farklı yaşam tarzımızı, başkalarınınkiyle değiştirmeye zorluyorlar. Oysa Türklerin töreleri ve değerleri, özendirilenlerden daha eski ve daha insancıl. Bizim “Amerikanlaşmamız” ya da “Araplaşmamız” gerekmez ki… Bizim sahip olduğumuz kültür değerleri neredeyse tarih kadar eski ve zengin.

Benim düşünceme göre medeniyet ve insanlık, dış görüntümüzde değil insanın içindeki sevgi, merhamet, sabır ve hoşgörüde gizlidir. İşte, yurdun ve dünyanın birçok yerini, birçok insanını tanımış biri olarak, bizim köylülerimizin, bizim insanımızın henüz kendi değerlerini kaybetmediğini görüyorum. Sanki köyümüzü kuran üç Ahmet’ten kalan cesaret, adalet ve asalet özelliklerimizi inatla korumaya çalışıyoruz.

Bizler, Ahmetlerliyiz. Ahmetlerli olmakla gurur duymayan var mı? Ben Ahmetlerlilerin daima farklı olduklarına, şehirde bile kendi asaletlerini kaybetmeyen insanlar olduklarına yürekten inanan biriyim. Yeni yetişenler, siz de inanın! Çünkü hepimiz, köyde ya da kentlerde yaşayanlarımızla birlikte, bozulmadan ve kendi özelliklerimizi, içimizdeki güzellikleri kaybetmeden bugünlere gelebildik.

Bazı meslekler kaybolsa da mesleklerini kaybedenlerimiz de dahil, hiçbirimiz kendimizi, insanlığımızı ve öz benliğimizi kaybetmedik.

Bizler, hepimiz, Ahmetlerli olmakla gurur duyuyoruz.

Yeni kuşaklar, siz de duyun!

 

(*) Dipnotu:

 

 

Demirci Mehmet : Demirci Hacı Mehmet Çalı

Kardeşi Demirci Süleyman: Süleyman Çalı

Terzi Ramazan : Ramazan Öz

Dikici (Ayakkabıcı) Süleyman: Süleyman Şenol

Dikici Mehmet : Mehmet Ecevitoğlu (Uzun)

Kalaycı Ali        : Ali Zor

Acaba bu insanlar, bu meslekleri nasıl edindi? Bu da ayrı bir yazı konusu olabilir. Araştırıp yazan olursa seviniriz.

Biz bu yazıda bu köylülerimizin mesleklerini neden kaybettiklerini anlatmaya çalıştık.

Köyümüzdeki demirciler, Demirci Mehmet’le Demirci Süleyman, evlerinin altındaki demircilik atölyesini kapatsalar da isimleri  “Demirci” olarak kaldı. Daha önceden olsa onlara “Demirci” soyadı verilebilirdi ve çok da uygun düşerdi ama bu mesleği geç edinmişler.

Terzi Ramazan'la, Dikici Süleyman, Manavgat'a taşındılar.

Dikici Mehmet, bu işi bırakıp Manavgat'ta kahve ve pastane açtı.

Rahmetli Kalaycı Ali de işsiz kaldı.