You are here:

Defteri Oku



Ali Varol     16 Aralık 2013 17:50 |
TARİFSİZ ACI
İçime bir acı çöktü. İçime bir acı çöktü duyunca haberi. Zamansız ayrılıklar, erken ayrılıklar çok dokunuyor insana. Her yolun bir sonu var, tamam kabul, yaşama yolculuğumuzun da bir sonu var, ama bu yolun beklemediğimiz bir zamanda sonlanıvermesi bir fazla dokunuyor insana. İnsanın içine, insanın yüreğine bir acı çökeriveriyor.
Ali’yle çocukluğumuz beraber geçmişti. Köyde evimiz yan yanaydı. Yaylada aynı obada senelerce beraber oynamış, beraber oğlak gütmüş, beraber cula avına, yalı bülücü avına gitmiştik. Sacda pişen sıcak yufkanın yarısını ona yarısını bana dürüp vermişlerdi. Aynı tastan sütümüzü içmiştik. Bazen kavga edip birbirimizin elini kolunu ısırmıştık. Bazen birimizin anası evde olmayınca ötekinin çadırında kalmış, aynı yatakta sabahlamıştık. Yaylada kendi yaptığımız kumlu, tozlu yollarda, düzgün köşeli taşlardan olan arabalarımızı sürüp “şüfercilik” oynamıştık. Kardeş gibi beraberce aynı ortamda büyümüştük. Kardeş gibiydik. Yokluğunu duyunca içime bir acı çöktü. Tarifi zor bir acı. İçimi yakan, içimi ezen bir acı.
Okul yıllarında da kopmadık birbirimizden. Yarıyıl tatilinde beraberce Mezar Ardı’na doğru gezip güneşli günlerde üstümüzü çıkarıp güneşlediğimizi hatırlarım. Yaz aylarında Kazan Göbet’te neşeli günlerimiz geçmişti. Irmakta balık avlamıştık. O Antalya’da okurken biz Aksu’da okuyorduk Aksu’ya bizi ziyarete gelmişti. İbrahim, Mustafa, ben ve o beraber fotoğraf çektirmiştik. Bu belki de benim ilk fotoğrafımdı.
Okul bitince de hemen hemen her sene görüştük. Yaşam biçimimiz, hayat görüşümüz birbirine yakındı. Birbirimizle konuşmaktan keyf alırdık. Konuşacak ortak konumuz çok olurdu. Beraber olmaktan sıkılmazdık. İnsanlarımıza karşı bakış açımız aynıydı. Evimiz, çocuklarımız, işimiz konusunda da sevinçli, acılı duygularımızı hiç çekinmeden paylaşırdık. Özel konularımızı paylaşabileceğimiz birkaç kişiden biriydi. Konuşurken konuşmalarında art niyet aranmazdı. Özü, sözü birdi. Herkese karşı içten ve dürüsttü. Herkese yardım etmek isterdi.
Köyümüzün, yurdumuzun sorunları onun da sorunları; sevinçleri onun da sevinçleriydi. Yazılarında onun “insancıl” yanı açıkça görülüyor. Babadan miras tutumluluğu, anadan miras titizliliği, düzenliliği onun yaşamında da görülüyordu. Yaptığı işin eksiksiz, düzgün olmasını isterdi. Onun özgüveni, girişkenliği onu Almanya’ya kadar götürmüştü. Eşi, çocukları orada yaşamaktalar. Orada yaşamaları zor mu olacak, kolay mı olacak bilemiyoruz.
Köyümüz değerli bir evladını kaybetti. Biz çok yakın bir arkadaşımızı kaybettik. Toplumumuzda Ali gibi özü sözü bir olan insan azdır. Onu kalbimizde yaşatacağız. Nur içinde yatsın.
Benim içime böyle bir acı çökeren bu beklenmedik kayıp diğer yakınlarını da acıya boğdu muhakkak.
Acımızı içimize gömelim. Eşine, çocuklarına kardeşlerine diğer yakınlarına başsağlığı dileyelim. Hepimizin başı sağ olsun.

Zehra     16 Aralık 2013 16:42 |
Her sey yoluna girer ve ölüm ben burdayım der.Dünkü genç bir cocugun vefatı,bu gün Ahmetlerden ve yazılarıyla daha cok tanıdıgim Ali Koç Abinin vefatı ölümün sogukluguyla karsılasınca derinden etkiledi.Her vefat edeni duyusta aynı cümleler gecer aklımdan ve her sey bos oldgunu o anda düsünür ve dalar giderim.
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden YAHYA KEMAL BEYATLI

Mehmet ARSLAN     16 Aralık 2013 10:16 |
ABİ
ŞAKA MI BU

hasan varol     15 Aralık 2013 21:29 | İzmir
Merhaba, Kanyonistan deyince, hemen aklıma ahnistan geldi, Kanyonistan oralarda bir yerlerde olmalı. Düşüme girdi de bir zaman gezdim oralarda. Evet, güçlistan ve Gençistan yakınlarında taaa eskilerden kalma bu Ahnistan. Hay sen çok yaşayasın, düşüm gerçek olacak galiba. Selam ola.

huriye     13 Aralık 2013 22:12 |
Zobu ve Deli Ahmet’in hasretidir içimi acıtan.

Hala çözemediğim dostluklarını ve dostluk sırlarının sırrına eremediğim Zobu emmim ve babam Deli Ahmeti çok özlememe neden olan şey onları birbirine Mevlananın ve Şemsin dostluğunu ören aşk ipinin sicimleriyle bağlanmış olmarıydı birbirlerine sanırım. Siz giderken tüm dildeki lugatlardan dost ve dostluk kayramlarını yanınıza aldınız, artık ne bir tanım, ne bir adres, ne de bir örnek kaldı bizlere.

Ne okuduğum kitapların kahrmanları bu dostluğa sahip, ne gördüğüm yüzlerin içindeki ruhlar. Öyle ince, öyle derin öyle nükteli, öyle uzun ve öyle yeşildi ki dostluğunuz gördüğüm tüm yeşil renkler sizlerle aldı başını gitti sanırım. Bu gün ikinizi de çok özlediğimi hissettim, yanı başınızda olmayı dizlerinizin dibine usulca yaklaşmayı, Zobu emmimim purosunun dumanının her bir yaşanmışlık hikayesine resim çizişini izlemeyi, ağzında nasılda onu maharetle oynatışını özledim. Hikayelerinizdeki zenginliğin tadını tuzunu özledim.
Dostluğunuzdaki samimiyeti özledim, sesnizdeki sonsuz şevkati özledim. Ben ikinizi de çok özledim.
Ben sizi çok özledim Deli Ahmet ve Zobu. Nurlar içinde ışıklardan saraylarda yine dostluğunuzu paylaştığınızı görüyorum sık sık rüyalarımda. Işıktan sarayınızın kandilleri hep yansın... Ben sizlerden çok uzaklarda olsamda bu ışığın hüzmeleriyle avutuyorum çimdeki küçük çocuğu. Işıklar içinde uyuyun... Sizleri hayatıma hediye eden yaradanın merhameti sevgisi hep yanı başınızda olsun. Zobu ve Deli Ahmet...Dost ve dostluğun simgesi iki güzel insan, çok özlendiniz hem de çok...!!!


1579
Ziyaretçi defteri kaydı
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

EasyBook